Milli Güvenlik Zirvesi toplandı

Suriye için düğmesine basılan ve her geçen gün hızlandırılan kirli tezgahları, “Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği!” şiarlarıyla bozalım!

GÜNCEL
Perşembe, 26 Temmuz 2012 (14 yıl 3 ay önce)

Milli Güvenlik Zirvesi dün Ankara'da toplandı. Zirvenin sonuçlarıyla ilgili açıklama yapan Tayyip Erdoğan, Batı Kürdistan'ı (Suriye'deki Kürt Bölgesi) “terörist" ilan ederek, bir müdahalenin olabileceği sinyalleri verdi.

Türk tekelci burjuvazisi ve devleti Ortadoğu'da yaşanan altüst oluş sürecine fırsat ve tehlike kıskacı içerisinden eklemlendi. Hayallerle zorunlulukların iç içe geçtiği bir kıskaçta bu, onun alabildiğine saldırgan bir bölge gücü haline gelmesini sağlıyor. Emperyalist hegemonya savaşının krizin de basıncıyla daha keskin bir nitelik kazanması gerçeği bugüne kadarki tüm dengeleri sarsıyor. Türk tekelci burjuvazisi ve devleti de bu durum içinde hem yeni roller üstleniyor (NATO'nun bölge saldırı üssü olmak gibi), hem de kendi konumlarını güçlendirecek heveslerle bu rollerini en saldırgan biçimde gerçekleştirmeye, pazarlık masalarına sürülen işçi ve emekçilerin kanlarıyla daha fazla parsa koparmaya çalışıyor -elbette korkularıyla birlikte!..

Tarihsel kökleri itibariyle iliklerine işlemiş olan Kürt fobisi şimdilerde yeniden alevlenmiş durumda. Hem bölgesel boşlukların ortaya çıkarabileceği olası gelişmeleri kendi denetimlerine almak dışında seçenekleri olmadığını düşünüyorlar ama hem de denetimin güç olduğunu anladıkları noktada bunu bölgesel yayılmacılığın da vesilesi yapacak militarist icraatların planlarını yapıyorlar.

Dün gerçekleşen Milli Güvenlik Zirvesi, Türk tekelci burjuvazisi ve devletinin bundan sonra nasıl bir politika izleyeceğinin açık resmini verdi. Tayyip Erdoğan'ın; “Türkiye olarak bizim PKK terör örgütüyle PYD'nin oradaki -Suriye'nin kuzeyi- işbirliğine tabii ki sıcak bakmamız mümkün değil. Buradaki yapılanma, oradaki Kürtlerin bir yapılanması olarak değerlendirilemez. PKK terör örgütüyle PYD'nin bir yapılanmasıdır ki bu tabii hassas dengelerimiz arasında yer alacaktır ve şu anda da yer almaktadır. Bunun değerlendirmesini yapmak durumundayız. Burada kalkıp da bu oluşuma 'eyvallah' edecek halimiz yok” sözleri, Suriye'deki Kürt bölgesinde halkın denetimi ele geçirmesine karşı bir saldırı hazırlığı içinde olunduğunun açık ifadesidir.

Güvenlik Zirvesi'nde Barzani'nin durumunun da ele alındığı anlaşılıyor. Keza Barzani'nin, “Suriye ordusundan kaçan Kürt gençlerini eğitiyoruz, talep olursa Suriye'ye yollayacağız” açıklamasına da, “Son olarak söylenen şu ifade çok daha çirkin; 'Biz Kuzey Irak'ta bunlara eğitim verdik ve bu eğitim neticesinde şimdi onları geri gönderiyoruz' yaklaşımları bu işin çok daha farklı boyutlara doğru gittiğini gösteriyor. Buraya da seyirci kalmak mümkün değil.” karşılığının verilmesi Türkiye'nin ititfak güçlerinden Barzani'ye de güvenmediğinin, ona da gereken tavrı almayı seçenekleri arasına koyduğunu gösteriyor. Nitekim önümüzdeki günlerde Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun Barzani'yle görüşmeye gideceği de açıklandı.

