Salı, 7 Şubat 2012 (14 yıl 8 ay önce)
Mısır Devrimi devam ediyor (Kahire’ye yapılan ziyaretin Raporu)
Yannis Almpanis
Bu
Kahire’ye yaptığım ikinci ziyaretti. İlk ziyareti geçen Ekim ayında sevgili yoldaşım
Pedram Shayar ile yapmıştım. Ekim ayında devlet televizyon binasının önündeki
Maspero’da
Kıptilere yapılan katliama tanık olmuştuk. Aynı zamanda orada bazı “
devrimci gençlik” aktivistleriyle tanışmıştık. Genel olarak politik atmosfer Mısırlı devrimciler açısından pek iyi değildi. Mısır toplumunun
Maspero Katliamı'na gösterdiği reaksiyon oldukça zayıftı ve Cuma günleri Tahrir’e birkaç bin kişi geliyordu. Pedram, durumu, başlığı “
Arap Sonbaharı” olan duygusal bir makalede özetlemişti. 3 ay sonra durum oldukça farklı bir görünüm aldı.
Devrimin birinci yıldönümü
Mısır Devrimi'nin birinci yıldönümünden birkaç gün öncesinde, 25 Ocak 2012’nin önemli bir politik gün olacağı belliydi. 25 Ocak
Tahrir Meydanı toplantısının Mısır toplumunun karşı karşıya olduğu ana çelişkiyi yansıtacağı bekleniyordu: Ya devrim tüm taleplerin karşılanmasına kadar sürdürülecekti ya da iktidardaki
Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi (SKYK) ile bir uzlaşmaya varılacaktı.
Devrimin sürmesinden yana olanlar (“
devrimci gençlik”) Mısırlıları, 25 Ocak’ı devrimin yeniden başlatılması günü olarak kabul etmeye davet etmişlerdi. Öte yandan SKYK ve parlamentoda koltukların yüzde 47’sini kazanmış olan
Müslüman Kardeşler ise Mısırlıları devrimin zaferini kutlamaya davet etmişlerdi. Hükümet, gerçek bir kutlama yapılabilmesi için 25 Ocak’ı ulusal bayram ilan etmişti. Oysa öte yandan devrimciler büyük bir kampanya başlatarak halkı “
askeri yönetimin derhal sona ermesi” pankartı altında toplanmaya çağırmışlardı. Devrimciler açısından 25 Ocak, toplumun kitlesel desteğinin yeniden sağlanması açısından büyük bir fırsat olacaktı.
Ekim ayında, özellikle Maspero Katliamı'ndan sonra, devrimci gençlik izole edilmiş gibiydi. Ancak Kasım ayında Tahrir’deki büyük hareketlilik ve
Muhammed Mahmud Caddesi'ndeki kanlı çatışmalardan sonra devrimciler oyuna yeniden dahil oldular. Mısır nüfusunun büyük bir kısmı ilk kez askeri yönetime karşı olmaya başladı. Ve devamla, Aralık’taki parlamento seçimleri ve hükümet binası önündeki çatışmalardan sonra toplum yeniden devrimci gençliğe sırtını dönmeye başladı. Bu yüzden Mısır devriminin birinci yıldönümünde ya muhafazakar güçlerin hegemonyası ya da devrimci gençliğin gücü ve popülaritesi sembolleşecekti.
“Bu bir devrimdir, kutlama değil”
25 Ocak akşamı konuştuğum aktivistlerin tümü neşeliydi. Yıldönümünün değerlendirilmesinde herkes aynı fikirdeydi. Bu kesinlikle devrimciler için bir zaferdi. Her şeyden önce halkın katılımı en iyimser tahminlerin bile üzerinde olmuştu. Yüzbinlerce kişi Kahire ve diğer büyük kentlerin sokaklarında sel gibi akmıştı. Katılımın, Mısır devriminin dönüm noktası olan 28 Ocak 2011'deki katılımdan daha büyük olduğu söyleniyordu. Büyük kitsesel katılıma ilaveten devrimci politik platformda da tam bir hakimiyet vardı. “
Bu bir devrimdir, kutlama değil!..” ve “
Askeri yönetim defol!” sloganları kalabalığın temel sloganlarıydı. Genel hava resmi kutlama havasından çok, tam bir kitle gösterisi biçimindeydi. Gösteriyi
Mustafa Mahmut Camii’nden
Tahrir’e kadar izledim ve dindar oldukları hallerinden belli olan çok sayıda katılımcının, Müslüman Kardeşler sloganlarını değil de devrimci gençlik sloganları atmalarından çok etkilendim. Daha sonra Tahrir’de politik hegemonya savaşları devam etti. İki sahne vardı. Biri Müslüman Kardeşler tarafından kontrol ediliyordu, diğeri de devrimci gençlik tarafından. Sahnenin birinde kutlama sesleri ve Kuran’dan ayetler. Diğer sahnede devrimci sloganlar ve SKYK aleyhinde yapılan radikal konuşmalar. En az bir kere aktivistler Müslüman Kardeşler'in sahnesine ulaşarak onlara “yalancılar” diye bağırdılar. Tahrir’de açık olan bir şey vardı: O da İhvan’ın (Müslüman Kardeşler) hareketi kontroldan aciz oluşu.
