1 Mayıs 2006 dersleri

Cumartesi, 6 Mayıs 2006 (20 yıl 5 ay önce)

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da 1 Mayıs 24 il ve birkaç ilçede 80 bin işçi ve emekçinin katılımıyla kutlandı. En yüksek katılımın gerçekleştiği İstanbul’da yaklaşık 30 bin, Ankara, İzmir, Adana, İzmit gibi diğer metropollerde ise yaklaşık toplam 35 bin emekçi 1 Mayıs alanlarına çıktılar.

Görüldüğü gibi, 2006 1 Mayıs’ı, zaten sayıca da cılızlaşmış olan kitle eylemlerinin ortak çizgileriyle buluşuyor: Katılımdaki düşüş eğilimi ve coşku eksikliği, arkası neredeyse boş pankartlar ve önceki mücadele gelenekleri artık süs gibi duran sendika, kitle ve meslek örgütü kortejleri, işçi sınıfı ve emekçilerin, Kürt halkının ortak acı, özlem, umut ve taleplerini yansıtmaktan, anlık bir elektrik yaratmaktan dahi uzak kürsü konuşmaları… Bu tablo, yıllara yayılmış sistemli bir örgütsüzleştirme, sınıfın belleğini silme ve terörizasyon operasyonunun sonucu olarak yaratıldı. Üstelik sadece Türkiye’de de değil, dünya çapında da 1 Mayıs, birkaç istisna dışında ancak onbinlerle kutlanıyor! 1 Mayıs’ın hala yasak olduğu Türkiye gibi “numunelik” ülkelerde işten atılma ve provokasyona, envai çeşit korkudan 1 Mayıs’a dair bir bilgi kırıntısının bile olmamasına dek sınıf hareketinin koşullarını gösteren bir dizi etmen, o gün milyonları işyerlerine kilitliyor. İşçiler 1 Mayıs’a gittiğine yorulup işten atılma korkusuyla hastalık izni bile almıyorlar… Avrupa başta olmak üzere proletarya mücadelelerinin 1 Mayıs kazanımına ebelik etiği ülkelerde ise, işçiler ya bir günlük tatil yapıyor ya da alışverişe çıkıyorlar! İster faşist zorbalıkla, ister işsizlik basıncıyla, ister ideo-kültürel yozlaşma ve manipülasyonun yarattığı kayıtsızlaşmayla sınıf kimliğine, onun simge ve değerlerine vurulan darbelerin yükünü taşıyarak yaşanıyor 1 Mayıs’lar.

Sınıf düşmanı, keyifle izlediği bu durumu, “sanayi ötesi toplumda proletaryanın azınlığa düşmesi” ile açıklıyor. Artık, diyor, “teknisyen torna merdanesiyle değil ekran faresiyle; tezgáhtar küt tırnakla değil manikürlü elle; varoş genci fabrika tulumuyla değil hamburgerci kepiyle ürettiği içindir ki, bu yeni hayat tarzında ve bu yeni değerler ölçeğinde, 1 Mayıs’ın ’sınıf kültürü’ artık yoktur!” Biz ise, işçi sınıfı hareketinin güçten düşmesini ve onun yarattığı kimlik kaybını sınıf düşmanına tam karşıt yönden çözümlemiş olarak 1 Mayıs’ları sadece yorumlamak değil, asıl değiştirmek için aynanın içindekilere bakmalıyız. 1 Mayıs’ı 1 Mayıs yapan, onu tarihe kanla yazan mücadelelerin bugün kendisini ortaya koyamamasının işçi sınıfı devrimcileri için tek bir anlamı vardır: “1 Mayıs’ı kazanmak gerek!”

1 Mayıs’ı kazanmak, onu işçi sınıfının bilinç ve kültürünün yapıtaşlarından biri haline getirmek, haldeki durumda dayanılmaz çalışma saatleri içinde yaşamının öğütülmesine boyun eğen, yanıbaşındaki sınıf kardeşinin işten atılmasına, iş cinayetine kurban gitmesine ses çıkaramayan, kapitalizme karşı sınıfın onurunu koruyamayan bir işçi sınıfını tarihsel misyonunu yerine getirmek üzere örgütlemektir.

