“Ezilen, zulmedilen ve mahkemelerin mağduru olanları temsil etmek bizim görevimizdir.”
(Colin Wilson, LGBT tarih ayı kapsamında Alman Devrimi’nin lezbiyen ve geylere getirdiği yeni özgürlükleri ve komünistlerin bu süreçte oynadıkları rolü anlatıyor. Aşağıdaki metin, Wilson’ın socialistreview.org.uk’de yayınlanan yazısının kısaltılmış, özet bir çevirisidir.)
Tarihçilerin kabul ettiği gibi, radikal Komünist Partisi cinsel özgürlük için mücadelede daha kararlıydı. 1927’de parlamentoda yasa reformu için çağrıda bulunan Bernard Koenen şöyle diyordu: “Ezilen, zulmedilen ve mahkemelerin mağduru olanları temsil etmek bizim görevimizdir.”
Colin Wilson
Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’nda karaltı halinde görünen yenilgisi siyasal kriz demekti. 1918 Kasım'ında donanma isyan etti ve devrim başladı. Kayzer -Alman imparatoru- Hollanda’ya kaçarak bir cumhuriyet ilan etti ve bu da 1923’e kadar sürecek olan bir radikalleşme döneminin başlangıcı oldu. Ancak Alman işçiler devrimi başlattıkları halde, 1917 Ekiminde Rus işçi sınıfının yaptığı gibi iktidara el koymaya yönelik kararlı nihai bir adım atmadılar.
Bu ise siyasal çekişme ve belirsizliğin tüm Weimar Cumhuriyeti tarihinin karakteristiği olacağı anlamına geliyordu. Bir yanda Alman toplumunun en demokratik olmayan cephelerinde muazzam ilerlemeler ortaya çıkmıştı: İfade özgürlüğü ve eşit ve genel oy ilkesi uygulamaya kondu. Alman toplumunda sanayileşme ve kentleşme gibi çoktandır ortaya çıkmış olan sosyal ve ekonomik değişimler daha da hız kazandı. Büyük kentlerde kadınlar artık yeni sanayi işgücünün bir bölümüydü. Aile büyüklüğü keskin biçimde düşüş gösterdi -ikiden fazla çocuk isteyen çok az kişi kalmıştı; oysa 50 sene önce norm, büyük aile olmaktı. Ve devrim muazzam değişikliklere yol açtı. Kısa saç kadınlar için modaya dönüşürken, Bauhaus, bugün bile hâlâ modern görünen bir mobilya tasarımı geliştirdi.
Ancak Alman sağı bu değişimi benimsemeyecekti. 1920’lerin büyük bir bölümü boyunca sağ ve sol arasında süregiden pat durumu bir istikrar görüntüsü ortaya çıkardı. Ancak 1929′da Wall Street’in iflası finansal ve siyasal bir krize yol açtı ve Naziler’in 1933’de iktidara gelmesiyle Alman sağı üstünlüğü ele geçirdi.
1918 Devrimi, Alman lezbiyen ve geylerinin hayatlarını da büyük ölçüde dönüştürdü. Magnus Hirschfeld, gey karşıtı yasaların kaldırılması için çağrıda bulunan bir dilekçeyi ilk kez imzaya açtığı 1897’den beri lezbiyen ve geylerin eşitlik hakları için mücadele etmekteydi. Ilımlı ve saygın bir yaklaşımı vardı, özellikle doktor ve hukukçuların desteğini kazanmaya çalışıyordu. Ancak bazı fikirleri bugünden bakıldığında garip görünüyor; örneğin lezbiyen ve geylerin tam olarak kadın ya da erkek olmayan bir “üçüncü cinsiyet” kategorisi oluşturduklarına dair görüşü.
Her şeye rağmen hükümet onu önemsemiyordu. 1919’da Prusya devleti ona usulen bir Berlin malikânesi verdi. Hirschfeld, cinsel sorunlar konusunda danışmanlık yapan bir Cinsel Bilim Enstitüsü kurdu, konuya ilişkin görüşlerini anlattığı konuşmalar yaptı, soru-cevap oturumları düzenledi, çeşitli yayınlar çıkardı. Weimar Cumhuriyeti’nde bir yasa reformu için mücadeleyi sürdürse de böyle bir reform asla gerçekleşmeyecekti.
Fakat Alman devrimi diğer alanlarda lezbiyen ve geylerin hayatlarını muazzam ölçüde değiştirdi. Her Alman kentinde lezbiyen ve gey kulüpleri kuruldu; tirajı binleri bulan ve gazete bayilerinde bulunabilen dergiler yayınlandı. İlk lezbiyen ve gey kitle örgütleri ortaya çıktı. Örneğin gey hakları için mücade eden ve kadın-erkek üye sayısı 48 bine ulaşan İnsan Hakları Derneği bunlardan biriydi. Sosyal etkinlikler düzenliyor, çeşitli kampanyalara katılıyor, posta yoluyla broşürler dağıtıyor, basına mektuplar gönderiyorlardı.
Genel olarak cinselliğe ilişkin tutumlar da değişti. Kürtaj Almanya’da yasaktı -aktivistlerin hesaplamasına göre, her sene 10 bini aşkın kadın, beceriksizce yapılan yasadışı kürtajlar nedeniyle ölüyordu. Doğum kontrolünün yasal statüsü de net değildi -kampanyacılar 1930’da doğum kontrol hapı dağıttıkları için mahkemeye çıkarılmışlardı. Tüm bu “cinsel reform” hareketleri sola bağlandı. Merkez ve sağ partilere göre eşcinsellik ve kürtaj yasadışı olmaya devam etmeliydi. Küçük bir Nazi azınlık gey olsa da -en tanınmışı, Nazi paramiliter örgütü SA lideri Ernst Röhm’dü- Naziler’in tutumu düşmancaydı.