Müslüman Kardeşlerle SKYK arasında uzlaşma arayışı
Müslüman Kardeşler'in SKYK ile uzlaşma arayışında olduğu çok açık. Bana söylenene göre Müslüman Kardeşler askeriye ile arayı aşağıdaki üç nedenle iyi tutmak istiyor:
1- Askerlerin baskısından korkuyorlar (1954’te Müslüman Kardeşler'in isyanının bastırılması gibi).
2- Sokaktaki rahatsızlığın devam etmesi halinde solcular ve radikal demokratlar gibi keskin hareketlerin ortaya çıkacağını tahmin ediyorlar.
3- Yeni hükümeti adım adım kontrolları altına aldıkça askeriyeyi çözebileceklerini düşünüyorlar.
SKYK ise iktidarı sivillere devretmek için aşağıdaki koşulların sağlanmasını istiyor:
1- Ordunun yeni anayasanın en büyük koruyucusu olduğunun kabul edilmesi. Yeni anayasa savaş ve olağanüstü hal ilan etmeyi orduya anayasal hak olarak vermelidir.
2- Askeri bütçe Parlamentonun denetiminde olmamalıdır. Ayrıca ordunun ticari faaliyetleri üzerinde kamusal kontrol olmamalıdır (askerler Mısır ekonomisinin yüzde 40’nı temsil etmektedirler).
3- Protestoculara karşı işlenen tüm suçlarda askeri personelin tümüne dokunulmazlık sağlanması.

Kısacası Mısır Ordusu Mısır’da “
Pakistan tipi bir demokrasi” olmasını istemektedir. İstenen bazı özgürlüklerin tanınmasına karşın, gücün tamamen ordunun elinde olduğu bir rejimdir. Askeri rejim, 11 Şubat 2011'de, Tahrir kalkışması ve ulusal grev dalgalarının oluşturduğu baskı karşısında Mübarek’i feda etmek zorunda kalmıştı. Ancak
Genelkurmay Başkanı Muhammed Tantuni liderliğindeki generaller, iktidarın sivillere gerçek anlamda devredilmesini istememektedirler. Oldukça yaygın olan inanışa göre, Müslüman Kardeşler, ordunun koşullarını öyle veya böyle kabul edecektir. Bu arada Müslüman Kardeşler, gerek
ABD’ye, gerekse Mısır başkentine kendilerinin ılımlı bir politik hareket olduklarına dair mesajlar göndermektedir. Devlet Başkanlığı iki numarası
William Burns ile yeni yapılan bir görüşmede Müslüman Kardeşler,
Camp David Anlaşması'na sadık kalacaklarını ve Mübarek’in ekonomi politikalarını devam ettireceklerini teyit etmiştir. Geleneksel olarak Mısır'ın politikaları üzerinde büyük etkisi olan ABD’nin, İsrail’e tehdit oluşturmadığı ve neoliberal politikalardan ayrılmadığı sürece, Mısır’daki İslami hükümetle bir sorunu olmayacaktır. Bunlara ek olarak Müslüman Kardeşler, Mısır turizminin korunacağına dair garanti vermiştir. Bu, Mısır'ın turistik bölgelerinde içki ve bikini yasaklarının olmayacağı anlamına gelmektedir.
Bütün bunlara karşın, Müslüman Kardeşler'in SKYK ile uzlaşmaya varması pek kolay görünmemektedir. SKYK’nin koşullarının kabul edilmesi, aktivistler arasında kızgınlık yaratacağı gibi, demokratikleşme sürecini olumlayan Müslüman Kardeşler taraftarları arasında da hoşnutsuzluk yaratacaktır. Camp David Anlaşması'na sadık kalınmasının, yıllardan beri İsrail karşıtı gösteriler yapan Müslüman Kardeşler'in militan kesimi tarafından kabul edilmesi zor görünmektedir. Mısır turizm endüstrisiyle iyi ilişkiler kurulması, koltukların yüzde 24’ünü alan
Selefi Nur Partisi'nin önünü açabilir. Bu da
Mübarek’in ekonomi politikalarının değiştirilmeyeceği, gerçekte Mısır halkının fakirliğinin azaltılması konusunda hiçbir şey yapılmayacağı anlamına gelmektedir. Devrim sadece demokrasi için değil, ekmek için de yapılmıştı.
Açıkçası Müslüman Kardeşler politik manevra konusunda etkileyici beceriye sahiptir. Ancak bu durum onlar için bile oldukça zor görünmektedir.
