Toplumun her kesimini hedef alan Terörle Mücadele Yasa tasarısına karşı mücadele genişliyor. Meclise sunulan yeni yasa tasarısı değişik kesimlerin tepkisine neden oluyor. Çeşitli üniversitelerden öğretim görevlisi ve öğrenci yaptıkları bir açıklamayla Terörle Mücadele Yasası'na karşı olduklarını ve herkesi bu yasaya karşı çıkmaya çağırdı. İmzaya açtıkları bir metinle TMY karşıtı mücadele ve etkinliklere çağrı yapan öğretim görevlileri ve öğrenciler açıklamalarında şöyle dedi: Aşağıdaki metin hem TMY'ye karşı bir imza kampanyası olarak, hem de tasarının geri çekilmesini sağlayacak kitlesel etkinliklerde bulunma çağrısı olarak tasarlandı. Bizler biliyoruz ki toplumun çeşitli kesimlerinde bu yasa tasarısına karşı muhalefet girişimleri başlamış durumdadır. Ancak bu muhalefetin geniş bir çatı altında birleştirilmesi acil bir gündem olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı endişeleri taşıyan tüm öğretim üyesi ve öğrencileri metni imzalamaya ve kendi üniversitelerinde duyurmaya davet ediyoruz."
Akademisyen ve öğrencilerin kamuoyuna sunduğu imza metnini aşağıda yayınlıyoruz:
Toplumla Mücadele Yasasına Karşıyız
Biz aşağıda imzası bulunan öğretim üyeleri, üniversite öğrencileri ve mezunları; tüm gazetecileri, yazarları, öğretim elemanlarını, öğrencileri, hukukçuları, siyasi partileri, demokratik kitle örgütlerini ve sivil toplum kuruluşlarını Terörle Mücadele Yasa Tasarısı konusunda bilgilenmeye çağırıyor; hepimizin acil eylemlilik girişimleriyle yasanın geçirilmesine muhalefet etmesi gerektiğine inanıyoruz.
Öngörülen Terörle Mücadele Yasası, medyada yansıtıldığı gibi silahlı eylemlerde bulunanlar ve bunların liderleri hakkında değildir. Medyanın tek bir maddeye odaklanarak tasarıyı tartışma eğilimi ve meclisteki partilerin tasarıya karşı geliştirdikleri eleştiriler, tasarının anti-demokratik özünü görünmez kılmaktadır. Çünkü öngörülen yasa, yeni suç kategorileri icat edip terör tanımını genişletmektedir. TCK’da düzenlenen suçların %30’unu terör suçu haline getirmekte ve her türlü muhalif hareketi itham altında bırakarak biz sivil halkı hedef almaktadır. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin 1999’da iptal ettiği kolluk güçlerinin duraksamadan ateş etme yetkisini geri getirerek yeniden yargısız infazlar döneminin gündeme gelmesine imkân tanımaktadır.
Tasarının en tehlikeli maddelerinden birisi de 6. maddedir. Bu madde “terör örgütünün veya amacının propagandasını yapmak” suçlamasıyla yeni baştan her türlü muhalif düşünceyi yargılanır kılmaktadır. Örneğin “genel grev” yapılmasını savunmak, “ana dilde eğitim,” veya “genel af” için çabalamak, faili meçhullere, gözaltında işkenceye ve “F-tipi cezaevilerine” karşı olmak, savaşların sonucunda yoksulların kurban olduğunu söylemek, Irak halkının ABD’ye tepkilerinden yana olmak, sınıfsal sömürüye karşı durmak, din, dil, ırk ayırmayan demokratik ve bağımsız bir Türkiye istemek öngörülen yasaya göre suç sayılabilecek ve 1 ila 3 yıl arasında hapis cezası getirebilecektir; çünkü yasalar tarafından terör örgütü olarak tanımlanan gruplar bu tür düşünceleri de savunmaktadır.
Aynı madde, örgüt amacının afiş veya pankartla yaygınlaştırılmaya çalışılmasını suç saymakta ve bu suçun “dernek, vakıf, siyasi parti, işçi ve meslek kuruluşlarına veya bunların yan kuruluşlarına ait bina, lokal, büro veya eklentilerinde veya öğretim kurumlarında veya öğrenci yurtlarında veya bunların eklentilerinde” işlenmesi halinde, cezanın iki katına çıkarılacağını belirtmektedir. Bir diğer deyişle tasarı üniversiteleri, sivil toplum kuruluşlarını ve sendikaları açık olarak hedeflemekte, örgütlenme özgürlüğünü açıkça ihlal etmektedir.
Anayasal düzenlemelere göre devlet ve devlet memurları her şartta hukuk kurallarına uygun hareket etmek zorundadır. Oysa Terörle Mücadele Yasa Tasarısı’nın 9. ve 10. maddeleri, terörle mücadelede görevli kolluk kuvvetlerinin herhangi bir suç işlemeleri durumunda; tutuksuz yargılanmalarını düzenleyerek hukuk kurallarına uygun davranmayan polis ve askerleri açıkça cesaretlendirmekte ve koruma altına almaktadır. Bu madde kapsamındaki tüm şüphelilerin savunma hakkı tek avukatla sınırlanırken kolluk kuvvetlerinin üç avukat tutmasını düzenlemekte ve bu avukatların ücretleri devlet tarafından üstlenilmektedir. Kolluk kuvvetlerince terörle mücadele kapsamında işlenecek olası bir suçun en hafif sonucunun, temel bir hak olan yaşam hakkını ve beden bütünlüğünü ihlal edeceği göz önüne alındığında bu tür bir düzenlemenin ne denli vahim sonuçlar doğurabileceği açıktır.