Genel olarak bu durum, ister devrimci Komünist Partisi’nde ister Sosyal Demokrat Parti’de olsun -ki 1920’lerin sonu itibariyle her iki partinin de onbinlerce üyesi vardı- bir sosyalist olmayı telkin eden dönemlerdi. Komünistler, Rusya’da yeni kurulan işçi devletinin işçiler için esin kaynağı olacağını umuyordu. Bir Alman tarihçinin dediği gibi: “Her şey mümkün göründü; savaşsız bir dünya, uluslararası işbirliği, akılcı bir toplum örgütlenmesi, üretimin sömürüsüz insan-merkezli gelişimi, her bireyin potansiyelini geliştirme olanağı ve toplumsal servetin adil bölüşümü.”
Gerek sosyal demokratlar gerek komünistler cinsel reform hareketleriyle alakalıydılar. Örneğin 1933 itibarıyla Almanya genelinde doğum kontrolü hizmeti sunan 34 klinik dahil bini aşkın danışma merkezi vardı. Bu kliniklerin birçoğunun kadrosunu, çoğu kadın olan sosyalist ve komünist doktorlar oluşturuyordu. Bazı klinikler, kadınlara süt emzirme, çocuğa kötü muamele ve ev içi şiddet konularında danışmanlık yapmaktaydı. Diğerleri ise yerel ölçekte hizmet sunan ve okul sağlık hizmetlerinden, genel poliklinik ve spor hekimliğine, evlilik ve cinsellik konularında danışmanlıktan, tüberküloz, zührevi hastalıklar, ruh sağlığı ve madde kullanımı tedavisine kadar geniş bir hizmet yelpazesi sağlayan “sağlık evleri”nde bulunuyordu.
Solun cinsel özgürlük taahhüdü 1890’lara kadar gider. 1895’de önemli sosyal demokrat kuramcı Eduard Bernstein, o sene eşcinselliği nedeniyle İngiltere’de Oscar Wilde’ın tutuklanmasını eleştirmişti. 1898’de sosyal demokrat lider August Bebel, gey karşıtı yasalara Alman parlamentosunda yeni bir şekil verilmesi çağrısında bulunmuştu. Bebel, sadece lezbiyen ve gey mücadelelerine destek vermekle kalmayıp, kadının ezilmesine karşı çıkan ve yaygın bir şekilde okunan bir kitap da yazmıştı. Fakat bazı sosyal demokratlar oportünist nedenlerle homofobik konumlar da takınabildiler.
Birinci Dünya Savaşı öncesinde Sosyal Demokrasi tek sol olmuştu. Partinin bir kanadını sosyalist bir toplumun inşası kapsamında Alman devletini yıkmak isteyen devrimciler, diğer kanadını ise işçilerin hayatını iyileştirmek için devleti kullanmak isteyen reformistler oluşturuyordu. Savaş ve devrim süreci, bu bölünmeyi daha da keskinleştirdi; hatta bazı “sosyal demokratlar” Rosa Luxemburg gibi devrimci liderleri katleden sağcı çetelerle birlikte çalıştılar.
Sosyal Demokratlar’ın sistem içinde uysalca faaliyet gösterme arzusu, lezbiyen ve gey eşitliğine karşı takındıkları tutumda da ortaya çıktı. Hirschfeld, bir Sosyal Demokrat ve Weimar Cumhuriyeti’nin ilk devlet başkanı olan Friedrich Ebert’e reform çağrısında bulunan bir yazı yazdığında, tumturaklı ve çekimser bir cevap aldı. Ebert’in cevabına göre, “Ceza yasamızda modern bir reform kesinlikle gerekli”ydi; fakat bu konu “sadece siyasal durum ve hükümetin çalışma koşulları elverdiğinde ele alınabilirdi.”
Tarihçilerin kabul ettiği gibi, radikal Komünist Partisi, cinsel özgürlük için mücadelede daha kararlıydı. 1927’de parlamentoda yasa reformu için çağrıda bulunan Bernard Koenen şöyle diyordu: “Ezilen, zulmedilen ve mahkemelerin mağduru olanları temsil etmek bizim görevimizdir.” Cinsel Bilim Enstitüsü’nde çalışan öncü komünist Richard Linsert, 1931’den başlayarak Hirschfeld’in yürüttüğü kampanyanın sorumluluğunu ondan devraldı.
Komünistler ve cinsel reformcular, Dünya Cinsel Reform Birliği’nde birlikte çalıştılar. Komünistler, kürtaj hakları mücadelesinde de öne çıktı. 1931’de iki kürtaj doktoru tutuklandığında, komünistler “bedenin sana aittir” sloganıyla onları kurtarma mücadelesinde öne saflardaydı.
Tüm muazzam dirençlerine rağmen komünistlerin bir zayıflığı vardı.
Onlar, Hirschfeld’in, Marksist cinsellik teorisine hiçbir katkıda bulunmayan “üçüncü cinsiyet” teorisini bütünüyle benimsemişlerdi.
Alman Devrimi, lezbiyen ve geylerin hayatlarını muazzam ölçüde iyileştirdi. Devrimi kapitalizmi yıkıncaya kadar ilerletme sözü veren komünistler, cinsel kurtuluşun en kararlı savaşçısı oldular. Ancak 1933’de Naziler iktidara geldiğinde, 1918 devriminin kazanımları topyekûn ortadan kaldırıldı
sol küre, 2 Mayıs 2012