Pazar, 11 Aralık 2011 (14 yıl 10 ay önce)
Latin Amerika'nın Arap Dünyası'na Mesajı
Pepe Escobar
1970 tarihli bu fotoğrafa iyi bakın.
Fotoğraftaki 22 yaşındaki kadın, subtropikal bölgede, bir engizisyon çetesi tarafından sorgulanmak üzere.
Bu fotoğrafın öncesinde 22 gün boyunca işkence gördü, elektrik verildi, suda ıslatıldı -Dick Cheney’in “ileri sorgulama” diyerek temize çıkardığı o muameleyi yaşadı.
Ama çözülmedi.
Bugün bu kadın, Dilma Rousseff, hep “geleceğin ülkesi” olarak nitelendirilen, satınalma gücü paritesine göre (Birleşik Krallık, Fransa ve İtalya’nın önünde) dünyanın yedinci büyük ekonomisi ve bir BRICS üyesi olan, uluslararası arenada müzik, futbol ve yaşama zevkiyle örülü yumuşak bir güç uygulayan Brezilya’nın Devlet Başkanı.
Bu fotoğraf sadece bir
Rousseff biyografisinin parçası olarak yayınlandı;
Brezilya’da, askeri diktatörlük (1964-1985) süresince tam olarak ne olduğunu saptamak için sonunda bir Hakikat Komisyonu’nun kurulmasının hemen ardından.
Arjantin bunu önceden yapmış, halen yaşayan kendi üniformalı engizisyoncularını yargılayıp cezalandırarak epey yol almıştı.
Bu Cumartesi Rouseff da
Buenos Aires’te olacak yeniden,
Arjantin Devlet Başkanı seçilen
Cristina Kirschner’in yemin töreni için. Güney Amerika’nın bu iki kilit ülkesinin devlet başkanları da kadın. Bunu
Mısır’daki
Tantawi cuntasına ya da Suudi Sarayı’ndaki demokratik emsallerine anlatmalı.
Bu işler zaman alır
Mısırlılar, bir askeri diktatörlüğü defetmenin Brezilyalıların 21 yıldan fazla zamanını aldığını bilmiyor olabilirler. Fotoğrafta gördüğümüz işkencede çözülmeyen Dilma, bugün
Kahire’den
Manama’ya,
Halep’ten
Suudi Arabistan’ın doğusuna kadar demokrasi için dövüşen '
google kuşağı'nın 1970’lerdeki karşılığıydı.
“
Özgürlük” diye haykırmak, yalnızca -çok fazla zamandan başka- kaybedecek bir şeyi olmadığını söylemenin bir başka yolu. Brezilya’da gerçek demokrasi, 1964’de
Washington’un aktif gözetiminde gerçekleştirilen askeri darbe tarafından başı ezildiğinde, daha yeni yeni gelişiyordu. Koma, yirmi yıldan uzun sürdü.
Sonra 1980’lerde ordu, kaplumbağa adımlarıyla gerçekleştireceği kendi demokrasiye “
geçiş dönemi”ni dillendirmeye karar verdi; “
yavaş, kademeli ve güvenli” - Onlar için güvenli, elbette- bir geçişti bu. Ama sonunda geçişi turbo motora bağlayarak tamamlayan -Tahrir Meydanı stiliyle- sokaklar oldu.
Demokratik kurumların güçlendirilmesi -başkanlık kurumu üzerindeki yolsuzluk şüphesinin kalkması da dahil- 10 yıldan fazla zaman aldı. Ve bir başkan -
Obama’nın “
adam” (the man) olarak kutsadığı, sınırsız popülariteye sahip
Lula- başkanlığı ikinci bir 8 yıllığına daha yürüttü; Dilma’ya yol açmak için.
Yani yol -yüzyıllardır gözü yalnızca zengin kuzeyde olan kibirli ve açgözlü bir elit tarafından yönetilmiş- dünyadaki en eşitliksiz ülkelerinden birinin, sonunda toplumsal katılımı (social inclusion) ulusal politikalarının temeli olarak kabul eden bir ülkeye dönüşmesi kadar uzun.
Brezilya’daki gelişmeler,
Güney Amerika’nın başka birçok bölgesinde yaşananlarla paralel.
Yeni kurulan
Latin Amerika ve Karayip Ülkeleri Birliği’nin (İspanyolcadaki baş harfleriyle
CELAC) geçtiğimiz hafta
Caracas’ta bir araya gelmesiyle kısmen bir zirveye daha ulaşıldı . CELAC -
Immanuel Wallerstein’in da adlandıracağı gibi, yeni bir dünya sisteminde- adalet, sürdürülebilir kalkınma ve eşitlik temelinde birleşmiş bir Latinamerikan ulusu oluşturulmasına dair bir düşünce kıvılcımıyla başladı. Süreçte iki isim öne çıktı -Lula ve
Venezüella Başkanı Hugo Chavez. Bu ikisinin vizyonu, eski bir gerilla lideri olan
Uruguay Devlet Başkanı Pepe Mugica’dan bir banker olan
Şili Devlet Başkanı Sebastian Pinera’ya kadar herkesi ikna etti.
