Bir daha asla!..

6-7 Eylül 1955, utandıran tarih... “6-7 Eylül olayları bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenme idi, amacına da ulaştı”

GÜNCEL
Cuma, 7 Eylül 2012 (14 yıl 2 ay önce)

57 yıl önce dün ve bugün, ellerinde Türk bayrakları, kamyonlarla taşınan gruplar başta Rumlar olmak üzere, İstanbul’da gayrımüslimlerin ev ve işyerlerine saldırdı. Müdahale edilmeyen saldırılar, iki gün boyunca sürdü.

6-7 Eylül nedir?


"TALAN’dır
‘YAĞMA’dır
‘GASP’tır.
‘TECAVÜZ’dür.
‘LİNÇ’tir.
YIKIM’dır.

6-7-eylül

Dehşet, 6 Eylül akşam saatlerinde başladı.

Yakma, yıkma, yağma, tecavüz, linç, Yeşilköy’den Nişantaşı’na, Aksaray’dan Edirnekapı’ya, Laleli’den Bakırköy’e, Beykoz’dan Kalamış’a, İstinye’den Çengelköy’e kadar 40 km alana yayıldı.

Öldürülen kişilerin sayısı, kayıtlara geçtiği kadarıyla 37’ydi. Kayıtlara 60 olarak geçen tecavüz vakasının gerçek sayısı ise 400 civarındaydı.

Bazı kadınlar tecavüz edildikten sonra öldürüldü. 90 yaşındaki rahip Hrisantos Mantas diri diri yakıldı. En az birkaç rahip bıçakla ve zorla sünnet edildi. Onlarca kişi linç edildi.

Londra’da toplanan Kıbrıs konferansı sırasında Türklerin Kıbrıs konusunda kararlılığını göstermek amacıyla Kıbrıs Türktür derneğinin üzerinden seferber edilmiş, “Kıbrıs Türktür, Türk Kalacaktır” sloganları ve Türk bayraklarıyla yürüyen kalabalıkların saldırıları Rumlara karşı başlatılsa da, giderek tüm gayrımüslimleri hedef aldı.

4 bin 214 ev, 73 kilise, 26 okul, 1 sinagog ve işyeri, dükkân benzeri toplam 5 bin 317 mekan yakıldı, yıkıldı, yağmalandı.

Mezarlıklar tahrip edildi, ölülerin kemikleri etrafa saçıldı.

İstanbul’un Anadolu yakasından Büyükada’ya yağmacıları taşıyan 30-40 vapur kaldırıldı.

6-7 Eylül olayları bir gizli devlet operasyonuydu. Kitleleri tahrik etmek için kullanılan “Atatürk’ün evine bomba” konulması işinin, gerçekte MİT’in organizasyonu olduğu 1960 darbecilerinin kurduğu Yassıada Mahkemeleri duruşmaları sırasında ortaya çıktı. Yıllar sonra, 1991’de Tempo dergisine verdiği röportajda, Genel Kurmay eski Özel Harp Dairesi Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinden emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu gerçeği açıklamada hiçbir sakınca görmeyerek: “6-7 Eylül olayları bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenme idi, amacına da ulaştı” dedi.

6-7 Eylül, Anadolu’nun ve ekonominin Türkleştirilmesi sürecinin parçasıydı. 20. yüzyılın başında Anadolu’da her 5 kişiden biri gayrımüslimken, yani gayrımüslim nüfus toplam nüfusun yaklaşık %20’sini oluştururken, bugün bu nüfusun birden bire geriletilmesi ve mallarına el konulması sürecinin dönüm noktalarından biriydi.

Süreç hâlâ devam ediyor. Tek millet, tek din, tek kültür anlayışı egemenliğini sürdürüyor. Rum ve Ermeni patrikhanelerinin tüzel kişiliği yok. Ermeni mağdurların tazminat talepleri infiale neden oluyor. Özel Harp Dairesi geleneği de, kirli operasyonlar da, özel savaş yöntemleri de devam ediyor. Saldırgan kitleler yakıyor, yıkıyor. Linç kültürü bu toplumdan hiç eksik olmadı. İşte bugün, linç girişimcileri, devletin en yetkili ağızları tarafından “duyarlı vatandaşlar” olarak tanıtılıyor ve cesaretlendiriliyor.

En önemlisi şu ki, 6-7 Eylül 1955’te yakan, yıkan, linç eden, tecavüz eden, öldürenler bir avuç değildi ve kendiliklerinden harekete geçmemişlerdi. Yassıada duruşmaları tutanaklarındaki polis müdürlüğü ifadelerine göre en az 100 bin kişiydi ve bu linçci, tecavüzcü, yağmacı güruhun fitili Özel Harp Dairesi tarafından organize edilip ateşlenmişti.

Geçmişte bu coğrafyanın kadim halklarına karşı işlenen insanlık suçlarının soruşturulmadığı, yüzleşilemediğinden hareketle, günümüzde de Kürt’lere karşı geliştirilmeye çalışılan linç ve yağma olayları yeni facialara, toplumsal acılara davetiye çıkarmaktadır.

Bugün de linçciler bir avuç değil. Potansiyel linçci geniş kalabalıklar yaratılıyor.

Başka bir deyişle, nasıl 6-7 Eylül’ü yapan yalnızca Özel Harp Dairesi değilse, nasıl sokaktaki insanı da içine alan önemli bir toplumsal dinamik idiyse, bugün de linç kültürü birkaç milliyetçi odakla açıklanamaz, toplumsal bir gerçektir.

Ve o, yalnızca devlet politikalarına karşı çıkarak geriletilemez, topluma ayna tutmak, onun kendi kendiyle yüzleşmesini sağlamak ırkçılık, milliyetçilik, ayrımcılıkla mücadelenin en önemli unsurlarındandır.

Bu yüzden biz insan hakları savunucuları, devlet politikalarına karşı çıkarken aynı zamanda linç kültürünün bütün bileşenlerini, en başta milliyetçiliği, ırkçılığı, şovenizmi, nefret söyleminin her türlüsünü, “öteki”ni düşmanlaştırmayı, aramızdan sonsuza kadar kovmak için çalışacağız.

Onun için hep birlikte BİR DAHA ASLA diyoruz.

İnsan Hakları Derneği