“Kandan kına yakılmaz!”

GÜNCEL
Pazar, 7 Mayıs 2006 (20 yıl 5 ay önce)

Hatun Sürücü’yü hiçbirimiz tanımazdık bir sene öncesine kadar. “İçimizden biri” idi o. Almanya’da yaşayan Erzurumlu bir ailenin kızıydı. Yüzlerce yaşıtı gibi genç kızlığa adım atar atmaz, hiç tanımadığı bir memleketlisine zorla verilmiş, henüz 16’sında iken de evlendirilmişti. Çocuk denecek yaşta iken doğurduğu çocuğuyla birlikte büyüyordu. “İyi evlat”, “iyi kardeş”, “iyi eş”, iyi anne”, iyi ev kadını”, “iyi gelin” ve daha birçok “iyi …” olması istenmişti ondan. Bu “iyi”ler neydi? Kim belirlemişti bunları? Bunlar Hatun’un istekleri ve beklentileriyle örtüşüyor muydu? Hayır!.. Onun hayattan ne beklediği ve nasıl yaşamak istediği hiç önemli değildi. Önemli olan, toplumun en gerici feodal yargıları doğrultusunda yaşamaktı.

Ama Hatun, böyle yaşamayı reddetti. Eşinden ayrıldı ve “Baba evi”ne dönmesi emredilirken o, çocuğuyla birlikte yaşamayı seçti. Genç bir kadın olarak en doğal hakkı olan yeni beraberlikleri aradı mı aramadı mı bilinmez. Normalde kimseyi ilgilendirmemesi gereken bu durumlar, Türkiye toplumunun en gerici tepkilerini biriktirir. Hatun için de böyle oldu. Eşinden ayrılması yetmiyormuş gibi, “Baba evi”ne dönmemesi, idam fermanının imzalanmasına yetti. Berlin’in göbeğinde, sokak ortasında kurşunlandı genç kadın. Bir namus daha temizlenmişti!

İlk önce bu haberle tanıdık Hatun’u. Nisan ayı içinde sonuçlandı davası. Klasik hikaye: Cinayeti o sıralar 18 yaşını doldurmamış kardeş üstlendiği için, sadece 9 yıl 3 ay hapis cezası aldı. İki yetişkin kardeş ve cinayet kararını veren asıl katiller paçayı kurtardı!

Fırsattan istifade!
Davanın sonuçlandığını belki kısa bir haber olarak okuyacaktık bazılarımız ve sonra da olayı unutup gidecektik. Ama öyle olmadı. Olay, Temmuz ayında yapılması planlanan “Entegrasyon Zirvesi” hazırlıkları kapsamında bilinçli olarak gündemde tutuldu.

Almanya’da son birkaç aydır göçmenler, sistemli bir şekilde gündemin zirvesinde tutuluyor. “Vicdan testleri”yle başlayan göçmenlerin sırtından toplumsal ayrımı derinleştirme politikası, Muhammed’in karikatürleri, Kurtlar Vadisi Irak, Berlin’deki bir okulda Türkçe’nin yasaklanması, başka bir okulda göçmen gençlerin şiddet olaylarına karışması üzerine eğitimin durdurulmasının önerilmesi ve şimdi de Hatun’un davası…

Göçmenlerle ilgili tartışmaların, yerli ve göçmenler arasındaki önyargıları körüklemeye hizmet ettiği, daha doğrusu konunun bu amaçla işlendiği her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. “Almanya’da çokkültürlü toplumun iflas ettiği ya da yalan olduğu” yönünde yapılan tartışmalar nedeniyle, farklı din ve kültürden emekçiler arasındaki önyargılar yükseltiliyor. Sonra da “Ülkeye uyum sağlamayan yabancılar çeşitli biçimlerde cezalandırılsın, sınırdışı edilsin” çığlıkları atılıyor!

Hatun’un davası da buna malzeme yapıldı. Ne ilginçtir ki hukuksal olarak cinayetle ailedeki yetişkinler arasında bağ kuramayıp çocuğu cezalandıranlar, siyasal olarak ailenin sınır dışı edilmesi gerektiğini düşünebiliyor! Bununla da kalmayıp, gençlik cezası yaşının yükseltilmesini tartışabiliyor! Tekil olaylardan hareketle tartışmaya açılan yasa değişikliği önerileri, böylelikle genelleştiriliyor!

Birarada, kardeşçe…
Sermaye cephesi, aylardır sistematik olarak göçmenlere karşı yürütülen tartışmaların yarattığı havayı da arkasına alarak “Entegrasyon Zirvesi”nde “Yeni bir göçmenler politikası” biçimlendirmeye hazırlanıyor. Bu politikanın merkezine, son aylarda sıkça telaffuz edilen “Çokkültürlü toplumun çöktüğü” biçimindeki tezler yerleştirilecek ve öyle görünüyor ki “uyum” ve “entegrasyon” adı altında göçmenleri ilgilendiren yasalar bir kez daha sertleştirilecek.

Alman ve göçmen emekçilerin biraraya gelmesi, taleplerini daha yüksek sesle ifade etmesi gerekiyor. Bütün gerici dayatmalara karşı, farklı uluslardan ve kültürlerden emekçilerin birarada yaşamasının mümkün olduğu ancak böyle gösterilebilir.
Bir yanda gerici feodal değer yargılarıyla kan dökenler, bir yanda dökülen kanları gerici politikalarına malzeme yapanlar… Engel olmadığımız sürece bizim kanımız, onların elinin kınası oluyor. Oysa şairin dediği gibi; “Kandan kına yakılmaz!..”

Yaşanacak Dünya Gazetesi, sayı: 25, Mayıs 2006