IRA sosyalizmi benimsemeliydi

Kuzey İrlanda’da silahlı bir güç kullanımı olmaksızın demokratik olmayan bir düzen meşru taleplere tepkisiz kalmaya kararlıdır

DÜNYA
Cumartesi, 21 Nisan 2012 (14 yıl 6 ay önce)

Eski IRA açlık grevcisi McKearney: “IRA sosyalizmi benimsemeliydi


Tommy McKearney, 1970’lerin başlarından tutuklandığı 1977 yılına kadar kadar Geçici İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu’nun (IRA) kıdemli bir üyesiydi. Ömür boyu hapis cezasına mahkûm edildi ve 16 yıl hapis yattı; bu süre dahilinde 1980’de Maze Hapishanesi’ndeki açlık grevine katıldı. Şimdi bağımsız bir gazeteci ve Independent Workers Union’un bir örgütleyicisidir. 2011 yılında The Provisional IRA, From Insurrection to Parliament (Geçici IRA, İsyandan Parlamentoya) adlı bir kitap yayınladı (Pluto Press, 2011). Tommy McKearney kitabında, “Geçici IRA sosyalizmi benimseyebilirdi ve benimsemeliydi” görüşünü savunuyor. Mat Ward onunla bir söyleşi yaptı.

Geçici IRA’nın geçmişte niçin sosyalizmi benimsemesi gerektiğini okurlarımıza özetler misiniz?
Okurlar(ınız)ın bir sistem olarak sosyalizmin değerini kabul ettiklerini varsayıyorum. Burada üzerinde konuştuğumuz şey, Geçici IRA’nın geçmişte sosyalist gündemi kabul edebileceği ve etmesi gerektiğidir. Geçici IRA gelişiminin ilk yıllarında bilimsel olmayan anlamda “sosyalizm-yanlısı”ydı. Üyeleri işçi sınıfı kökenliydi, daha az varlıklı toplumsal kesimlerle empati kurdu ve ana talebi “demokratik sosyalist bir cumhuriyet”ti. Sahip olmadığımız şey ise, sosyalist arzulardan farklı olarak somut bir sosyalist programdı.

Benim görüşüme göre, üyelerinin varolan seçenekleri sorguladığı 1970′lerin sonlarında, IRA, radikal sosyalist bir programa ikna edilebilirdi. Böyle yapmış olsaydı Geçici IRA’nın enerjisi ve faaliyet alanı İrlanda’da gerçek bir ekonomik dönüşüm uğrağı yaratabilirdi. Ayrıca İrlanda Cumhuriyetçiliği’ne Protestan işçi sınıfıyla olumlu bağ kurmak ve Kuzey İrlanda toplumunda çok aşındırıcı bir güç olan dinsel tarikatçılığa karşı mücadele etmek için iyi bir fırsat sağlamış da olurdu.

1960’ların sonlarında Guardian, Observer ve Sunday Times gibi İngiliz gazetelerinin Kuzey İrlanda’daki insan hakları hareketiyle ilgili yaptığı haberciliğin yeni ve heyecan verici olarak görüldüğünü belirtiyorsunuz. Bugün Wikileaks ve genelde İnternet kaynaklı enformasyon akışı İrlanda Cumhuriyeti’nde ve Kuzey İrlanda’da daha ileri bir değişime yol açabilir mi?
Burada iki nokta var. Birincisi insani iletişimi devrimcileştiren ve demokratikleştiren teknolojinin varlığıdır. Matbaanın ortaçağ toplumu için yaptığı şeyi internetin çağdaş toplum için yapabileceğini -yeni bir Aydınlanma çağına giden açık bir yol- hissediyorum. İkincisi, bu sürecin kuzeyi ya da güneyiyle ilk önce İrlanda’nın herhangi bir kesimini etkilemesi olası değil. İşgal hareketine benzer dünya ölçekli bir dalganın ABD, Çin veya Almanya gibi önemli merkezlerde başlayarak, sonunda bu dalganın yansılarının bahsettiğimiz teknolojiler vasıtasıyla İrlanda’ya yayılması daha büyük bir ihtimaldir. 1968-69 döneminde Guardian, Observer ve Sunday Times gibi gazeteler, bir ölçüde 1968 genel isyanını İrlanda’ya taşıyordu.