Ayrıca şüphelinin avukatla görüşmesi 24 saat engellenebilecek, avukatla yapılacak görüşmelerde bir kolluk görevlisi hazır bulunabilecektir. Bu eşit vatandaşlık ilkesinin tamamen hiçe sayılmasıdır. Yine bu kapsamda avukatın dosya incelemesi veya belgelerden örnek alması kısıtlanabilecek, şüphelinin avukata verdiği ya da avukatın şüpheliye verdiği belgeler incelenebilecek böylece avukatların savunmanın temsilcisi olma fonksiyonu engellenerek devletin baskı ve denetiminde bir savunmanlık yaptırılacaktır.
Tasarı ile dinleme, izleme, teknik takip kapsamı genişletilerek tüm toplum gözaltına alınmak istenmektedir. Devlet gizli soruşturmacılarla tüm muhalifleri izleyecek, gizli muhbirlerle kişi özgürlüğü ve güvenliği büyük tehdit altına girecektir. 19. maddede suç faillerinin yakalanabilmesine yardımcı olan ya da yerini bildirene para ödülü tüm toplumu ihbarcılaştırmayı hedeflemektedir.
Yasanın amaçlarını en açık biçimde yansıtan yanı muğlâklığıdır. Yasanın birçok yerinde “bazı,” “kimi,” ya da “andıran” gibi sıfatlar kullanılmakta ve birçok hukukçunun da belirttiği gibi yasa uygulayıcılara geniş bir keyfiyet alanı açmaktadır. Yani tasarı bir yandan çeşitli “suçların” cezasını arttırırken bir yandan da belirsizlik yoluyla kapsamını genişletmektedir. Bununla beraber yeni TMY ile cezaları bir üst sınır ile sınırlayan hüküm kaldırılmaktadır. Böylece bazı kişiler için binlerce yıllık hapis cezasının yolu açılıyor. Mevcut yasaya göre bu kanundan dolayı bir kişiye arttırılarak verilecek hapis cezalarının toplamı maksimum 36 yıl iken bu süre ortadan kalkıyor. Bu hüküm, basın yayın ya da ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda vahim sonuçlar doğuracaktır.
"Terörle mücadele" adı altında aslında toplumun demokratik kazanımlarını hedef alan yasa tasarısı bizlere bir tarihi hatırlatıyor. 12 Eylül öncesinde toplum demokratik kazanımlar elde etmiş; sendikalarda, derneklerde, meslek birliklerinde ve siyasi partiler çatısı altında örgütlenmiş, yine toplumsal çatışmalar gerekçe gösterilerek temel hak ve hürriyetler askıya alınmıştı. Bugün de, bir yandan artan yoksulluk ve yaşanan çok çeşitli toplumsal gerilimlerin ardından neo-liberal bir rejimin kurulması için gerekli hukuki ve ekonomik altyapılar kurumsallaştırılırken, diğer yandan Şemdinli ve Diyarbakır olaylarıyla birlikte düşünüldüğünde söz konusu tasarıyla 12 Eylül'ün düşlediği otoriter rejimin inşasına yönelik adımlar atılmakta, temel hak ve hürriyetler 'hukuken' askıya alınmak istenmektedir.
Unutulmamalıdır ki; toplumun hızla siyasallaştığı, sorunlarını dile getirdiği 70’li yıllarda Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulmak istenmiş, ancak toplum, bunun karşısında kendi haklarını korumak üzere tepkisini göstermiş, DGM’lerin kurulmasını engelleyebilmiştir. Üç sene önce de Irak’ın ABD tarafından işgaline göz yuman 1 Mart tezkeresinin meclisten geçirilmesine yoğun bir toplumsal eylemlilikle karşı koyulmuş, Türkiye’nin bu kirli savaşın bir parçası olması engellenmiştir. Kısacası, 12 Eylül’ü hatırlatmak isteyenlere DGM’lere karşı toplumsal mücadele hatırlatılmalı, kitlesel ve örgütlü tepkiler 1 Mart 2003’te olduğu gibi bugün de ortaya konmalıdır. Aksi takdirde, Terörle Mücadele Yasa Tasarısı da “reform” adı altında mevcut sosyal güvenlik haklarını kısıtlayan Genel Sağlık Sigortası Yasası gibi herhangi bir toplumsal muhalefetle karşılaşmadan aynen kabul edilecektir.
Bu sebeple biz aşağıda imzası bulunanlar, toplumun her kesiminin yasa hakkında kendini bilgilendirmesini ve yasaya muhalefet etmesini savunuyoruz. Bu amaçla en kısa sürede bilgilendirici paneller düzenlenmesini ve arkasından da geniş katılımlı bir basın açıklaması ya da miting yapılmasını öneriyor, toplumu bu yönde yapılmakta olan tüm etkinliklere katılmaya çağırıyoruz.