Pazartesi, 3 Eylül 2012 (14 yıl 2 ay önce)
Kimi zaman bazı şeyleri betimlemek zordur. Özellikle size öfke patlaması yaşatan tutumlarla fikirlerin sahibi kişileri anlatmak, bir sıfat bularak onları tanımlamaya çalışmak hepten zordur. Öyle büyüktür ki öfkeniz; ne deseniz, ne söyleseniz de içinizdeki öfkeyi dışa vurmaya yeterli olmayacağını düşünürsünüz. Kelimeler kifayetini yitirir.
Üstelik fosilleşmiş gübre konumuna gelmiş birinin seviyesine inmeden, düzeyinizi koruyarak cevap vermek gibi her şeyin üstüne tüy diken bir zorunluluğunuz da varsa, zorluğun derecesi katmerlenir. Toktamış Ateş denilen gübürü (*) anlatmaya, yazdığı müsveddeyi betimlemeye çalışmak tam da böyle bir şey.
Dünün sözde “'68’li”si, bugünün cemaate ataçlanmış yalakası, devletin kurusıkılığını yapan Bugün gazetesindeki köşesinden öyle şeyler kusmuş ki, hani Kemal Sunal’ın “Kibar Feyzo” filminde ağa rolündeki Şener Şen’in “faşo nedir” sorusuna verdiği türden bir cevap verseniz kesmez!
28 Ağustos tarihli “Bir PKK’lının anatomisi” başlıklı yazısı onur ve haysiyet yoksunluğu tefrikası.
Yazı “Bizde ilginç bir propaganda vardır. Önce gelen PKK'lıların kendilerine özgü bir haremleri olduğu söylenir. Galiba bu söylem kimi Kürt kökenli genç vatandaşlarımızın iştahını kabartmak için. Zira geçenlerde fevkalade münasebetsiz bir 'karşılaşma' yaşayan kimi PKK'lılarla BDP'li kimi milletvekillerinin 'muhabbetleri' beni adamakıllı şaşırttı” gibi bugüne kadar benzerlerini çokça okuduğumuz ve artık “alışık” olduğumuz çamur atmalarla başlıyor.
Fakat, devamında yazılanlar iğrençlik boyutlarını aşmakla kalmıyor, nasıl bir fosseptik çukurunun içinden düşündüğünü ve yazdığını da gösteriyor.
Bir yanda, kadınsızlıktan yüzü gözü şişmiş bir PKK'lı; öbür yanda Sayın Kışanak tam 'seyirlik' bir manzara idi. Dağda; bırakın kadını, çoğu kez yiyecek ekmek bulamayan bir PKK'lının, bu açlığını anlamak mümkün. Ama Sayın Kışanak'ın bu manzaraya neden gereksinim duyduğunu anlamak mümkün değil.
Her savaşın, her düşmanlığın, her taraf olma halinin de bir adabı olması gerekir. Ruhunu burjuvaziye satmış bu edepsizlerde o da yok. Bir kadın isminin geçtiği yerde böyleleri hemen cinsellik üzerinden aşağılık “
betimlemeler” yaparlar. Burjuva ahlaksızlığın en iğrenç halini kusarlar. Kimyaları budur böylelerinin. Çürümüşlüğün dibinde eşelenir, kendilerine ayna tutarlar!..
Her sınıf kendi karakterine göre dövüşür
Burjuva medya bir taraftan Kürdistan’dan tek satır haber geçmemek üzere susturulmaya çalışılırken, diğer taraftan geçilecek haberlerin de devletin resmi politikasına endeksli haberler olması şartına bağlandı. Ve tam bu noktada miadını çoktan tamamlamış
Ertürk Yöndemvari “gazetecilik” temcit pilavı gibi ısıtılıp tekrar masaya sürüldü.
Kimi sallanan sopadan korkan, kimileri de durumdan vazife çıkaran sistem çocuğu “
gazeteciler”, yalan ve iftira sosuna bandırılmış hayasız “
haber” ve “
makaleler” kaleme almaya başladılar.
Son kullanma tarihi çoktan geçmiş
Ertuğrul Özkök gibi takozlardan selefi Ertürk Yöndem’e bile rahmet okutan
Enis Berberoğlu’na ve bugüne kadar görülmemiş bir onursuzlukla sahne alan Toktamış Ateş gübürüne kadar gazeteci kılığındaki bilcümle zevat alabildiğine rezilleştiler.
Yukarda adları sayılan ya da sayılmayan diğer kalemşörlerin geçmiş pratikleri ortada olduğu için esasında şaşırtıcı bir durum yok. Fakat, yaftasında “'68’li” yazan Toktamış Ateş’in bu zıpçıktılığı niye?
Öncelikle ‘68’in ruhundan, özünden ve karakterinden çark edip
Fethullah Gülen’i tavaf edeli çok olduğu için onun ‘68’li falan olmadığını başa yazalım. Burjuvazinin “o çocuğu” yıllar önce terketti bu mevziyi. Dünyayı değiştirmek amacı ve iddiasıyla yola çıkmak, adanmışlık ve sıra neferliği ile bezenmek, sonuna kadar insandan ve emekten yana bir yönelimin en dolayımsız, temiz ve net ifadesi demek olan 68’li olmak ağır geldi ona (ve onun gibilere). O, geçmişini inkar edip safını çoktan sermayeden ve ezenden yana belirleyerek tıynetini ortaya koydu.
Her fırsatta “
Deniz Gezmiş'in arkadaşı” olmaktan dem vurmasına bakmayın, '68 onun için '67 ile '69 arasındaki bir rakamdan öte bir şey ifade etmez. “Arkadaşlık ettim” dediği o Deniz Gezmiş’ler ki ’72 koşullarında çıktıkları idam sehpasında, sehpaya tekmeyi basmadan önce “
Yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği” diyecek kadar nettiler.
Kendisi gibi ömrünü akademik kariyer yapmak, şu üniversitede koltuk kapmak, bu gazetedeki köşeye çullanmakla geçirmek yerine, tüm yaşamı boyunca mücadele içinde yer almış, o hapishaneden diğerine sürülmüş, onlarca kez gözaltına alınmış
Gültan Kışanak gibi mücadele timsali birine adeta salyalarını akıtarak iğrenç bir biçimde saldırma cüretinde bulunan biri ne ‘68’li olabilir, ne de böyle algılanıp değerlendirilebilir!
O, bu haliyle artık sadece kendisi ile borazanlığını ve yardakçılığını yaptığı sermayenin meşrebine uygun olarak kalem oynatan çanak yalayıcının tekidir!
Sözü, bu zekası ile gövdesi ters orantılı olarak gelişmiş muhannete (
**) bir soruyla bağlayalım; insan vücudu kadınsızlıktan dolayı şişiyorsa, bu montofon ebatlarına ulaşmış gövdeni nasıl açıklayacaksın?..
(*) Gübür: Etrafta dağınıklık ve kirlilik yaratan çer çöp, toz, kir vb. anlatmakta kullanılan bir kelime
(**) Muhannet: Kalleş, namert ve kahpe kişi
[Bir
Alınteri okuru]