Kuzey İrlanda’da yıllar boyunca zulmedilmiş Katolik azınlığa karşı uygulanan eylemleri belgeliyorsunuz. Dünya genelindeki mazlum azınlıkların yaşadıklarıyla birçok paralellikler olduğu görünüyor. Mesela, isyanları kolaylaştıran polis, ujarat’ta Hindu çoğunluk tarafından evleri yakılan Müslümanlar, ağır silahlı baskıcı devlet güçleri karşısında cephane olarak taş kullanan Filistinliler, ezenleri tarafından ucuz emekgücü olarak kullanılan Filistinliler, Sri Lankalı Tamiller’in özgürlük savaşçısı yerine terörist olarak damgalanması, kültürel bir soykırım türü olarak Avustralyalı yerli dillerinin yok edilmesi. Bunlar ve sizin farkettiğiniz diğer paralelliklerden sözeder misiniz?

Dünya tarihi bir sınıf mücadelesi tarihi olduğu ölçüde, emperyalizm/sömürgecilik ve ırkçılık, dünyayı ve onun zenginliklerini kontrol savaşında muktedirler tarafından kullanılan araçlar oldu ve olmaya da devam ediyor. Yukarıda sıraladığınız örneklerin bazılarında azınlığın sayıca kaydadeğer olduğunu farkedersiniz. Onlar ve çoğunluk arasında yapay bir bölünme yaratmak, egemen sınıfa başka türlü yapamadığı bir bölme ve yönetme imkânı sağlar. Böylelikle egemen sınıf, azınlık grubu -Katolik, Yahudi, zenci ya da Müslüman (ki bu liste tarih boyunca uzayıp gider) şeytanlaştırır ve aşağılar. Böyle yaparak ayrımcılığa, gaspetmeye, el koymaya, köleleştirmeye ve hatta soykırıma uygun bir sahte mantık yaratılır ve şiddetli baskı ihtiyacı bu uygulamalara eşlik eder. Bu şiddeti fiilen uygulayanlar genellikle daha az varlıklı sosyal kesimlerden olanlardır ve bazı önemsiz ayrıcalıklarla ödüllendirilirler (“yoksul beyazlar” ya da Kuzey İrlanda’da daha az varlıklı Protestanlar); fakat ezilenlerin öfkesinden duyulan korkuyla da kontrol altında tutulurlar. Bu denge küçük bir grubun iktidarına olanak sağlar.

Mevcut İşgal Hareketi’nin başarısının sendikaları güverteye alıp alamayacağına bağlı olduğu ifade ediliyor. Aynı şeyi Geçici IRA/Sinn Fein için de söyleyebilir misiniz?
Sendikaları güverteye almak örgütlü işçi sınıfını güverteye almak demektir; hâl böyle olunca bu tam anlamıyla doğru ve akılcı bir yorumdur. Ancak şu anda örgütlü işçi sınıfının nerede olduğunu da açıklamak zorundayız. İrlanda dahil birçok ülkede ana-akım sendikal hareket, örgütlü işçi sınıfı hareketini pasifleştirip zayıflatarak uysal ve muhafazakâr hale geldi. O nedenle sendikaların İşgal Hareketi’nin radikal mesajını kabullenmesini ve onun radikalizmini bozmamasını sağlamaya özen gösterilmelidir. Sinn Fein’in durumu ise biraz farklıdır. Eğer Sinn Fein radikal sendikacılığı destekleyen bir duruşu benimserse, hiç kuşku yok ki İrlanda toplumunu dönüştürme de çok önemli bir rol oynar. Fakat parlamentoda sadece yıllanmış sosyal-demokrat meseleleri dillendirmesi karşılığında muhafazakâr İrlanda sendika bürokrasisinin desteğini kazanırsa, hemen hiçbir değişim olmayacak.

“İrlanda Cumhuriyeti ile Kuzey İrlanda’nın birleşmesi muhtemelen artık bir mesele değil” diyorsunuz. Eğer bu birleşme şimdiye kadar meydana gelmiş olsaydı, Protestanların mazlum bir azınlık durumuna gelmemesini sağlamak için Katolik çoğunluğun -işçi sınıfı dayanışmasını geliştirmeye çalışmaktan başka- ne tür tedbirler alması gerekirdi?
Siyasal birleşme artık İrlanda halkının büyük çoğunluğu için bir ana mesele değil fakat durum her zaman böyle kalmayabilir. Eğer birleşme meydana gelseydi Protestan topluluğun ayrımcılık ve dezavantajlı durumdan zarar görmemesini sağlamak hayati derecede önemli olacaktı. Eski liberal-burjuva demokratik ilkelerden bazılarının geçerliliğini sürdürdüğü dönemler vardır ve bu bahsedilen böylesi bir dönemdir. Birleşik bir İrlanda devletinin eşit yurttaşlığı tanıması ve garanti etmesi çok önemli olacaktır.



