Cumartesi, 27 Mayıs 2006 (20 yıl 5 ay önce)
Gebze-Dilovası‘nda dehşetli bir ayrışma yaşanıyor.
“Tuzla’daki variller ciddi sanayicilerden birisinin. 50 bin, 100 bin dolar vermemek için 50 bin, 100 bin kişinin, koskoca bir metropolün zehirlenmesini göze alacak kadar paragöz bir adam, açgözlü bir adam.” (Çevre Bakanı Pepe) Burada para birikiyor. Burada herşey paraya dönüşüp, birikiyor. Emek, sağlık, çevre… Zehirli atık bile paraya dönüşüp, burada birikiyor.
İşçi ve emekçiler, “kansersin; Dilovası’nda yaşamaman gerekir” denilecek diye doktora gitmekten korkuyorlar. Burada yokluk birikiyor. Burada herşey yokluğa dönüşüp, birikiyor. Emeksizlik, işsizlik, sağlıksızlık, evsizlik… İhtiyaçları karşılayacak şeyler bile zehre dönüşüp, burada birikiyor.
Sizce, çevreye sermayeleştirmek için bakanın heyheylenmesi, Dilovası’nda nasıl yankılanacak?
“Varilleri aylar önceden tespit etmiştik. Koyanları yakalamak için bekliyorduk.” (Çevre Bakanı) Biliyorlardı! O alan henüz sermayeleştirilmemiş, çitler-duvarlarla çevrilip özelleştirilmemiş olduğu için; herkes, kendi ihtiyaçları doğrultusunda değerlendiriyordu.
Hükümetin bir soluklanmaya ihtiyacı vardı. Savcı, bakan vb. kellesi istenecek ve alınacak denli sıkıştırılıp darbeleniyordu. AB bile, “reformlar durdu!” diye sopa sallıyordu. Yukarıdan burjuvazinin, aşağıdan emekçi kitlelerin hoşnutsuzluğu bastırıyor; arada tost oluyordu. Pepe’nin “şuradaki varilleri patlatalım!” önerisi olmasa, hali niceydi! Patlattılar. Ad vermeyip, halkın tepkisinin üzerine oturup, bütün “sanayicileri” töhmet altında bırakarak, karşı atak geliştirdiler. O kadar ki, bölgede üretim yapan en iri kıyım emperyalist tekeller bile, “bakan bildiğini açıklasın, hepimizi töhmet altında bırakmasın; sabrımız taşıyor!” diye gümbürdemeye başladılar. Üstelik, bir de ad verip, hedef göstermesin mi! Rafta kokuşan Çevre Yasası’nın fiyat tarifesini yeniden ayarladılar; arıtma tesisi kurma zorunluluğu (uygulamasını bir başka ihtiyaç molasına bırakıp) getirdiler; AB’ye çevresel bir selam ilettiler. Aşağıdakileri de, hem onların sağlık sorununu gözetiyormuş gibi yapıp arkalayarak, hem birikip aşırı sıkışmış hoşnutsuzluk ve tepkinin doğrudan hükümete ve kapitalistlere yönelmesini engelleyerek, oyaladılar.
[foto]oyuncak1.jpg[/foto]
Oyun Alanı
Çocukların oyun alanına ihtiyaçları vardı. Ancak onların toplumsal-bireysel yetenek ve becerilerini çok yönlü geliştirecek, bunun için planlanıp düzenlenmiş oyun alanları yoktu.
Sıkış tepiş, üstüste yığılmış kondupartmanlardan; ölü gibi yorgun ve yıpranmış, gitgide daralan geçim çemberinden çıkamadığı için sürekli kendini sokan ana-babanın ilgisizliğinden, boşvermişliğinden, despotluğundan; okuldaki cehalet üretiminden; işyerindeki usta-kalfa teröründen; televizyondaki asla ulaşamayacakları metalar dünyasından kaçıp, buraya sığınıyorlardı.
Çocukluğun ele avuca sığmaz enerjisini, merak, öğrenme ve zaptetme arzusunu karşılayarak gelişkin bir toplumsallaşmanın ve çok yönlü gelişmiş bireylerin temellerini atacak bir oyun kültüründen özenle azade tutulduklarından; kuşaklar boyunca aktarılan, cılkı çıkmış, yozlaşmış oyunlara sarsalar da, tatmin olamıyorlardı. Ancak, hiç olmazsa bu alan boştu işte; çitler, duvarlar, ana-baba, öğretmen, usta-kalfa, polis yoktu.
Tescilli çevre katili
Unifar‘ın zehirli atıklarını boşaltacağı bir alana ihtiyacı vardı. Atıklar büyük paralar karşılığı alınıyor; üstüne üstlük, hepsi alınmadığından, uzun bir zaman sonra alınabildiğinden, kendi atıklarını kendisine zarar vermeyecek bir şekilde depolaması gerekiyordu. Orada
sahipsiz bir alan varken, kardan zarar etmek, bu zulme katlanmak niye?