1 Mayıs’ı kazanmak, geleneksel sendikal hareketin erimesini her yıl salt “devrimci çalışma için mıntıka temizliği” olarak tespit etmekle yetinmek değildir. Devrimci 1 Mayıs’lar, bölge, havza, sektör, işyeri düzleminde sınıfın en geniş kesimlerinin özlem ve talepleri doğrultusunda, işbirlikçi, reformcu sendikacılığa alternatif, etkin ve militan bir sendikal örgütlenme ve mücadele pratiğinin örgütlenmesiyle yaratılacaktır. İşçilerin sendika yönetimlerini denetim kanallarının kapatılmasına, sınıfsal cehaletlerine “örgütlülük” kılıfının geçirilmesine dayalı bürokratik sendikacılığa alternatif, sınıfın devrimci inisiyatifinin önünü açan anlayış ve yöntemleri geliştiren bir sendikal pratik ve önderlik zorunludur. Türkiye işçi sınıfı hareketinin uzun dönem lokomotifliğini yapmış metal işçilerinden fırın işçilerine dek, işçi sınıfının örgütlenmesi, profesyonel sınıf örgütçüsünden azımsanmayacak bir yoğunlaşma ve beceri talep etmektedir.

Patronlara karşı işçi sınıfının güç ve ağırlığını, onurunu hissettirmeyen bir çalışma, 1 Mayıs’ları yaratamaz. Tüm sönüklüğüne rağmen, son 1 Mayıs’a da can ve renk veren, işçi sınıfının ve Kürt emekçilerinin burjuvaziyle ve faşist rejimle militan mücadele içerisindeki bölükleri oldu. Bu, çadırına kapalı silik bir direnişin, grevin -direnişçilerin sınıfsal gelişimi açısından elbette ki anlam taşıyan- “Sesimiz burada da duyulsun” arayışından farklıdır. Burjuvaziyle dişediş mücadele, emek önderlerinin bu mücadelede kitleler içerisinde güven sağlaması ve emeğin yumruğunun konuşması, 1 Mayıs’ın kitleler nezdindeki meşruiyetinin gelenekselleşmesinde temel bir faktör olarak işleyegelmiştir.

Sınıflar arası güç dengeleri üzerinde devrimci yönden etkide bulunabilecek bir 1 Mayıs, aynı zamanda işçi sınıfı ve emekçi kitleler içerisinde bütünsel bir faaliyetin de yakıcılığı anlamına gelir. Tüm toplumsal-siyasal dinamikleri, bugünkü neoliberal saldırı ve geçirdikleri iç dönüşüm koşullarında çözümleyerek birikimlerini işçi ve emekçilerin güç ve özgüven toplaması temelinde harekete geçirebilen bir politik önderlik bunu yapabilir ancak. Emekçilerin devrimci demokratik, militan birikimleri, sosyal kurtuluşun yol gösterdiği örgütü çevreleyen örgütler ağı üzerinden devrimimizin itici güçlerinden biri olarak kavranmalıdır.

1 Mayıs, “hamburgerci kepiyle ekran faresini”, tersane işçileri ile evleri yıkılan emekçileri, Kürt işsizlerle dersane öğretmenlerini… aynı kulvarda birleştirebiliyorsa bu bütünlüğe yönelmiş demektir. Öte yandan “Dans edemediğim devrim devrim değildir” sözüne gönderme yapacak olursak, kadın emekçilerin alanlara taşınmadığı bir 1 Mayıs da işçi sınıfının gücünün ancak yarım bir yansısına işaret eder. Bütün bunlar, 1 Mayıs’ın kazanılmasını öyle uzak bir geleceğin sorunu haline falan getirmez! Aksine, altı çizilmek istenen, onun “kendinde”, son bir ayın kitle çalışmasındaki örgütçülük becerilerimizle, vb. vb. ilgili değil, çok daha geniş kapsamlı bir sınıf kültürü ve hareketinin yaratılması ile bağlantısıdır. Ve küçük de olsa attığımız tüm adımların da gösterdiği üzere; çalışmaların sistemlileşmeye, süreklileşmeye başladığı, yerel öncüler, yerini dolduran öncü işçi kurulları gibi dayanaklarla hareket edilen her yerde, bu çabaların sonuçlarını almak uzağımızda olmayacaktır.

İçine girdiğimiz konjonktür, yalnız 1 Mayıs’ların değil, tüm kitle örgütlenmesi ve eylemlerinin gelişim zeminini daha sert koşullara tabi kılıyor. Kölece çalışmak, kölece yaşamaya, daha büyük harflerle kölece susmak eklenmek isteniyor. Emekçiler, kendi diş gıcırtılarını dinlemeye zorlanıyor. Siyasal iklimdeki sertleşmenin sınıf ve kitle çalışmasının, örgütlenme ve eyleminin güçten düşürülmesine yol açmasına izin vermemeliyiz. Bu koşulları tam da sınıfa karşı sınıfın, faşist zorbalığa karşı emeğin yumruğunun kitlesel meşruiyet zeminini güçlendirmek için değerlendirmeliyiz.

Ufuk Çizgisi, sayı:37