İşçi Recep işçi gibi düşünebilse

GÜNCEL
Perşembe, 25 Mayıs 2006 (20 yıl 5 ay önce)

Beni Anlamıyorsun

İletişim zor zanaattır. Çok sık birbirimizi anlayamamaktan, yanlış anlaşılmaktan yakınırız, hatta korkarız. Zaman zaman en yakınımızdaki insanların dahi bizi anlayamamasına ya da yanlış anlamasına kızar, küser, kırılırız. İletişimciler bir sürü sorunun sağlıklı iletişim kurulamamasından kaynaklandığını söyleyerek iletişim teknikleri konusunda bize yollar önerirler.

Eşler arasında yaşanan kavgalar, çocukların istediğimiz gibi yetişmemesi, dostlarımızla yollarımızın ayrılması, işyerinde yaşadığımız gerilimler, iş ilişkilerinde başarısızlıklar, trafikte şerit ihlalleri, araba kullanırken zıvanadan çıkacak kadar sinirlenmeler, iktidarla muhalefetin karşılıklı küfürleşmesi, toplumda yaşanan kutuplaşmalar ve daha bir dizi sorunumuz sağlıklı iletişim kurmamakla açıklanır.

Diyalog Şart

Büyüklerimiz söze başladıklarında iletişimin önemini genellikle “diyalog şart” sözcüğü ile dile getirirler. İşçi işveren arasında, sağcı solcu arasında, karı koca arasında, öğretmen öğrenci arasında, iktidar muhalefet arasında, Türk-Kürt arasında, Müslüman-Gayrimüslüm arasında, kısaca “öteki”nin olduğu her yerde diyalog'un önemli olduğu vurgulanır.

Empati

İletişimin en etkili yollarından birisi olarak empati önerilir. Empatiyi Meydan Laurousse “Empati sosyal ben hakkında edinilen bilginin özel şekli.

Empati üç biçimde çıkar: Kendini başkalarının gözüyle görme yatkınlığı oto empati, başkalarını başka insanların gözüyle görme yetkinliği allo empati ve başkalarına onların gözüyle bakma yatkınlığı (başkasının bilincinin bilinci)” sözleriyle açıklıyor.

Bu tanım fazlasıyla soyut ve anlaşılmaz gelmiş olabilir. Biz; olaylara birde ötekinin gözüyle bakmak, kendini ötekinin yerine koyarak durumu değerlendirmeye çalışmak, ötekinin ne hissettiğini onun yerine kendini koyarak anlamaya çalışmak diyelim.

[foto]iscirecep2.jpg[/foto]

Kendini Ötekinin Yerine Koymak

Bir düşünün, sabah kalktınız, çocuğunuz panik içerisinde, ne yapacağını şaşırmış, çantasını toplayamıyor, odası dağınık, suratı bir karış. Hemen kızmak yerine kendinizi onun yerine koyuyorsunuz ve görüyorsunuz ki, birazdan gireceği sınava yeterince hazırlanamamış, anne- babasından beklediği ilgiyi görememiş, anlamadığı dersleri, arkadaşlarıyla olan sorunlarını anlatmak istemiş, baba elinde kumanda televizyona kitlenmiş bir vaziyette yarım ağız dinlemiş.

Yola çıktınız, birden hızla gelen bir araç yan sokaktan karşınıza çıktı, zor durdunuz. Hemen kornaya asılıp küfürü savurmadan önce kendinizi onun yerine koyarak düşünmeye başladınız; ya adamcağızın çok acele bir işi varsa, ya evde bir huzursuzluğu, dalgın olmasını gerektiren bir derdi varsa dediniz. Eliniz kornaya gitmedi, kızgınlığınız geçti.

Eşiniz birşey sordu. Sert ve ters bir yanıt verdiniz. Eşiniz hemen suratını asıp, yüzünüze öfke dolu bir bakış fırlatıp, duvar olmadan önce kendini sizin yerinize koyarak düşünmeye başladı; eşimin yetiştirmesi gereken işleri var, stres altında, kafası meşgul, istemese de böyle davranmış olabilir, ben onu biraz rahatlatmaya çalışayım, deyip, sizin azarınıza gülümseyerek yanıt verdi.