Devrimci gençlik iktidarın hemen devrini talep etmektedir
“
Devrimci gençlik” terimi Tahrir gösterilerinin ilk çağrısını yapan ve Mübarek rejimine karşı mücadeleyi başlatan onlarca örgütü içermektedir. Hiçbirinin birkaç yüzden fazla üyesi bulunmayan bu örgütler içinde en önemlisi
6 Nisan Hareketi’dir. Üyelerinin az olmasına karşın derhal harekete geçirebildikleri dinamik güçleri ve Mısır siyasetini etkilemede kritik deneyimleri vardır. Bazı özellikleri Batı’nın “
İşgal et!” hareketlerine benzemektedir: Doğrudan harekette ısrar etmek, siyasi partilere güvensizlik, güçlü bir demokratik kültür, laiklik, gibi...
Bunlara zıt olan ve Mısır’a özel siyasi geleneklerle ilişkilendirilebilecek bazı özellikleri de şunlardır: Yurtseverlik, liberal demokratların hareketin kalbinde güçlü biçimde yer almaları, yolsuzlukla mücadeleye yüksek öncelik vermek, Filistin sorununa yüksek duyarlılık...
Devrimci aktivistler, en yoksul kesimlerden gelmemekle birlikte politik eylemlerinde toplumdan dışlananların kendilerini ifade etmelerine olanak tanıyan tek tüzel kişilik durumundalar. Solcu aktivistler (özellikle
Sosyalist Halk İttifakı ve
Devrimci Sosyalistler) bu hareket içinde başat roldeler. Ancak yine de hareketin siyasi gündemi temel olarak demokrasiyi içeriyor, solu değil! Devrimci gençlik elbette “
sosyal adalet” ve “
ekmek” için mücadele ediyor, ancak somut siyasi program dikkate alındığında, kanımca, bu konularda ne demek istedikleri pek belirgin değil.
Ancak konu demokrasi olunca, o konuda çok netler: İktidarın derhal sivil yönetime devri, kadın ve Hıristiyan ayrımı yapmayan demokratik bir anayasa, Mübarek kadrolarına yasak getiren yeni ve adil bir seçim yasası, protestocuları yaralayan ve öldüren polis ve askerlerin cezalandırılması, olağanüstü hal yasalarının kaldırılması ve sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasına son verilmesi.
Zaman geçtikçe aktivistler, artık geçmişte olanın aksine Tahrir’de oturup durmanın fazla üretken olmadığını anlamaya başlıyorlar. Özellikle seçimlerdeki İslamcı zaferinden sonra, mahallelere ve işyerlerine gidip sıradan insanlarla görüşmeyi ve konuşmayı düşünüyorlar. Oralara doğru başlatılan ilk hareket “
Yalancılar” ismini verdikleri hareket oldu. Mahallelere giden aktivistler videolarla rejimin yalanlarını ve gaddarlıklarını sergilediler. Film gösterilerinden sonra açık tartışma seansları düzenlediler. Kampanya çok başarılı oldu. Bir adım daha atıldı. Yeni bağımsız işçi sendikaları kuruldu ve grev dalgasıyla yeni bir politik perspektifle toplumun radikalleşmesine katkı sağlanmaya çalışıldı.
Devrimci gençlik, bugün için toplumda çoğunlukta olmamasına karşın geçen Ekim ayına kıyasla çok daha güçlü bir konumdadır. Toplumu hareketlendirmekte ısrar ettikleri takdirde aktivistler, Müslüman Kardeşler ve SKYK üzerinde büyük baskı oluşturacaklarını düşünmektedirler. Bu durumda da “
Pakistan modeli”nin altı büyük ölçüde oyulmuş olacaktır.
Epilog: Bir futbol trajedisi

Mısır Devrimi'nin yakın gelecekte İslamcıların öncülüğünde bir karşıdevrim tehlikesiyle karşı karşıya olmadığı şeklindeki duygularla Kahire’den ayrıldım. İslamcılar 25 Ocak yıldönümünü kontrol edememişken daha büyük başka hangi projeyi organize edebilirlerdi ki? Devrimciler için iki gerçek tehlike görünüyor: Birincisi, sürekli huzursuzluk sonucunda ülkenin ekonomik olarak çökmesi. Gösterilerden yorgun düşen halk, ekonominin yükselmesi için artık devrime son verilmesini isteyebilir. İkinci tehlike de ülkede güvenliğinin bozulmasına bağlıdır.
SKYK’nın bir “
kaos stratejisi” izlemekte olduğu görülmektedir. Bu sayede olağanüstü hal ve askeri yönetimin meşruluğu devam edecektir.Suç işlemede önemli artışlar olmasına karşın, polis önlem açısından fazla bir şey yapmamaktadır.
Port-Said’deki trajedide yüzlerce polisin
Ahli taraftarlarını korumak için bir şey yapmamış olması, bu stratejinin bir parçası olabilir. Kaosun sürmesi, askeri müdahalenin sıradan Mısırlılar için kurtuluş olarak görülmesine yol açabilir. Ne var ki, herhangi bir SKYK veya Müslüman Kardeşler planı, övgüye değer Mısır devrimci gençliğinin üstesinden gelmek zorunda kalacak.
Mısır devrimcileri, özgürlüklerinin yolunu kendi kanlarıyla açmıştır. Geri çekilmeleri, yenilmeleri mümkün değildir.
Yannis Almpanis, Atina, 05/02/2012