Yemek mi zehir mi?..

15 yıldır bu berbat yemekleri yiye yiye birçok mide-bağırsak hastalığı baş gösterdi bedenimde.

GÜNCEL
Cuma, 17 Ağustos 2012 (14 yıl 2 ay önce)

Cezaevi yemekleri sanki yenilmemesi için özel çaba harcanarak yapılmaktadır. Yemeklerin kalitesi yıl boyunca kademe kademe düşürülerek hiç yenmeyecek bir duruma getiriliyor. İstisnasız bütün yemeklere aşırı derecede yağ, acı biber, tuz konuluyor. Yemek için kullanılan malzemelerin en düşük kalite olması, muhtemelen son kullanma tarihleri geçmiş ve en ucuzundan alınması ortaya böyle bir manzara çıkarıyor. Yine de bu kötü yemekleri yapan kişilerin aşçılık diplomalarının nereden aldığı kesinlikle araştırılmalı.

Bu aşçıların yaptığı yemekleri yiyen sağlıklı insanlar bir süre sonra sindirim sisteminden birtakım hastalıklara yakalanıyor. Ben de bunlardan biriyim. 15 yıldır bu berbat yemekleri yiye yiye birçok mide-bağırsak hastalığı baş gösterdi bedenimde. Artık bir sürü ilaç kullanmak zorundayım. Şu an verilen yemeklerin çoğunu yiyemiyorum. Ancak yemek üzerinde yüzen hidrolik yağa benzer yağı (bunca yağın kişi başı günlük 2 bin 5 yüz kaloriyi tutturmak için döküldüğü açıktır), acıyı, salçayı yıkayıp terbiye ettikten sonra yiyebiliyorsun. Çoğu zaman da terbiye dahi edilemeyecek yemek verildiği için mecburiyetten almıyorsun. Vıcık vıcık yağ içinde yüzen yemekler iştahı da kesiyor. Eğer yemek içinde kıyma varsa o zaman da yenilmiyor, muhtemelen hayvanın yenmeyecek çöpe atılacak neyi varsa bu kıymaya karıştırılıyor…

Kötü ve az çıkan bu yemeklerden gardiyanlar da şikayetçi, onlarda yiyemediklerini söylüyor. Cezaevi idaresi bu durumu düzeltmek için yıllardır hiçbir girişimde bulunmadı, görülüyor ki buna niyeti de yok.

Meclis lokantası değil…

Bütün bunlar; bakanlığın kişi başı günlük iaşe bedeli olarak 4.20 (sabah, öğle, akşam yemeği dahil) lira gibi komik bir rakam belirlemesi ile birlikte düşünülmeli. Bu rakam uzun yıllardır sabitlenmiş durumdadır. 4 lira 20 kuruş ile alabileceğiniz yiyeceği düşünün. Bu parayla üç öğün karnınızı doyurabilir misiniz?

Buradan da anlaşılacağı gibi hiçbir besleyici özelliği olmayan ve insan bedenine zararlı yemekler çıkartılması merkezi bir karardır. Tüm cezaevlerinde yıllardır bu konuda şikayetler vardır.

Daha geçenlerde Mardin E Tipi Cezaevi’nde meydana gelen olayı hatırlayalım: Bu cezaevinde 22 Nisan 2012 tarihinde ve eden 1 aylık süre içinde 2 kez gıda zehirlenmesi oldu. Toplam 800 tutsak verilen yemekten zehirlendi. Olay sonrası yaklaşık 200 tutsak tedavi altına alınırken, geriye kalan 600 tutsak ise “koşullarımız yok” bahanesiyle tedaviye alınmadı. Bu kadar büyük bir zehirlenme olayından sonra yetkililerin verdiği bu cevap, “ne haliniz varsa görün ve ölün” anlamını taşıyor. Neredeyse toplu bir katliam girişiminde maruz kalan tutsaklar arasında neyse ki hiç ölüm yaşanmadı. Ancak bunun olmayacağının garantisi var mıdır? Tutsakların anlatımında belirttikleri yemeklerden çıkan şu; böcek, kurt, solucan, çivi, kıl yumağı, ip, taş, toprak, sinek, tırnak vb. gibi maddeleri düşündüğümüzde ortada bir kasıt olduğu açıktır. Bulunduğum cezaevinde de geçmiş tarihlerde verilen yumurta ve tavuktan zehirlenme olayları yaşanmış ve birçok arkadaşımız revirde serum almıştı.

İçeride yemekler her ne kadar mutfağın her yerinde fayans filan döşenmiş olsa da, kesinlikle hijyenik olmayan ortamda, art niyetli kişiler tarafından, kullanma tarihi geçmiş konservelerle, bozuk ve kalitesiz malzemelerle ve birkaç kez kullanılan kızarmış yağlar kullanılarak yapılmaktadır.

Auschwitz menüsü

Verilen kahvaltılıklar genelde 1 adet sallama çay, 20 gramlık kutu reçel (veya bal) ve yağ, birde 5-10 tane zeytin (bu zeytinler ilaçla karartılmış olduğu için yenmiyor). Ayda 1 veya 2 kez de yumurta ve bir parmak kalınlığında beyaz peynir. 20 gramlık kutularda verilen reçel, bal ve yağ hiç sağlıklı değil, genelde yemeyip atıyoruz. “Oskar” markalı bal bakanlık tarafından sahte olduğu açıklandıktan sonra verilmemeye başlandı. Ancak yağı verilmeye devam ediliyor. Bize verdikleri diğer adı sanı duyulmayan markalarında şaibeli olduğu ihtimal dahilindedir.

Diyet yemek zorunda kalan hasta tutsakların durumuna gelirsek; kendilerine asıl diyet yemek ve malzemeleri gerekirken, genele çıkan yemeğin aynısı (yağsız ve tuzsuz hali), bazı yemeklerin yerine de küçük bir patates haşlaması veya pirinç-bulgur lapası veriliyor. İçinde hiçbir vitamin ve besin değeri olamayan bu lapalarla diyet işi geçiştiriliyor. Hastalarda mecburiyetten kantinden bir şeyler almak zorunda kalıyor (parasız olanlar ise…).

Alınanlar da kahvaltılık malzemeler. Diğer cezaevi kantinlerinde satılan hazır tavuk, et döneri, hazır balık, sucuk, konserve çeşitleri ve benzeri gıdalar burada satılmıyor. Kantinde satılanlar da hem kalitesiz hem de piyasanın üzerinde çok pahalıya satılıyor. Haftada bir kez yapılan sebze ve börek, tatlı, simit gibi gıdaların satışları da yetersiz. Bu yetersizlik yetmezmiş gibi birinci müdür “bunlar lüks şeyler” diyerek satışı yapılan bu gıdaları sınırladı. Önceden getirilen gıdaların bir çoğu getirilmiyor artık. Örneğin karpuz, üzüm gibi meyveler yıl boyunca 1 veya 2 kez getirildikten sonra bir daha getirilmiyor.

Çeşitli zamanlarda yemeklerin düzeltilmesi yönünde suç duyuruları veriyoruz. Ancak savcılık ve hakimlik meseleyi yerinde incelemek yerine oturduğu yerden verdiği “şikayetin reddine ve kovuşturmaya yer olmadığına” kararlarıyla, insanları çeşitli hastalıklara yakalanma ve zehirlenme tehlikesiyle burun buruna getiren ve her zaman bu potansiyeli içinde taşıyan bakanlığın bu yemek politikasına destek vermeye devam ediyor…

Murat Güneş
Sincan 1 Nolu Ftipi Cezaevi