Vergi, devlettir

GÜNCEL
Pazar, 21 Mayıs 2006 (20 yıl 5 ay önce)

Sabah gazetesinden Rahmi Ak yaptığı haber ile işçi ücretlerinin 3'te 2'sinin nasıl vergi olup patronların ortak kasası devlete uçtuğunu gözler önüne seriyor.

Çalışanlar brüt kazançlarının yüzde 60'ını peşinen devlete vergi olarak veriyor. Vergilendirilmiş net maaşın ise yaklaşık yüzde 43'ü de yine vergiye gidiyor.

Ücret daha işçinin eline geçmeden yüzde 15 gelir vergisi kesiliyor. Gelir vergisi dışında işçiler ücretlerini almadan yani haberleri bile olmadan sosyal sigortalar pirimi, gelir vergisi, işsizlik sigortası primi ve damga vergisi gibi vergileri de ödüyorlar. Böylece işçilerin brüt ücretlerinin yüzde 60'ı devlete vergi olarak ödeniyor.

İşçilerin zaten vergilendirilmiş olarak ellerine geçen net ücretlerinin yüzde 43'ü de devlete vergi olarak gidiyor. Vergilendirilmiş paramızla yaptığımız her alış-verişte ek olarak bir de KDV vergisi ödüyoruz. Özellikle zorunlu ihtiyaçlar kapsamına giren su, elektirik vb. faturaları vergiden geçilmiyor. Elektrikte yüzde 18, suda yüzde 8 KDV var. Su için fazladan atıksu bedeli ve çevre vergisi de ödeniyor. Atık su bedeli üzerinden de KDV alınıyor. Burada çöp vergisini de anmadan geçemeyiz.

Doğalgazlı evde oturan aileler ise 100 YTL'lik doğalgaz faturası için de 154 YTL vergi ödüyor. Telefonlar da devletin önemli vergi kaynağı. Örneğin aynı aile ayda 50 YTL cep, 40 YTL de ev telefonu ücreti ödüyorsa bunun 40 YTL'si özel iletişim, ÖTV ve KDV olarak devlete gidiyor.

İşçi ve emekçilerin çöpünden vergi alınır da evinden alınmaz mı? Orta düzey bir mahallede yılda 250 YTL (ayda 21 YTL) emlak vergisi ödeniyor. Otomobili olanlar ise 4 ayrı vergi ödüyorlar.

Çöp vergisi dışında Rahmi Ak'ın anmadığı bir diğer vergi de cumhurbaşkanı tarafından da onaylanan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) ile gelen yeni sağlık vergileri ve katkı payları da var artık.

İşçiye Kambur Patrona Af

Bilimsel sosyalizmin Frederick Engels ile birlikte kurucusu olan işçi sınıfının büyük öğretmeni Karl Marks, kapitalizmde “aşırı vergilendirmenin bir rastlantıdan çok bir ilke” olduğunu vurgular. Kapitalizmin “aşırı vergilendirme ilkesi” bordro mahkumları, yani işçi ve memurlar için ve üretici köylülük ile küçük burjuvazi için geçerlidir sadece.

Burjuvaziye gelince, istisna, muafiyet, indirim ve af olur “vergi adaleti”nin diğer adı. İşçi sınıfının sırtında giderek büyüyen bir asalak ur, küçük üreticilerin hızlanan mülksüzleşmesi, tekelci burjuvaziye bol faizsiz finansman: Burjuvazinin “vergi adaleti”nden anladığı budur.

Zaten, işçilerin ücretlerinin yüzde 60'ı daha ellerine değmeden tırpanlanırken, burjuvazinin vergi ödemesinin serbest beyannameyle onun keyfine bırakılması tek başına gösterir “adalet”in sınıfsal niteliğini.

Vergi, devlettir. “Ezilen sınıfın sömürülmesinin aleti olarak devlet”in, bizzat ezilen ve sömürülenin sırtından beslenmesidir. “Toplumun üstünde yer alan özel bir kamu gücünü beslemek için, vergiler ve kamu borçları gerekli hale gelir” diye yazar Lenin, Devlet ve İhtilal'de.

İşçinin boğazından kesilen vergi, karşısına; kapitaliste karşı direnişini bastıran çevik kuvvet ve jandarma olarak çıkar. İşçinin haklı olduğu TİS uyuşmazlığını patron lehine sonuçlandıran iş mahkemesi, grev yasaklayan hükümet, işçi kıyımına yol veren yasa olarak çıkar.

Devlet, işçi ve emekçinin ürettiği toplumsal ürünün el koyduğu bölümüyle, halkın yararlanacağı, okullar, hastaneler, ucuz sosyal konutlar, gecekondu bölgelerine altyapılar vb. mi yapar? Hayır, gecekonduları yıkar, eğitimi ve sağlığı da tekellerin kar alanı olarak piyasalaştırarak, vergilendirilmiş paran kadar sağlık ve eğitim der.

Bir sınıf olarak asalak burjuvalar ve onların devlet aygıtı var olduğu sürece bu vergi soygunu da var olacaktır.