Halkın acılarından, sevinçlerinden, umut ve beklentilerinden, insana dair yaşanabilecek tüm anlamlı duygudan beslenen güçlü bir hümanizma ruh kattı türkülerine.
Aşık Mahsuni Şerif, Kazancı Bedii, Ali Ekber Çiçek… Bir dönemin tarihsel toplumsal dokusu içinden çıkmış, o dokuya bağlama ve yürek telleri ile ruh ve anlam kazandırmış halk ozanları…
Yaşadıkları çağda, yaşamdaki duruşları ile farklı farklı anlamlar kazanmış her biri. Temsil ettikleri değerler ve şekillendikleri koşullar itibari ile soylarının son örnekleri olmuşlar… Arkalarında, yürek ve bağlamanın telleri ile yarattıkları ve bugün hepimizin içini ısıtan sayısız anlamlı türkü bırakarak ayrıldılar aramızdan.
Halkın acılarından, sevinçlerinden, umut ve beklentilerinden, insana dair yaşanabilecek tüm anlamlı duygudan beslenen güçlü bir hümanizma ruh kattı türkülerine. Bu yüzden olsa gerek, şu ‘’teknoloji çağında'’ büyümüş en son gençlik kuşağının bile dilinde oldu eserleri. Bu yüzden olsa gerek, hiç eskimediler, her dinlendiklerinde yeniden yeniden keşfedilen bir derinlikle ölümsüzleştiler…
Onlar Pir Sultan değil belki. Ama Pir Sultan’ın ölümsüzlük sırrına belirli noktalardan ermiş olmalarıyla tıpkı onun gibi gelecek çağlara da ses olacak kadar derin ve güçlü notalar, sözler ve anlamlar bıraktılar. Aşk da insan sevgisi ve dostluk da insan olmaya dair aklımıza gelebilecek tüm erdemler ve güzellikler de onların dilinde ve telinde en saf ve damıtılmış hali ile nota denilen o büyülü senteze döküldü!
İnsana va yaşama dair
En son Ali Ekber Çiçek ayrıldı aramızdan, bu halk ozanlığı geleneğinin belki de son halkası olarak. Arkasından devasa bir derleme türkü hazinesi ve beste bırakarak.
Emekçi bir yaşamdan geldi, emeği ve emekçiliği hiç unutmadığı için hep onun gücüyle yarattı. Asla eskimeyecek ‘’Haydar Haydar!'’ türküsünü mü desek, acı bir duygu olan sıla özlemini en saf hali ile damıtan ‘’Yolumuz Gurbete Düştü'’yü mü, umudu halk diliyle dillendiren ‘’Ağlama Gözlerim'’i mi, aşkın en saf ve yalın ifadesi olan ‘’Kişi Sevdiğini Gönülde Bulsa'’yı mı, bencil ve köşe dönmeci bir kültüre karşı ‘’Dünya İçin Gül Benzini Soldurma'’yı mı?..
İnsana ve yaşama dair ne varsa hepsini bulmak mümkündür onun türkülerinde, deyişlerinde, nefeslerinde… İnsan üzerine, dünya üzerine, mal-mülk kavgası üzerine, gam-keder ve yoksulluk üzerine, zulüm üzerine içinden geleni, içinden geldiği gibi söylemiş. Yapaylıktan, yalan ve dolandan uzak durarak söylemiş… Popülizmden ve slogancılıktan uzak durarak en saf, en yalın ve doğal haliyle söylemiş söyleyeceklerini. Notalarda dillenen duygu ve düşünce sentezi gücünü bundan aldığı için birer klasik olmuş.
Onu, Mahsuni’yi ve halkın tüm duygularını en saf hali ile dillendiren tüm ozanlarımızı saygıyla anıyoruz…
Yaşamı
1935′te Erzincan’ın Ulular köyünde dünyaya geldi. 1939 depreminde babasını yitirdi. Çok küçük yaşlarda rençberlik yapmaya başladı. Bu arada bağlama çalmayı öğrendi. İlk bağlama derslerini Potim İsmail Dede ve Emin Tabak Dede’den aldı.
İlkokuldan sonra öğrenimini sürdüremeyen Çiçek, yaşamını sağlamak için sayısız işte çalıştı. Ancak müzikle olan bağını hiç koparmadı. İlk gençliğinde İstanbul’a giderek halk müziğinin değişik isimleri ile tanıştı ve kendisini geliştirdi. 1954′te Muzaffer Sarısözen tarafından beğenilerek Ankara Radyosu’na girdi. 1961 yılında ise İstanbul Radyosu’na ses ve bağlama sanatçısı olarak girdi. Sanat yaşamı boyunca 400′den fazla türküyü derleyerek Türk halk müziğine kazandırarak, halk müziğini geniş kitlelere taşıyan kişilerden biri oldu.
Derlediği bazı türküler:
Bir Güzeli Methedeyim
Böyle İkrarınan Böyle Yolunan
Bunca Olan Emeğimi
Çoktan Beri Yollarını Gözlerim
Derdim Çoktur Hangisine Yanayım
El Vurup Yaremi İncitme Tabib
Ey Erenler Akıl Fikir Eyleyin
Gönül Gel Seninle Muhabbet Edelim
Gönül Gel Varalım Gülşen Bağına
Gurbet Elde Bir Hal Geldi Başıma
Gurbet Elde Yadellerin Derdini
Gül Yüzlü Sevdiğim
Hazin Hazin Esen Seher Yelleri
İsmini Sevdiğim Saadetli Dostum
Nasıl Yar Diyeyim Ben Böyle Yare
Ondört Bin Yıl Gezdim Pervanelikte (Haydar Haydar)
Şepke’nin Kavakları
Yolumuz Gurbete Düştü