“İstihdam için faydasız, ekonomi için etkisiz ve işçiler için adil olmayan iş reformuna hayır!”
YAŞANACAK DÜNYA
Kapitalizmin krizinin ulaştığı boyut, devlet ekonomilerinin iflasları ile kapitalizmin gelişkin ve istirarlı gözüken ülkelerinden sinir uçlarına kadar yayıldı. Yunanistan, İspanya, İtalya, İrlanda… Genel grevler ve militan kitle eylemlerini de tetikleyen iflaslar, emperyalistlerin müdahaleleriyle hafifletilmeye çalışılsa da, sistem krizine köklü çözüm üretemiyor. İflaslara karşı ancak geçici önlemler alınabiliyor.
Emperyalistlerarası yeni “dalaş” alanı olan kredi derecelendirme kuruluşlarının notunu üstüste “kırdığı” ülkelerden biri de İspanya. Ülke emekçilerine artıdeğer sömürüsünde tur üstüne tur bindirilmesi noktasında sıkıştırmayı hedefleyen “kredi notu” hikayesi, İspanya’da da sınıf ve emekçilerin tahammül sınırlarını patlatan bir noktada. Bu kez adı “kamu harcamalarından yapılacak kesinti ve reform”.
Sol Meydanı‘ndaki dev gösterilerden sonra sessiz gibi gözüken İspanya’nın, başkent Madrit başta olmak üzere 57 kentinde sınıf ve emekçiler yeniden alanlardaydı. “İstihdam için faydasız, ekonomi için etkisiz ve işçiler için adil olmayan iş reformuna hayır!” başlığı altında iki büyük işçi sendikası CCOO ve UGT‘nin öncülüğünde organize edilen gösterilerde, hükümetten sunduğu iş reformu paketinde değişiklikler yapması isteniyor.
En büyük gösterilere sahne olan başkent Madrid’de şehir merkezini dolduran binlerce kişi, bankaları ve tüm siyasi partileri sert dille protesto ederek genel grev çağrısında bulundu. “Bu kesintilerle işsizlik azalmıyor”, ”Tam şiddet: Ev ve ekmek çalıyorsunuz!”, “Daha az tüketim, daha az ekmek!”, “Kesinti olacaksa bankalara ve din adamlarına olsun!”, “Ekmek yoksa barış da yok!”, “Sorun sistem!” pankartların açıldığı gösteride hükümet karşıtı sloganlar atıldı.
Sendikalara tepki
İşsiz sayısının 5,4 milyonu bulduğu İspanya’da CCOO ve UGT sendikalarının başkanları ise “Hükümetle bilek güreşine girmek istemediklerini” açıklayarak cepheden bir duruş sergilemekten kaçıyorlar. “Hükümetle çatışma istemiyoruz. Sadece reformun içeriğinde değişiklikler istiyoruz” sözlerinde somutlanan bu kaçış politikası, sosyal birlikten yana olup, genel grev için ısrarcı bir tavır takınmayacaklarını ifade etmeleriyle sağcılıkta tavan yapıyor.
Madrit’teki Sol Meydanı'nı uzun süre işgal etme eylemleriyle tanınan “15 Mart” veya “Öfkeliler” hareketine bağlı bir grup da Madrid Borsa binasının önünde toplanarak, sistem karşıtı sloganlar attı ve “yeterince aktif olmadıkları” gerekçesiyle sendikacıları eleştirdi.
İspanya Başbakanı Mariano Rajoy ise genel sekreteri olduğu Halk Partisi’nin kongresinde yaptığı konuşmada, “Sorunlar çok ciddi ve hemen çözülecek türden değil. Önlem paketleri hoş olmayacak. Eğer İspanya’nın büyümesini, istihdam yaratmasını ve Avrupa’nın en fazla işsizlik yaratan ülkesi olmak istemiyorsak, bu yaptıklarımızı gerçekleştirmek gerekiyor” masallarını bir kez daha anlattı. Göstericilere saygı duyduğunu belirten Rajoy, “Ancak bu reformlar, ülke için gerekli, iyi ve adil” sözleriyle öfkeyi yumuşatma manevralarına sarıldı.
“KOBİ’lere ve 30 yaş altı gençlere yeni iş imkanları ve fırsatlar sunacak iş reformu” olarak cilalanan yasalar, gerçekte işten çıkarılmaların artık daha kolaylaştıracağı, patron için daha ucuz işgücü olanakları sunmasından dolayı emekçilerin tepkisini çekti. Mevcut yasaya göre sabit sözleşmeli bir işçinin işten çıkarılması halinde tazminat olarak yıl başına 45 işgünü ve maksimum 42 aylık maaş verilirken, reform paketinde bu, yılda 33 işgünü ve maksimum 24 ay maaşa indiriliyor.
Benzer isimlerle Avrupa burjuvazisi tarafından gündemleştirilen “reform”lar işten çıkarmaları akılalmaz boyutlarda kolaylaştırıyor, emekçilerin lehine düzenlemelerin baştan önünü kesiyor. İşçi ve emekçilerin haklarına ölümcül son darbeleri indirmeyi hedefliyor. Avrupa ekonomisinin 4. büyüğü İspanya’da devlet 40 milyar euroluk tasarruf adı altında emekçileri köşeye sıkıştırmayı planladı.
Krizi geçici olarak ötelemek için açılan “kurtarma paketleri” ve “reform”ların faturasının işçi sınıfı ve emekçilere kesilmesini şart koştuğu için, sınıf çatışmalarını keskinleştirmekte, dolayısıyla sistemin siyasal krizlerle de başbaşa bırakmaktadır.
Ekonomik siyasal sosyal saldırılara bölgesel savaşların eklenme ihtimali karşısında dünyanın yeni isyanlara açık olduğu gerçeği duruyor karşımızda. Krizle boğuşan kapitalist sistem, militan kitle eylemlerinin basıncını bundan böyle daha fazla hissedecek. Bizim ise bu hareketlerle bağlantı noktaları yakalama görevimizi büyütecek.