Hrant’ın katliamındaki “hizmetleri” nedeniyle Osmaniye’ye Vali olarak atanan Celalettin Cerrah kaçak çay ikram eden esnafa ateş püskürdü
MİNAREYİ ÇALAN KILIFINI UYDURMAYA ÇALIŞIYOR!!! Ama mızrak da çuvala sığmıyor hani…
Malumunuz bu ülke bir dönem maşa olarak kullandığı uşaklarını, kontgerilla başlarını sonrasında kırıntı bürokratik ödüllendirmeler ile kutsama geleneğinden hiç vazgeçmemiştir. Hafızanızı biraz zorlarsanız siz de bulursunuz onları. Mesela en son canlı örneğini Hrant’ın katledilmesinin en büyük sorumlularından olan Celalettin Cerrah'ın Osmaniye'ye vali olarak atanmasında gözlemleyebiliriz.
Ancak maşa bir kere kullanılıp ondan verim elde edilince onu kullanan eller tarafından korunması, mükafatlandırılması, sonraya saklanması gerekir. Çünkü ileride üzeri kapatılacak daha çok kirli işi olacaktır bu devletin.
Yine bu profesyonel maşaların tekrar tekrar nasıl kullanıldığına ilişkin güncel gelişmelerden birine değinerek somut bir örnek vermiş olalım.
Bugün, Hrant’ın katliamındaki “hizmetleri” nedeniyle Osmaniye’ye vali olarak atanan Celalettin Cerrah 30 Ağustos günü bir itirafta bulunmuş: Osmaniye’de 30 Ağustos kutlamaları sırasında kendisine kaçak çay ikram etmek isteyen bir esnafa şöyle buyurmuş Zerdüşt:
PKK’ya yardım etmek istiyorsanız, Türk polisini öldürsün, Türk askerini öldürsün istiyorsanız, Türk vatandaşlarını öldürsün istiyorsanız kaçak çay ve sigara için, kaçak benzin kullanın daha ne diyeyim size. Böyle bir Türk vatandaşı olur mu? 'PKK kahrolsun’ diyorsunuz ama kaçak sigara ve çay içerek PKK’ya destek veriyorsunuz. Nereye gitsem kaçak çay var. Böyle bir şey olamaz. Teröristler 30 Ağustos’ta sizin canınızı almaya çalışıyor. Trene bomba koymaya çalışıyor. Yola mayın döşüyor. Siz kalkıyorsunuz destek çıkıyorsunuz.Bundan 8 ay önce devletin savaş uçaklarıyla katlettiği mazlum 34 Roboski köylüsünün üzerine o insansız savaş uçaklarının gönderilmesinde mazeret arayan devlet köşeye sıkıştırıldıktan sonra ne olmuştu? Hatırlayanınız var mı? Durun biz hatırlatalım. Tam olarak şöyle söylemişti; "PKK'ya yardım ediyorlar." Halbuki orada ki 34 can oradaki askerlerin bilgisi dahilinde ve o askerlere verdikleri haraçlar nezaretinde geçimlerini sağlayıp çocuklarını doyurabilmek için sınır ticareti yapıyorlardı. Fiiliyatta devlet gözetiminde yapılan bu iş devlet hiçbir forma sokmak istemediği için sözümona kaçak oluyordu.
Biz her şeyi askerden, devletten, polisten beklersek olmaz. Vatandaş olarak da bizim üzerimize düşen görevler var. Düşmanımızı dostumuzu bilmemiz lazım, bilmezsek bu iş yürümez. Böyle yalnızca devletin alacağı tedbirlerle güvenlik güçlerinin alacağı tedbirlerle bu işler yürür mü biter mi? Bitmez. Bunlara karşı tavırlı olmak zorundayız. Ondan sonra burada oturduğumda 'Kaçak çay içer misin?’ diyorsunuz. Olmaz böyle bir şey, olmaz. Daha dikkatli olmak zorundayız. Bu Sakarya, bu büyük muharebeyi 30 Ağustos’u Zafer Bayramı’nı nasıl kutlamışız, nasıl kazanmışız? Onları bir düşünün. Vatandaşlarımız ne yapmışlar. Askerimiz ne yapmış, polisimiz ne yapmış? Rahime Hatun ne yapmış burada? Fransızları nasıl kovmuşsunuz? Dedelerinizi bir düşünün bakalım. Fransız karargahına tek başına saldırmış Rahime Hatun. Bu yürek varmış, bu cesaret varmış. Nerede bizde bu cesaret, bu yürek? Niye tek başına tek yürek olamıyoruz, biz terörün karşısında.İnsanın oturup düşünesi geliyor bu kafatasçı tekerlemeleri nasıl bir araya getirip de essahtan bir laf söylemişçesine kendisini kaptırıp söyleyiveriyorlar diye. Akabinde de sorduğu soruların cevabını kendisine itiraf etmek ihtiyacı hissediyor ve gerçekler bir tokat misali çarpıyor celladın suratına. Şovenist mayaları artık tutmuyor kendi kendisine bunu itiraf ediyor.
Şu kutlamayı yaparken 15 kişiyle ve devletle kutluyoruz. Buranın şimdi hıncahınç dolması gerekirdi. Sınıra adamlarını yerleştirmiş ne kadar kaçak ürün varsa ülkeye sokuyor ondan da rant elde ediyor. Değerlerimize, bayramlarımıza sahip çıkmalıyız. Kaçakçılığa biraz dikkat etmeliyiz.Biz de bu celladın abilerine ve bunların hempalarına diyoruz ki, artık zorlamaktan vazgeçin: “Mızrak çuvala sığmıyor”, “Bu kılıflar o minarelerinize çok küçük geliyor!”