[foto]oyuncak2.jpg[/foto]
“Aha, Buraya Dökelim!”
Katil yine katil olduğu halde; üretim, neyin, neden, kimler için, nasıl, ne kadar üretileceği toplumsal ihtiyaçlar tarafından belirlenmiş olsaydı; sadece emek değil, mülkiyet de toplumsallaşmış; bizim katil, fabrikanın sahibi değil, toplumsal plana göre üretimin yürütücülerinden biri olsaydı… Toplumsal planda bu fabrikanın üretimi olduğu kadar zorunlu zehirli atıkları da en baştan göz önüne alınmış ve nerede kullanılacağı ya da nerede, nasıl bertaraf edilecekleri belirlenmiş olacaktı.
Çevre katilinin “çevre dostu”na dönüştürülmesi şıpınişi olamayacaktı; ama, katilliğini gerçekleştirme koşulları son derece sınırlanmış olacaktı; en fazla, kendi kişisel çöplerini, o da çaktırmadan sokağa vb. atarak, tatmin olmaya çalışacaktı.
Fabrika artık onun olmadığından, üretilen de, atık olarak ortaya çıkan da onun olmayacak; bunlar üzerindeki kararları kendi başına alamayacaktı. Genel planın merkezi, toplumsal, sektörel, bölgesel ve birimsel düzenlenişi, yürütülüşü, denetlenişi, “
şu atıkları bir yere döküp, gömüp kurtulalım, boşuna emek israfı olmasın” diye bir kaçamak yapmasına izin vermeyecekti.
Yapabilse bile, bunu yaptığı fabrika işçi komitesi toplantısında alaya alınacaktı. İşçiler, “
haklısın” diyerek, bilgisayardan bölgenin, yakın çevrenin haritasını çıkarıp, onu da karşısına geçirdikten sonra, tatlı sert dalga geçeceklerdi.
“Aha, buraya dökelim! Yok yahu, burası olmaz. Tamam, “Yaşam Deneyimini Çocuk Oyunlarına Dönüştürme Merkezi”nde yaşlılara özel bir diyet uygulanıyor; tamam benim moruk da bundan hiç hoşlanmıyor; ama, bu diyeti öyle birdenbire değiştirmek olmaz!”
“Buldum, buraya dökelim! Yok be, burası da olmaz. O suni göleti yapmak için neler çektiğimiz bir yana; bizim yalnız kuğuya, hani geçen yaz eşini kaybettiği için intihar etmeye kalkışmıştı da zor kurtarmıştık ya, fırsat vermiş oluruz!”
“Yok böyle bulamayız. Şurada boş alan var. Hani şu, çocuklu oyun alanı mı olsun, yoksa oyunlu çocuk alanı mı olsun diye tartışıp durduğumuz yer. Hani, her kafadan bir ses çıktığı; yok, “Oyun Geliştirme Komisyonu”ymuş, yok, “Çocuk Psikibilmemnesi”ymiş, yok, “Çocuk Sosyolozyonu”ymuş, yok, “Çocuk Fizyokimyosu”ymuş; sanki başka hiç bi işimiz gücümüz yokmuş gibi, memlekette herkes çocuk olmuş, buranın nasıl düzenleneceğini tartışıyordu. Biz pek bişey önerememiştik ya, işte bunu öneririz; ‘zehir gibi çocuklar yetiştirmenin uygulamalı yöntembilgisi!’”…
Henüz sermayeleştirilmemiş, özelleştirilip dikenli tellerle çevrilmemiş alanı herkes kendi ihtiyaçları doğrultusunda kullanıyordu. Kapitalistlerin ihtiyacıyla, çocukların ihtiyacı aynı alanda bir türlü bir arada karşılanamıyor; bütünleştirilemiyordu. Çocuklar, başka yerlerde elbombaları, füze parçalarıyla oynayabilip; kollarını, bacaklarını etrafa saçabiliyorlarsa da; burada henüz zehirli varillerle oynayamıyorlardı. Alışageldikleri oyunlar, bu yeni oyun aracını özümleyemiyordu; şimdilik. Kapitalistler ise, yeniden yapılana yapılandıra ha babam zorlasalar da, metalaştırma ve her metaya bir ihtiyaç pazarlama düzeyi henüz o aşamaya gelmediğinden; bu yeni oyuncağı çocukların yakıcı ihtiyacı haline getiremiyor, sürümünden azami kar elde edemiyorlardı; şimdilik.
Ufuk Çizgisi, 17 Mayıs 2006, Sayı: 38