Pendik Kurtköy Dolayoba Sanayii’nde kurulu olan Has Alüminyum direnişi 75. gününde. Birleşik Metal-İş sendikasında örgülülüğün sağlandığı fabrikada direniş 8 işçinin atılmasıyla başladı. Fabrika içinde 5 ayrı taşeron adına çalışan işçiler tüm taşeronlarda çoğunluğu sağladılar. Yetki tespitinin geldiği fabrikada yetki sürecinin bitmesi bekleniyor. Patron ise tüm işçilerin yıllık izinlerini dün başlatarak fabrikada 10 gün boyunca üretimi durdurdu.
Alüminyum profil üretilen fabrikada 147 işçi çalışıyordu. 12 saatlik 2 vardiyanın olduğu fabrikada asgari ücret ödeniyordu. 1998 yılında yine Birleşik Metal-İş Sendikası'nda başarısız bir örgütlenme girişiminin yaşandığı fabrikada bu girişimin de etkisiyle belli kazanılmış haklar vardı. Fakat Has patronu ikramiyeleri, bayram paralarını ve yakacak yardımını kestiği gibi fabrikada çay molalarını dahi kaldırdı. Oldukça yaygın hale gelen sabah çay paydosunun kaldırılması saldırısına patronun uydurduğu kılıf ise çayın profillerin üzerine dökülmesi.
Ağır sanayinin ağır çalışma koşuları ve sefalet ücreti üzerine patronun yeni saldırıları da eklenince işçilerdeki hoşnutsuzluk ve öfke birkimi kendini sendikal örgütlülükte somutladı.
İşçiler 29'ar 29'ar dağıtılarak kağıt üzerinde 5 ayrı taşeron adına çalışıyor gösteriliyordu. 6 ay boyunca süren sendikal çalışma komiteli bir tarzda örgütlendi. Çalışma belli bir gelişme gösterdikten sonra Birleşik Metal-İş Sendikası'na gidildi. Sendikanın işçilere bu kadar taşerona karşı örgütlülük sağlanamaz demesine karşı işçiler 105 işçiyi örgütlülük tarafına çektikten sonra 27 Ocak günü topluca sendikaya üye oldular.
İşçiler çok önceden 1 işçinin işten atıldığını ve o süreçte örgütlülükleri olmadığı için sahip çıkamadıklarını anlattı. O işçinin açtığı davada fabrika içindeki 5 taşeronunda bir patrona ait olduğu ortaya çıktı. Bu hukuksal süreçte işçilerin lehine bir durum oluşturdu.
Sendikaya üye olunduktan 2-3 hafta kadar sonra patron yeni bir saldırısına gösterilen karşı koyuş üzerine ancak örgütlülükten şüphelenebildi. Patron işçilerin önüne bireysel sözleşmeleri koydu ve imzalamalarını istedi. Fakat sözleşmeler topluca geri gönderildi. İşçileri çağırıp ikna etmeye girişen ve sözleşmeleri 2 defa daha sözde düzelterek işçilerin önüne getiren patron her seferinde de toplu karşı çıkışla karşılaştı. Anca şüphelenmeye başlayan patron yaptığı araştırma sonucunda şüphelenmekte haklı olduğunu anladı.
İşçiler sendikal örgütlülüğü öğrenen patronun ilk 1-2 hafta oldukça yumuşak davrandığını, “zarf atmak”la yetindiğini söylüyorlar. “Zarf atmak” deyimiyle işçiler patronun zarfların içine koyduğu paralarla işçileri satın alma çabalarını kast ediyorlar. Bu girişimler boşa çıkınca patron işçileri teker teker odasına çağrılarak saatlerce baskı yaptı. Bazı işçileri ise masanın üzerine 20-30 milyar koyarak satın almaya çalışmayı da yine ihmal etmedi.
Bu arada patron 12 saat üzerinden 2 vardiya olan çalışmayı da 8 saat üzerinden 3 vardiya çıkardı. Bunun birçok nedeni var: Birincisi, işçileri fazla mesai paralarını gaspederek bir nevi açlıkla terbiye etmek; ikincisi, işçilerin bir araya gelişlerini engellemeye çalışmak; üçüncüsü, sendikanın müfettiş gönderme ihtimaline karşı çalışmayı yasal prosedüre uydurmak.
Fabrikadan ilk atılanlar “güvenliği taşerona devretme” bahanesi ile sendika üyesi 2 güvenlikçi oldu. İşçiler saldırıya eylemli yanıt verdiler. Vardiya değişimlerinde alkışlı protesto yapılırken, yemek boykotu da uygulandı. 1 hafta sonra 5 işçi daha kapının önüne konuldu. Fakat içerde alkışlı protestolar ve yemek boykotu devam etti. Bunun üzerine patron 5 işçiyi geri çağırıp işe tekrar başlamalarını istedi. Fakat işçiler “Ya hep beraber ya hiçbirimiz” diyerek ilk atılan 2 işçi de iş başı yapmadan çalışmayacaklarını söylediler.
Patron 1 işçiyi daha kovunca işten atılan 8 işçi sendikalarının karşı çıkmasına rağmen direniş çadırını kurarak direnişi başlattılar. İşçiler “Ellerimizle kuruduk bu çadırı ellerimizle” diye anlatıyorlar: “Sendikaya 'biz çadırı kurarsak arkadaşlara güven gelir' dedik ve bastırdık. Kazma kürek bulamayınca ellerimizle kazıdık. 2 km öteden sırtımızda odun, tahta ve demir taşıdık.” Polis çadırlarını yıkmak için gelse de işçiler kararlılıkla sahip çıktılar mevzilerine.
Çadırlarını “Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni”, “Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz”, “Yılgınlık Yok Direniş Var” sloganları ile süsleyen işçiler içeriye atıfla “Çay Serbest” yazmayı da ihmal etmediler.
Direniş başladıktan sonra çay molası hakkı geri verildi ve servislerde içeriden kalkmaya başladı. İlk günlerde çalışan işçiler üzerinde bir çekingenlik yaratılsa da daha sonra bu direnişçilerin kararlı tutumuyla kırıldı ve çalışan işçiler de çadıra gelmeye başladılar. İşçiler çevreden de soğuk bakıldığını anlattılar ve hemen eklediler:
“Çevrede çalışan bazı işçiler geçerken selam verip vermemeyi düşünürken biz hemen zıplayıp onlara 'merhaba' diyerek konuşmaya başladık. Aynı safta olduğumuzu, yaşadığımız aynı sorunlara karşı direndiğimizi anlattık.”