Kuzey İrlanda’nın işgalinde ana-akım medyanın oynadığı role dikkati çekiyorsunuz. Glasgow Üniversitesi Medya Grubu Bad News From İsrael’de ve yayıncınız Pluto Press’in yayınladığı More Bad News From İsrael’de Ortadoğu’yla ilgili yapılan medya haberciliği konusunda kapsamlı bir çalışma gerçekleştirdi. Kuzey İrlanda’nın işgali hakkında yapılan medya haberciliği konusunda tavsiye edeceğiniz benzer çalışmalar var mı?
Yeni bir çalışmayı anımsatabilirim. 2010’da yayınlanan Greg McLaughin ve Steve Baker’a ait bir kitap: The Propaganda of Peace: The Role of Media and Culture in the Northern Ireland Peace Process.

Britanya’nın batı kanadını korumak ve eşiğinde Küba benzeri “haylaz bir devlet” oluşmasını engellemek için Kuzey İrlanda’yı nasıl sıkıca tuttuğunu belirtiyorsunuz. Britanya ve İrlanda’da halk ne ölçüde bu olası gündemin farkında?
İrlanda ve Britanya’da çoğu insan Londra’nın İrlanda’yı hayati stratejik bir mevki olarak gördüğünün farkında değil. Elbette Britanya’nın bu duruma bakış açısı yüzyıldan yüzyıla, hatta on yıldan on yıla değişiyor. Londra’nın tepkisi Avrupa’daki siyasal duruma ve teknolojiye fakat en önemlisi de İrlanda’da hangi siyasal güçlerin oyunda yer aldığına ve onların Londra’ya ne kadar eğilimli olduğuna bağlı. Halihazırda İrlanda toplumu İngiliz -ya da başkentin- çıkarlarına karşı herhangi bir tehdit arzetmiyor. Britanya kuzeyin ve güneyin emperyalist gündeme uyması için muhafazakâr güçlere bel bağlayabildiği için şu anda olup bitenler konusunda daha gevşek bir tutum içinde olabilir.

“Birleşik Krallık”tan söz ediyorsunuz. Bu terimi kullanırken ne kadar tereddüt ediyorsunuz?
Hayır, “Birleşik Krallık” ya da “Kuzey İrlanda” derken tereddüt etmiyorum. Her ikisi de çağdaş siyasal tüzellik ve gerçeklikleri tanımlıyor. Onları onaylamayışım terimleri kullanmama engel değil, tıpkı NATO’yu sevmeyişimin bu terimi kullanmamı engellemeyeceği gibi.

Ancak beni kızdıran husus, insanlar Eire [İrlandaca “İrlanda” anlamına gelen sözcük -çn] terimini İrlanda Cumhuriyeti’ni ya da sadece Cumhuriyet’i kastederken kullanmaları. Eire, “İrlanda”nın (“Ireland”) Galcesidir ve onu İngilizce yazılan bir makalede kullanmak, Almanya’dan bahsederken Deutschland terimini kullanmanın bir benzeri olacaktır. Margaret Thatcher gibi Belfast News Letter da “Eire” diyor. “Ana kara Britanya” ifadesine gelince; İrlanda ve Britanya kıta Avrupası’nın kıyı şeridine yakın iki adadır.

Sadece Avrupa’nın İngiliz Kanalı’ndaki bir sisle ayrışmış olduğuna inananlar Britanya’yı aslında İrlanda’nın ana karası olarak görür.

2008 finans krizi sol için kaçırılmış bir fırsat oldu gibi görünüyor.
Avrupa finans krizi karaltı halinde görünürken, sol bu defa avantaj elde etmeye hazır mı?

Sol belli bir dereceye kadar kapitalizmdeki bir krize cevap vermeye daima hazırdır. Ne yazık ki insanlar solu dinlemeye, izlemeye ya da ondan fikir almaya her zaman razı değil. O nedenle bu soruya cevap vermek hiç de kolay değil. Direngen ve sabırlı olmalıyız çünkü halk harekete geçerken, sol, cevaplara sahip olmalı ve halk hareketinin sunduğu fırsatı yakalamalıdır. Lenin’i anımsayın: O böyle durumlarda halkın genellikle partinin önünde olduğunu söylerdi.


