Defalarca tekrarlanan bu arama silsilesi izolasyon işkencesinin bir parçasıdır ve kişiliğe, düşünceye ve kimliğe direkt saldırıdır
F tipi cezaevlerinde aramalar insan onuruna aykırı bir şekilde yapılmaktadır. Arama işkencesi, tutuklanıp içeriye girdiğin andan itibaren başlıyor ve kaldığı süre içerisinde hemen her gün maruz kalıyorsun. Bu yüzden her arama esnasında “Onursuz aramaya son!” sloganını atıyoruz.
Cezaevi girişi kapı altında yapılan soyarak arama başlı başına insanlıkdışı bir arama şeklidir. “İtaat et yoksa kötü olur” anlamına gelen bu arama kabul edilmediği için asker ve gardiyanların saldırısına uğruyorsun ve yumruk ile tekmeler arasında zorla giysilerin yırtılarak çıkartılıyor. Bu insanlıkdışı aramaya da “mevzuat gereği” diyorlar.
İnfaz Kanunu’nun başında belirtilen “infazda temel ilke”de (madde 2/2). “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin zalimane, insanlıkdışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunamaz” deniliyor. Ancak bu “temel ilke” daha ilk gün cezaevi girişinde yok sayılıp ihlal ediliyor. Bu maddenin oraya göstermelik ve insanları aldatmaya dönük olarak konulduğu açıktır. O bakımdan İnfaz Kanunu maddelerinde geçen “onur, insan, insan hakları” gibi kavramlara aldanmamak lazım. Bunların içleri boşaltılarak madde aralarına serpiştirilmiştir. Burjuvazi ve onun hükümetinin yasalarında bu gibi insani kavramların yeri yoktur zaten.
Kapısında “arama odası” yazan yerde kamera yok, bilinçli olarak konulmamış. Orada uğradığın saldırı ve işkence sonrası savcılığa ve hakimliğe verdiğin suç duyurusu dilekçene genelde 1 yıl kadar sonra “delil bulunmadığından kovuşturmaya yer olmadığına” kararı veriliyor. Doktordan aldığın (ki bunu almak çok zor) “darp izleri raporu” da kesinlikle görmezden geliniyor.
Koridorlarda, hücrelerde uğradığımız saldırılar sonrası da aynı cevabı veriyor savcılık. Burada hem asker hem de gardiyanlar, sanki biz onlara saldırmışız veya “görevliye direnmek” gibi düzmece tutanaklar tutularak (dikkat edin bunu işkenceyi yapanlar tutuyor) mağdur olan bizlere disiplin cezaları da verdirilmekte. Saldırılar koridorlardaki kameralar önünde gerçekleşmiş olsa bile, o gün ve o saatte kamera ya bozuktur ya çalışmıyordur ya da kaset üzerinde sansür uygulanmıştır. Cezaevi içinde hemen her köşeye takılan 100’ün üstünde kameranın hiçbiri de bizlere saldırı olduğunda çalışmaz veya arızalıdır! F tipleri açıldığı günden beri bu böyle.
Mahkemeye, hastaneye, revire, telefona, görüşe giderken her hücre çıkışında önce elle üst aranıyor, sonra dedektörle, ardından dedektörle bakıldığı ve ötmediği halde ayakkabılarımız zorla çıkarılıyor. Bu arama şekli hücreye dönene kadar 4-5 kez tekrarlanıyor ve tamamı da hep aynı kişiler tarafından kameralar önünde yapılıyor.
Keyfi bir şekilde defalarca yapılan bu arama silsilesi izolasyon işkencesinin bir parçasıdır ve kişiliğe, düşünceye ve kimliğe direkt saldırıdır. Aramalar keyfi bir baskı unsuru olarak yapılmasının yanı sıra itaate yöneliktir. Burada açıkça “istediğimiz zaman ve istediğimiz kadar arama yaparız, sen de buna itaat etmek zorundasın” denmekte ve dayatılmaktadır. Bu arama şeklini kabul etmediğimiz için slogan attığımız nedeniyle durmadan disiplin cezaları ile cezalandırılıyoruz.
Hücre aramalarında da aynı üst araması yapılıyor. Ayrıca her hücre aramasında birtakım eşyalarımız keyfi bir şekilde gaspediliyor. Bu kimi zaman da panoya astığın resim oluyor... İdare önce kantine getirip “adam başı bir tane“ diyerek eşya satıyor, 1 yıl sonra ise “hücrelerde bulundurulabilecek eşya listesi ve talimat” adı altında bir liste dağıtıp bahsi geçen eşyaların bu kez “hücre başına bir tane” diyerek fazla olanların toplanacağını söylüyor. Ardından ilk hücre aramasında bu eşyalara zorla el konuluyor ve depoya kaldırılıyor. Gaspedilen eşyalarımız ziyaretçilerimize “depoda yer yok” bahanesiyle bizden habersiz verilmeye çalışılıyor.
İdare önce satıyor, sonra “fazla” diye geri topluyor. Burada sorulması gereken soru şu: Madem “fazla” o zaman niye satıyorsun? Bu arada bu satışlardan ne kadar kar edildiğini bilmiyoruz tabii… Şunu da herkesin bilmesi gerekiyor. Toplanan eşyaların tamamı da plastiktir ve bunları kutu gibi iki adımlık hücreler içinde “stok yapmak” için değil, zorunlu ihtiyaçlarımızı karşılamak için kantinden alıyoruz. Gerçekten -onların kafasıyla- “sakıncalı” bir şey olsa zaten kantinde satılmaz.
Sonuçta bunca arama yani izolasyon işkencesi, bizleri yıldırmak ve yıpratmak için yapılıyor. Ancak unuttukları bir şey var: İnsanlığın kurtuluşunun ancak ücretli kölelik düzenini yıkarak gerçekleşeceği hedefiyle hareket eden ve ideallerine sonuna kadar sahip çıkanlar için bunlar vız gelir tırıs gider uygulamalardır. (Sürecek)
Murat Güneş
Sincan 1 Nolu Ftipi Cezaevi