Türkiye, Suriye Kürdistan'ında kendisinin de denetleyebileceği özerk bir bölgenin oluşma seçeneğini gelinen noktada yadsımıyor. Sorun, bu seçeneğin denetim altına alınmamış PKK'nin güçlü etkisiyle varolmasında! Barzani denetimindeki Kürt gücünün bu etkiyi kırabilecek potansiyeller taşımadığının görülmesinde. Ve Barzani'nin de hem bu gerçek nedeniyle, ama hem de kendisinin 4 parçadaki Kürtlere liderlik etme ve bu kart üzerinden konumunu güçlendirme heveslerini bilmenin de tedirginliğini yaşıyor. Kürt sorununun kendisinin de denetleyemeyeceği bir mecraya akmasından ve bu durumun Türkiye Kürdistan'ınını da etkileyip ulusal mücadeleyi farklı bir düzleme taşımasından tedirgin oluyor.

Bu kaygı ve aynı zamanda hayallerle her türlü çılgınlığı yapabileceğinin sinyallerini veriyor. Bu çılgınlıklardan biri; durumu gerekçe gösterip sınırda olan Kürt bölgelerini tampon bölge haline getirmekse; diğeri de uluslar arası koşulları da hazırlayarak (çeşitli provokasyonlarla) o bölgeyi tümüyle işgal etmektir! Şu anda asıl olarak birinci seçenek üzerinde durulduğu anlaşılıyor. Bu, yıllara yayılacak bir savaşı göze almaktır! Kandır, şovenizm ve ırkçılığın sonuna kadar kışkırtılmasıdır, her türlü zorbalığın devreye girmesi demektir! Tıpkı Suriye'nin bütününde etnik temellere dayanan bir iç savaşı kışkırtma planları gibi...

Türk Tekelci burjuvazisi ve devletinin bu kanlı hayallerine seyirci kalmayalım. Suriye için düğmesine basılan ve her geçen gün hızlandırılan kirli tezgahları, “Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği!” şiarlarıyla bozalım! Bölge halklarının yeni Lübnanlar'a sürüklenmesinin karşılığı bizim de insanlıktan çıkmamız olacaktır! Buna izin vermemek tüm tezgahları bozacak bir sınıf mücadelesiyle sözkonusu olabilir! Bölge işçi ve emekçilerinin ortak mücadele bayrağının yükseltilmesiyle olabilir!

Kürt halkının Ortadoğu'nun sarsılan ve yeniden kurulması hedeflenen dengeleri içerisinde ortaya çıkan tarihsel fırsatları kendi kaderini tayin hakkını kullanmak yönünde değerlendirmesi sonuna kadar meşru bir tutumdur! On yıllardır emperyalist güçler ve bölge gericilikleri eliyle 4 parçaya bölünmüş Kürt topraklarının birleştirilmesi ne kadar meşruysa; tek tek parçalarda ortaya çıkan durumun demokratik bir hakkın kullanılması yönünde değerlendirilmesi de o kadar meşrudur. Çünkü Kürt halkı her 4 parçada da birbirini aratmayacak inkar-asimilasyon-baskı ve zulüm politikalarıyla ezilmeye çalışılmıştır. Bu açıdan da onun kendi kaderini tayin etme hakkı dün olduğu gibi bugün de meşru ve demokratik bir duruşun ifadesidir.

suriye

Tüm bunlar yaşanırken Türkiye'deki savaş da tam hızla devam ediyor. Her gün sayısız cenazeye kalkıyor bu ülke. Kürt gerillaları kimyasal silahlarla imha ediliyor. Dağlar taşlar bombaların etkisiyle alev alev yanıyor. Sınıra ve operasyon bölgelerine ağır bir savaşın hazırlığı anlamına gelen savaş silahları sevkediliyor. Kandil ve tüm kamplar bombalanıyor! İçerdeki siyasal saldırılar tam gaz devam ediyor.

Bu saldırıların önümüzdeki günlerde linç güruhlarıyla tahkim edilmesi gündeme gelecek! Toplumsal bilincin şovenizm zehiriyle daha fazla kirletilmesi için ne gerekiyorsa o yapılacak. Suriye Kürtlerine dönük medya manüplasyonu bunun ilk adımıdır. Arkasının daha korkunç şeylerle geleceği ortadadır. Faşist devlet, artık bölgeselleşmiş bir savaşa uygun hareket edecek! Bu savaş işçi ve emekçilerin yaşam koşullarının daha da kötüleşmesi, özgürlük namına varolan tüm kırıntıların kökünden kazınması, bilinç ve yüreklerin insanlıktan çıkması için ne gerekiyorsa onun yapılmasıyla iç içe geçen günler demek!

Bu hava bizim savaşa, kapitalizme, emperyalizme, her türden gericiliğe karşı yükselteceğimiz kardeşlik bayrağının rüzgarıyla dağılabilir!