Devlet gizli ibareli genelgelerle herkesi polis, ajan yapmaya, toplumu sözde teröre karşı, gerçekte ise işçi sınıfı ve devrimcilere karşı harekete geçip linçler yapan faşist piyonlar haline getirmeye çalışıyor.
İlköğretim ve ortaöğretim okulları İçişleri Bakanlığı'ndan "teröre karşı" branş öğretmenlerinden oluşacak bir komite kurmaları talimatıyla bir genelge aldılar. Bir şok yaşıyorlar mı bilinmez ama Eğitim-Sen genelgeyi “kolluk gücü olmayacağız” diyerek karşıladı.
Gizli ibareli genelgelerle yönetilmek ve yönetmek devletin özel ve resmi “harekat güçlerinin”, kolluk kuvvetlerinin uygulama ve iş yapma tarzı olarak biliniyordu, fakat aynı yöntem toplumu yönetme/yönlendirme tarzı olarak da kullanılıyor çoktandır. 28 Şubat günlerinde açığa çıkan "andıç"lardan da bildiğimiz bir yönetmdir bu. Ama artık iş öyle bir hale geldi ki ortaya böyle kendi işinde gücünde olan insanların bile “Pes yani, ben neyim öğretmen mi polis mi" diyebileceği bodoslama örnekler çekincesizce çıkabiliyor. Böyle giderse bugün jandarma, polis, özel güvenlik, sivil faşistler eliyle yaptırılan tetikçilik çok yakında tüm topluma doğru yaygınlaştırılır. "Teröre karşı silahlanın" çağrısı yapacak raddeye varır. Toplumun silahlanması elbetteki silah kullanma tekelini elinde bulunduran burjuva devletin tercih edeceği bir şey değildir ama kendine dönmedikten sonra neden olmasın. Paramiliter güçler yabancısı olduğumuz bir şey değil. Ya devletin tetikçisi olursunuz ya da üniversitelerde jandarmanın silahlı saldırısına hedef olursunuz, sendika bürolarınız polisçe basılır, pervasızca polisliğe davet edilirsiniz? Bunlar hergün örneklerini çokça gördüğümüz, her zaman karşı karşıya kaldığımız "rutinleşmiş" olaylar. Memuru, işçisi, öğrencisi... neyle karşı karşıyayız. Üzerimize üzerimize gelen bodoslama bir saldırganlık bu. Dışında kalmak, işinde gücünde olmak pek mümkün görünmüyor. İlan edilmemiş ve tek taraflı bir harekatın tüm yaşamımız üzerinde genişleyen saldırganlığı bu. Soluk almamızı bile engelleyecek kadar boğucu olmaya başladı üstelik. Bir taraftan muhalif olan herkesi "terörist" ilan eden yasaların geçirilmeye çalışılması, bir taraftan da tüm toplum kesimlerinin psikolojik harekatın birer uygulayıcısı haline dönüştürülmesi. Aynı merkezden (devlet) çıkan ve aynı amaca hizmet eden (sermayenin sömürüsüne ve egemenliğine) uygulamalar bunlar ve biz işçi-emekçilerden tüm bu uygulamaların hayat bulduğu o bitmek tükenmek bilmeyen zengin malzemesi olmamız isteniyor. Sınıf kardeşimizi ihbar etmemiz, hatta linç etmemiz isteniyor.Bunun için onlar "program" yapar, biz de onların “malzeme"leri olarak bunların daha aktif uygulayıcıları olalım; bize söylenen budur.
Anlaşılan o ki AB uyum yasalarıyla MGK bünyesinden İçişleri Bakanlığı bünyesine aktarılan psikolojik harekat yürütücüsü olan Toplumla İlişkiler Başkanlığı kurumsal örgütlenmesini tamamladı ve artık 81 ilde Toplumla İlişkiler Büroları kurularak hizmete hazır hale getirildi. Şimdi artık Başkanlık'tan kendilerine gelecek plan ve projeleri uygulamaya hazırlar. İşte o projelerden biri, 60 maddeden oluşan “Bölücü Faaliyetlere Yönelik Eylem Planı” adıyla Toplumla İlişkiler Daire Başkanlığı tarafından 2 ay öncesi Genelkurmay Başkanlığı, MİT, Dışişleri, Sağlık, Milli Eğitim Bakanlıkları ile Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK)’na “PKK’yla ilgili yeni dönem stratejisi” olarak sunuldu. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki okullara hadi komitelerinizi kurunuz ve çocukları polise ihbar ediniz diyor.
Eylem planının koordinasyonu İçişleri Bakanlığı Toplumla İlişkiler Daire Başkanlığı’ndan, uygulaması ise sadece valilik bünyelerinde kurulan toplumsal harekat bürolarıyla sınırlı kalmaksızın tüm topluma yaygınlaştırılıyor. Her okulda bir "ajan öğretmenler komitesi" oluşturulacak. İlköğretim ve ortaöğretim okullarında branş öğretmenlerinden komiteler oluşturularak "terörle mücadele" edilecekmiş.
Öğretmenler böyle onursuz bir işi yapmayacaklarını ilan ettiler. Eğitim-Sen Genel Basın Yayın Sekreteri Sayım Gültekinyaptığı açıklamada “Böylesine ‘saman altından sunulmuş’ bu genelge derhal geri çekilmeli, öğretmenden halktan ve öğrencilerden özür dilenmelidir. Öğretmenlerin görevlerinin ne olduğu yasayla açık bir biçimde ortaya konmuştur. Öğretmenlere bu ülkede hiçbir güç polislik yaptıramaz.” dedi.
Ancak bu iş sadece öğretmenlerle ilgi sanılmasın. Tüm devlet kurumlarında benzer uygulamalar yapılıyor. Devlet halka karşı yürüttüğü psikolojik savaşını kuşatmaya çeviriyor. Kuşatmadan kurtulmanın yolu ise kuşatmayı yarmak için karşı hareket geliştirmektir. Kendi özgürlüklerimiz için, talep ve ihtiyaçlarımızla karşı çıkmaktır. Burjuvazinin, sermayenin çıkar ve ihtiyaçları için değil kendi çıkar ve ihtiyaçlarımız için harekete geçmektir. Sözün kısası; kendi davası için dövüşmeyen, dövüşür başkasının davası için.