Çarşamba, 7 Haziran 2006 (20 yıl 4 ay önce)
Desan Tersanesi işgalinde gözaltına alınanlar savcılıktaki işlemlerin bitmesi üzerine saat 15:00 sularında bırakıldılar. Limter-İş Sendikası yarın (8 Haziran) saat 12:30'da konuyla ilgili olarak Desan Tersanesi önünde bir basın açıklaması yapılacağını duyurdu.
Aşağıda dün sabah tersane önünden gözaltına alınan gazetemiz Alınteri okuru bir işçinin, işgali bir de gözaltındakilerin gözüyle aktaran anlatımını yayınlıyoruz:
Tuzla'da Polis-patron-taşeron el ele
Desan direnişinde patron ve taşeron, Pazartesi günü işçilerin parasını vereceklerini söylemişlerdi. Bunun üzerine Pazartesi sabahı erkenden işçiler 16 gündür yaptıkları gibi yine Desan Tersanesi'nin önüne, direnişi sürdürdükleri yere gittiler.
Saatler ilerlemeye başlayınca tersane patronu ve taşeron, işçilerin parasını Salı günü 9:00'da vereceklerini söylediler. Bunun üzerine durum değerlendirmesi için sendikaya dönüldü. İşçiler ertesi gün sabah saat 9:00'da paralarını alacakları için yine erkenden orada olma kararını aldılar. Biz de ertesi gün erkenden Desan Tersanesi'nin önüne gittik. İşçiler yine hazır bir şeklide Desan'ın önündeydiler. Saat 9:00'a gelmiş hatta geçmeye başlamıştı.
Önce taşeron gözüktü. Bu arada işçiler de kendi aralarında seçtikleri temsilcilerini tersane yetkilileriyle görüştürmek istediler. İşçiler patrona, “Biz artık net cevap istiyoruz taşerona git nasıl çözeceksen çöz, bize paramızı verin” demeyi kararlaştırdılar. Fakat Desan patronu görüşme talebine cevap vermedi. Patron, parayı da vermeyeceğini kendi adamlarına söylemiş. “Sabrımız taşıyor, paramızı almadan bir yere gitmeyeceğiz” diye kararlılıklarını belirten işçiler bir anda raylı demir kapıyı sonuna kadar açıp hep birlikte koşar adımla sloganlar atarak öfkeyle tersanenin içine girdiler.
İşçiler direkmen çalıştıkları geminin güvertesine çıktılar. Ve artık çalıştıkları o gemi, o tersane, o patronlar, o polisler her şey gözlerinde küçülmüş gibiydi adeta. Bir zafer sloganıydılar artık yumrukları, kafaları ve bütün bedenleriyle. Arkalarından harekete geçen çevik kuvet polisleri nafile durduramazlardı işçileri. Söylenerek geri döndüler ve hemen telsizlerine sarıldılar. Aceleyle takviye kuvvet çağrısı yaptılar.
Bizimle birlikte Limter-İş Genel Başkanı ve eğitim uzmanı, EMEP Tuzla ilçe başkanı, emekçi basından muhabirler ve desteğe gelen işçiler, yani dışarıda kalanlar olarak bizler de sevinç ve şaşkınlığımızın vermiş olduğu coşkuyla sloganlar atarak işçilerle dayanışma içerisindeydik. Tabii ki işçilerle aramızdaki dayanışmayı engellemek için polis bize karşı harekete geçti. "Tersanenin önünde duramazsınız!" deyip bizi iteklemeye başladılar. Biz de gitmeyeceğimizi söyleyip direndik. Bunun üzerine çevik kuvvet biber gazı ve cop kullanarak, ellerimizi arkadan kelepçeleyip bizi gözaltına aldı.
Polis, patronların yanında yer aldığını bir kez daha üzerimizde estirdiği terörle yansıtıyordu. Bizi Tuzla Şifa Mahallesi Karakolu'na götürdüler ve bekletmeye başladılar. Biz de bir taraftan polislerle uğraşırken diğer taraftan işçilerin durumunu merak ediyor ve hala o işgal sahnesini gözlerimizin önünden atamıyorduk. Karakola gelen sendika avukatları işlemleri hızlandırmak için devreye girdiler. Ama savcılıktan gelen karar bizim o gece karakolda kalacağımızı söylüyordu.
Sabah saat 11:00'de gözaltına alınır alınmaz açlık grevine başladık. Ve karakolda ifade vermediğimiz gibi hiçbir şeyi de imzalamadık. Bizi nezarete koydular. Dışardan gelen avukatlar aracılığıyla gelen haberler sevindiriciydi. İşçilerin direnişi devam ediyordu. Saatler ilerledikçe biz de karakolu direniş yerine çevirdik; sloganlar, marşlar, türkülerle... Bilinçli bir tavırdı polislerin bizi bırakmamaları, direnişin bitmesini bekliyorlardı.
Gece saat 02:00 sularında işçileri de karakola getirdiler. İşçileri sloganlarla karşıladık. Nasıl olduğunu, parayı verip vermedikleri yönündeki sorularımızın üzerine işçilerdeki moral bozukluğu dikkatleri çekiyordu. Polislerin işçileri kendi içlerinde bölme aldatmacasına maruz bıraktıklarını belirttiler. Önce bir grup işçiye paralarını vereceklerini söyleyen polis, sonra işçilerden temsilci seçip patronla görüşmeye göndermelerini söylemiş, seçilen temsilciler gidince de o yumuşayan havadan yararlanıp işçileri gözaltına almış. İşçilerin bize anlattıkları buydu. Biz de hemen böyle şeylerin yaşanabilineceğini, böyle böyle direnişler, grevleri birlikler yaratarak öğrenip kazanacağımızı söyledik. Şarkılar ve marşlarımızla işçilerle karşılıklı ayrı ayrı nezarethanelerde ama yan yana sabahladık.
Sabahı da sloganlarla karşıladık: ”Gözaltılar Tutuklamalar Baskılar Bizi Yıldıramaz”, “Yaşasın Desan Direnişimiz”. Saatler 11:00'e yaklaştığında polisler önce biz 8 kişiyi savcılığa çıkartmak için karakoldan götürdüler. Savcılığa geldiğimizde adeta polis yığınağı eşliğinde içeriye girdik. Bizi beklettikleri sırada diğer işçi arkadaşları da getirdiler. Karşılıklı savcılıkta beklerken, işçilerle sohbetimizden rahatsız olan polis çareyi işçileri bizden ayrı olarak alt kata indirmekte buldu. Daha sonra teker teker bizi ifade almaya götürdüler. Bütün işçilerle birlikte saat 15:00 sularında bırakıldık.
Sloganlar eşliğinde savcılıktan çıkıp Limter-İş Sendikası'na gittik. İşçiler “Sonuna kadar direneceğiz, baskıyla bizleri bölüp parçalamalarına izin vermeyeceğiz, paramızı alana kadar direneceğiz” sözleriyle direnişe kaldıkları yerden devam etme kararını aldılar.