Kitabınızın sonuna doğru belirttiğiniz şekilde Sinn Fein’in sola sendelemesi gerçek anlamda bir umut veriyor mu?
Sinn Fein’in bir sol alternatif olarak ortaya çıkmasına umut bağlamak akılsızca olur. Kuzey İrlanda’da sağcı Demokratik Birlikçi Parti İngiliz hükümetinin şiddetli kemer sıkma politikalarını uygularken Sinn Fein onunla koalisyon yapıyor. Sinn Fein’in Stormont’daki bahanesi; “Kuzey İrlanda kendi maliyesi üzerindeki nihai kontrolünü kaybettiği için Sinn Fein’ın Londra tarafından dayatılan kemer sıkma politiklarının etkisi hafifletmek amacıyla elinden geleni yaptığı” şeklindedir. Öte yandan Dublin’de Fine Gael ile İşçi Partisi koalisyonu Uluslararası Para Fonu ve Avrupa Merkez Bankası’nın dayattığı tasarruf paketini uygulamaya mecbur olduğu hususunda diretiyor ve bu tasarruf tedbirlerinin etkisini hafifletmeye çalışıyor. Fakat koalisyon böyle yaptığı için Sinn Fein tarafından eleştiriliyor!

Kitabınız şu sözlerle sonuçlanıyor: “Hep olduğu gibi dünya bir değişim sürecindedir. Mesele bu sürece nasıl etkide bulunulacağıdır.” Sizce, eğer varsa süreci etkilemenin yolları nelerdir?
Şu anda emekçi halkın ve solun karşı karşıya olduğu en büyük sorun, mevcut iktisadi ortodoksluğa karşı net, geçerli ve anlaşılır bir alternatifin yokluğudur. Eğer alternatif bir ekonomik model tanımlayarak bunun toplumdaki ilerici ögeler arasında mümkün olduğunca yaygın biçimde benimsenmesini sağlayabilsek, bu, dünyada olumlu bir etki yaratmak açısından son derece önemli bir şey olurdu.

Güney’deki Birleşik Sol Cephe (ULA) konusundaki görüşünüz nedir?
ULA olumlu ve ilerici bir gelişmedir. Sol örgütlerin herhangi bir dönemde bir araya gelmesi iyi bir şey ve bu gruplar içinde bulunduğumuz kapitalist kriz döneminde bunu yaparak yüreklendirici ve özendiren bir duruş ortaya koydu. Ayrıca ULA; Richard Boyd Barrett ve Joe Higgins gibi düşüncelerini kolay ifade edebilen ve kamuoyunca iyi tanınan sözcüler sayesinde sola çok ihtiyaç duyduğu bir görünürlük de kazandırdı
.
Üstelik ULA, mevcut hükümetin yürürlüğe soktuğu tasarruf tedbirlerine, özellikle konut vergisine karşı direnişe önderlik etti. Bu karşı atak özellikle iki nedenle önemlidir. Birincisi, emekçi halkta hasar yaratan kesintilere daha önce direniş göstermemiş birçok İrlandalı’ya cesaretlendirdi. Diğer yandan Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu, İrlanda’yı Avrupa’nın kalan diğer kısmına bir ülkenin borçlarını (aslında emekçi halkın yaratmadığı borçları) nasıl ödeyebileceğini/ödemesi gerektiğini ve emekçilerin birbirini izleyen tasarruf tedbirlerini nasıl uysalca kabulleneceğini gösterecek bir örnek olarak kullanıyordu. Bahsedilen bu ikinci duruma şimdi ULA’nın örgütlü direnişiyle karşı çıkılıyor. Önemli işçi sınıfı kesiminin ULA dışında kalması ise ciddi bir uyarıdır. İrlanda cumhuriyetçi seçmeni işçiler, emek eksenli sol ve Komünist Partisi (CPI -İrlanda Komünist Partisi- üye tabanından çok daha büyük) grupları etkiledi ve gerçek anlamda etkili bir alternatif yaratma işine girişmeleri gerekir. Bu gruplar arasında kuşku ve çekişmelerle yüklü bir tarih var ve onları bir araya getirmek kolay olmayacak; fakat nesnel olarak konuşmak gerekirse, bu, üzerine gidilmesi ve çözüme kavuşturulması gereken bir görevdir. ULA bu gelişmeyi desteklemekte bir katalizör ya da odak olma görevi görecek iyi bir konumda bulunuyor. Ayrıca ULA’nın bu yönde yapacağı her girişim bir karşılık bulmak zorunda ve bu karşılığı vermek hepimiz için bir görevdir.