Patron Hasan Kendisini İşçi Recep'in Yerine Koyuyor

İşçi Recep kaygılı, yılbaşı ücret zamları açıklanacak. Giderler artmış, ücret yetmiyor. Kredi kartı borçları çığ gibi üzerine geliyor.

Ya yetersiz zam verilirse, ya hiç zam verilemezse, daha kötüsü dışarıda bu kadar işsiz varken, patron daha düşük ücretle çalışacak bu kadar adam varken ben neden bu adamı çalıştırayım diye düşünüp kapı dışarı ederse, ben ne yaparım korkusuyla titriyor.

Patron Hasan kendisini işçi Recep'in yerine koyarak düşünüyor. Bu Recep yıllardır bana bunca para kazandırdı. Karlar da fena değil, adamın bir aylık ücreti benim hayta oğlanın Etiler'deki barlarda bir gecede harcadığı para kadar bile değil, insanları böylesine yoksunluklar içerisinde bırakmak zulümdür. Ben biraz daha az kar edeyim ama işçi Recep'e de adam gibi yaşayacak bir ücret zammı vereyim.

Bu çift bodro olayı da adamcağızın geleceğini karartıyor, yarın emekli olduğunda benim yüzümden ücreti düşük olacak, yazık zarar görmesin gerçek ücret üzerinden SSK bildireyim, yukarıda Allah var, diyecek ve işçi Recep'i şaşırtarak ona ciddi bir zam yapıyor.

İnsanların Davranışlarını Bulundukları Konum Sınırlar

Keşke herşey bu kadar kolay olsa. Keşke herkese empatiyi öğreterek toplumu düzenlemek olanaklı olsa. Yukarıda vermiş olduğum sınırlı örnekleri yaşamın her yanına uygulayarak toplum düzeltsek. Hatta Bush bile kendisini Iraklılar'ın yerine koyup, enerji için bir ülke işgal edilir mi diye imana gelse.

Ne yazık ki, isteseler de ne Bush ne de patron Hasan kendilerini ötekinin yerine koyarak düşünemez, olayları analiz edemezler. Patron Hasan patron gibi düşünüp kendisini karını maksimize edecek bir şekilde konumlandırmazsa yok olur gider.

Bush başında bulunduğu imparatorluğun çıkarlarını kanla, acıyla korumazsa, imparatorluğu da kendisi de yok olup gider.

Kendini başkasının yerine koyup düşünmek aynı kulvarda bulunanlar için belli ölçülerde geçerli olabilir. Ancak var oluş biçimi sömürü olan bir düzende, sınıfsal konumları birbirinin karşısında olanların kendisini ötekinin yerine koyarak konumlandırması olanaklı değildir.

[foto]1mayisa-yuruyoruz.jpg[/foto]

İşçi Recep İşçi Gibi Düşünebilsin

Asıl sorun işçi Recep'in işçi gibi düşünememesindedir. Recep nedense kendisini karısının yerine, çocuğunun yerine, işten atılan arkadaşının yerine, işsiz komşusunun yerine koyarak düşünüp olayları analiz etmekten kaçınırda, patron Hasan'ın yerine koyarak düşünmekten kaçınmaz.

Patron ona piyasa kötü, yüzlerce işçinin derdiyle uğraşıyorum, kendini benim yerime koy, ya seni ya arkadaşını işten atacağım dediğinde, hemen tav olur.

Patron Hasan gibi düşünüp, işten atılan arkadaşları fabrika kapısında beklerken kendisi servis aracına kurulup, kafasını eğerek onları görmezlikten gelip geçer gider.


* Av. Murat Özveri tarafından kaleme alınan bu yazı Birleşik Metal-İş / Birleşik Metal İşçileri Sendikası Gazetesi'nin Mayıs 2006 tarihli 176. sayısından alınmıştır.