Böylece şimdi, Atlantikçi Kuzeyin tamamı ölümcül bir krizin ortasındayken, Latin Amerika gerçek bir “
üçüncü yol” (Şu
Tony Blair’in çeşitlemesini unutun artık) olasılığıyla ortaya çıkıyor.
Piyasa Tanrısı emirleri altındaki Avrupa kendi insanlarının giderek derinleşecek yoksulluğunu dizayn ederken, Latin Amerika günden güne büyüyen bir sosyal katılıma doğru adımlarını hızlandırıyor.
Ve Latin Amerika, Kuzey Afrika’dan
Ortadoğu’ya kadar gerçekten demokrasiyi düşleyen her bölgeye, bugünkü demokratik kazanımlarının mücadeleyle kazanılmış meyvelerini incelemesi için sunabilir.
Hedefe odaklanın, ödül beklemeyin
CELAC güçlü bir Güney-Güney diyalogu için sağlam bir güvence. Birlik, başlangıç döneminde Şili, Küba ve Venezüella tarafından yönetilecek.
Eski
Tupamaro gerilla lideri Uruguay Devlet Başkanı Pepe Mugica Caracas’ta şunu tüm açıklığıyla söyledi; Birleşik bir Latin Amerikan rüyasına uzanan bu yol elbette dikensiz bir gül bahçesi olmayacak. Geniş kapsamlı politik ve ekonomik projeler şekil almadan önce epey bir ideolojik savaş yaşanacak.
CELAC Brezilya’nın hakimiyetindeki Unasur’u -Güney Amerika Birliği- tamamlıyor.
Unasur, kendisi de daha başlangıç evresinde; şu an için esasen bir forum.
Ama onun yerine şimdilik
Mercosur var -Brezilya, Arjantin, Uruguay, Paraguay ve yakında Venezüella’nın da katılacağı Ortak Pazar. Caracas’ta hem Dilma, hem de Cristina Chavez’le yakın gelecekteki birleşmenin altını çizdiler.
Brezilya’nın en büyük ticari ortağı
Çin, eskiden bu ABD’ydi. Yakında iki numara Arjantin olacak -onlar da ABD’yi geride bırakıyor. Mercosur içindeki ticaret patlama yaşıyor -ve Venezüella’nın katılımıyla da patlama devam edecek.
Ama birleşmeye giden yolda sıkıntılar da yok değil. Şili ikili anlaşmaları tercih ediyor. Meksika ilk önce kuzeye bakıyor -
NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması) yüzünden. Orta Amerika ülkeleri ise pratikte ABD sömürgesi durumundalar,
CAFTA (Orta Amerika Serbest Ticaret Anlaşması) yüzünden.
Tüm bu sıkıntılara rağmen, Unasur yakın zamanda çok büyük jeopolitik öneme haiz stratejik bir projeyi onayladı:
Yerel devlet şirketleri tarafından yönetilen 10 bin km’lik bir fiber optik ağ projesi; ABD’ye bağımlılıktan kurtulmak için.
Şu anda Latin Amerika’daki uluslararası bilgi trafiğinin yüzde 80’inden fazlası
Miami ve
Kaliforniya’ya uzanan
denizaltı kablolarından geçiyor -yüzde olarak Asya’nın iki, Avrupa’nın dört katı.
Ve
Latin Amerika’da internet ücretleri ABD’dekinden üç kat pahalı. Bu şartlar altında egemenlikten ve birleşmekten bahsetmek zor.
Washington -ki Latin Amerika’ya ihracatı Çin’e ihracatının üç katı- şu anda başka bir bölgeye odaklı ve öyle de kalacak; Asya’ya, evet, Obama yönetiminin
Pasifik Yüzyılı projesini uygulamaya hevesli olduğu yere.
Gerçek şu ki Washington’un -Latin Amerikan sağcı politikacıları gibi- Latin Amerika insanına politik ya da ekonomik olarak sunacağı bir şeyi yok. Bu yüzden bugün Latinamerikalılara düşen iş demokrasilerini mükemmelleştirmek, kendi bölgesel birleşmelerini geliştirmek ve bastıran neoliberalizme karşı duracak alternatif sosyal-demokratik modeller tasarlamaktır.
Ve bu arada,
Walter Benjamin’in bahsettiği şu Tarih Meleği’ne özgü oyunlardan birine başvurarak, belki de dahil olduğumuz bizim Küresel Güney’imizde geçmişteki deneyimlerini Ortadoğulu kız ve erkek kardeşleriyle paylaşabilirler.
Yol gerçekten uzun. Bir diktatörlüğe karşı çıkan 22 yaşında bir kadınla başladı. Ve artık geriye dönüş yok.
TLAXCALA
Kaynak: http://www.aljazeera.com/indepth/opinion/2011/12/201112694026340182.html