Kitabınızda Noam Chomsky’nin şu sözlerini aktarıyorsunuz: “Örneğin IRA terörünü alalım; oldukça ciddiydi! Britanya IRA terörüne şiddet kullanarak cevap verdi ve bu da terör döngüsünü artırarak daha da yoğunlaştırdı. Sonunda Britanya yönetimi -kısmen ABD’nin etkisi ve kısmen de iç baskılar nedeniyle- terörist eylemlerin arka planındaki meşru sorunları bir ölçüde dikkate alarak bir cevap verme noktasına vardı. Bu ise terörün gerilemesine yol açtı. Artık Kuzey İrlanda -ütopya değilse de- kesinlikle 15 yıl öncesinde olduğu durumda da değildir. Terörün üstesinden gelme yönteminiz budur! Onun köklerine, kaynaklarına bakın ve bunlarla ilgili birşeyler yapın”. Chomsky’nin bu sözlerinden ne anlıyorsunuz?
İlk elde Chomsky’nin yorumu bana Fabianlar arasına düşmüş nazik bir adamla ilgili bir espriyi anımsattı. Chomsky sorunun “terör” olduğunu (Amerikan deniz piyadelerinin hakim olduğu bir dünya düzeninde bu “terör” sözcüğü artık her ne anlama geliyorsa) ve emperyal güçlere dayalı münevver bir faaliyetle ona hitap edilebileceğini ima ediyor gibi. Atı arabanın önüne koyalım ve Kuzey İrlanda’da silahlı bir güç kullanımı olmaksızın demokratik olmayan bir düzenin meşru taleplere tepkisiz kalmaya kararlı olduğunu belirtelim. Ancak daha geniş bir anlamda, Chomsky’nin, çatışmayı zorlamak yerine onun kökleri ve kaynaklarını ele almak gerektiği şeklindeki yorumu kesinlikle doğrudur.

Kitabınızın ne kadarı siz hapishanedeyken zihninizde şekillendi?
Kitap fikri, onun girişi bölümünü de kaleme alan dostum ve yoldaşım Paul Stewart ile yaptığım bir sohbet esnasında ortaya çıktı. İki yıl önce İrlanda Cumhuriyetçiliği’nin vardığı konumu ve bir zamanlar Geçici IRA olan harekete ne olduğunu tartışıyorduk. Kitap bu sohbetin bir sonucuydu. Hapishanedeki hayatıma atfedilebilecek olan şey, kitabı yazarken kullandığım düşünme sürecidir.
Hapishanedeyken maddeciliğin ve diyalektiğin anlamıyla sahici bir uzlaşmaya vardım ve o zamandan beri düşüncelerimi şekillendirmek için bu araçları elimden gelen en iyi biçimde kullanıyorum.

Kitabınızda kişisel olarak hapishanede geçirdiğiniz dönemden söz etmiyorsunuz. Neden?
Bu kendim hakkında yazılmış bir kitap değildir; kuruluşundan reformist bir parlamenter partiye dönüşünceye kadar Geçici IRA’nın gelişimi ve onun eski Kuzey İrlanda devletinin niteliğini değiştirmekte oynadığı role ilişkin analizimdir. Amacım; eski “Turuncu Devlet”in niteliğini, Britanya’nın ondaki stratejik çıkarlarını, Geçici IRA’nın bu duruma nasıl angaje olduğunu, bölgenin (ve Geçici IRA’nın) bugün içinde bulunduğu durumu göstermekti.

İngiliz Başbakan David Cameron’a göre İngiliz egemenliğini etkileyen kararlar, sadece İşkoçya’ya sınırlı bir kendini-yönetme yetkisi tanıyan 1998 yasasında açıkça belirlenmiş olan Westminister Mevzuatı’a göre verilebilir. Başbakanın bu görüşü hakkında ne düşünüyorsunuz?
İngiliz statükosu birliğin dağılmasını engellemek için muazzam bir çaba harcıyor. Geri kalanı olmaksızın İngiltere SSCB’siz Rusya gibi bir şey olacaktır. Şimdi neredeyse her hafta, eğer İskoçya bağımsızlığı tercih ederse ne kadar korkunç olacağına dair bir korku hikayesi dinliyoruz. Sağcılığına ve kıdemsiz parlamento üyeliğine tutsak görünen Cameron, kendi partisini yatıştırmak ve İskoçları mümkün olduğunca kızdırmak için biraz sopa sallamaya başladı. Elbette ki Londra’nın İskoçlar’a bağımsız olup olamayacaklarını söylemeye ahlaken bir hakkı yok. Eğer istiyorlarsa ayrılabilecek parçaların bir bütünleşmesi yoksa bu neden bir “birlik” olarak adlandırılısın ki? Şimdi beklememiz gereken şey, maden işçileri grevi esnasında olduğu gibi Londra “hayaletleri”nin örgütlediği bir “kirli dümenler” kampanyasının başlamasıdır.

sol küre