ÇHD Ankara Şube kendini sınıfa yalnızca destekçi değil, sınıfın içinden, onun bir parçası saymaktadır
ÇHD Ankara şube, Cansel Malatyalı'ya verdiği desteğin sorgulanması üzerine TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası'nın yazısına cevap verdi.
TMMOB İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI’NIN 17.08.2012 TARİHLİ YAZISINA CEVABIMIZDIR
KONU: Odanızda çalışmakta iken işten çıkarılan ve işe iadesi için direnişe başlayan emekçi Cansel Malatyalı’ya desteğimizi sorguladığınız yazıya ve sürece dair değerlendirmelerimizi içeren metindir.
Kamuoyu tarafından da bilindiği gibi Cansel Malatyalı kurumunuzda çalışır iken “performans” gerekçe gösterilerek işten çıkarılmış bir işçidir. İşe iadesi için direnişe başlayan, işverenin kendine mobbing uyguladığını, yaşamını devam ettirmenin tek yolu olan işini geri istediğini bildirmiştir.
Kurumunuzun yerine işveren genel ifadesini, Cansel Malatyalı yerine de işçi genel ifadesini koyduğumuzda Türkiye işçi sınıfı için çok bilindik hatta sıradan bir hikaye ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. İş güvencesi; işsizliğin boyun eğme için daha çok derinleştirildiği, yoksulluk ve yoksunluğun giderek olağanlaştığı günümüz istihdam koşullarında işçiler için gündüz düşü haline gelmiştir. Sermaye ve siyasal iktidarın talepleri ve çıkarları birbiri ile örtüşmekte, siyasal iktidar işçilerin bu sorununa kulak tıkamaktadır. İş güvencesinin olmadığı bir çalışma düzeninde, işçiler sürekli bir belirsizlik ve baskı altında oldukları için işveren çıkarlarına tabi hale gelmekte, örgütlenememektedirler. Günümüz sendikacılarının hepsinin bu meseleye dair sözü, bir direnişi bulunmaktadır. Sarı sendikalar bile tabanları kalmadığı için bu durumu eleştirmektedirler.
İşten çıkarılan işçi meselesine ilişkin “işverenin yönetim hakkı” kavramsallaştırmasını kabul etmemekteyiz. Durduğumuz yer bize sermaye sınıfının kavramları ile değil işçi sınıfının çıkarları doğrultusunda düşünmeyi öğretmiştir. Kaldı ki çokça eleştirdiğimiz siyasal iktidar ve mahkemeler bile bu olaydaki gibi “sınırsız” bir işveren yönetim hakkını kabul etmemektedirler. Bazı kriterlere uygun olmak zorunluluğu getirilmiştir. Bu noktanın bile gerisinde tutum göstermek toplumsal muhalefetin bir parçası olduğunu ilan edenlere yakışmaz düşüncesindeyiz.
İşçi direnişlerinin biçimlerini sorgulamak bizim haddimize değildir. Tarihsel bir değer olan işçi sınıfı direnişlerini hiçbir kurum tehditkar olarak nitelendiremez. Hepsinde bir oranda zorlayıcılık vardır, işin doğası gereğidir. Bu kimi zaman sakal bırakma olur kimi zaman işgal olur, kimi zaman makine kırıcılık olur, kimi zaman grev olur. Eylem biçimi değerlendirme tavrı fabrika, işyeri işgalleri, siyasal parti vs. işgalleri, oturma eylemleri gibi eylemlerin hepsini reddetmeye varan bir yoruma gidecektir.
Mesleklerin dönüşüme uğrayarak neo-liberal saldırılarla karşı karşıya olduğu, avukatların işçileştiği ve hak kayıplarının derinleştiği gerçeği karşısında ÇHD Ankara Şube kendini sınıfa yalnızca destekçi değil, sınıfın içinden, onun bir parçası saymaktadır. Bu doğrultuda işçi sınıfının mücadelesine yalnızca davalarını takip ederek, açıklamalar yaparak değil bizzat destek vermiş ve içinde yer almıştır. Kurumumuz emek sermaye çelişkisinde emeğin yanındadır. İşverenin kim olduğu kurumumuz açısından fark etmemektedir. İşverenin kimliğine göre geliştirdiğimiz bir tutumumuz olmamıştır. Gerek toplumsal muhalefetin parçası olarak yürütülen işler, gerekse kurumumuza yapılan başvurular sonucunda takip ettiğimiz işlerde işveren bizim için yalnızca işverendir.
Cansel Malatyalı’nın yürüttüğü mücadele de bizim için böyle anlaşılmaktadır. İMO’ya görüşmeye gitmemizin tek nedeni kendini toplumsal muhalefetin içerisinde tanımladığını belirtmesidir. Yoksa işveren olarak kayırdığımız vs. için değildir. Yapılan görüşmede kurumumuzun da temsilcisi bulunduğu ve nedenleri açıkça anlatıldığı halde, İMO Yönetim Kurulu Başkanı imzasıyla gelen metni anlayamadığımızı ifade etmek isteriz.
Kendini “sol” olarak gören kurumların işveren sıfatından azade oldukları düşünülemez. Biz “haksız, mesnetsiz, tehditkar” dediğiniz açıklamaları oldukça sık yapıyoruz. Bugüne kadar böyle bir ithamla diğer işverenler yönünden karşılaşmadık. “…işçileri işlerine geri dönmelidir” ibareleri taşıyan yaptığımız açıklamalara yönelik böyle sınıf dışı ifadeleri maalesef hiçbir işveren söylemedi.
“Kurumu yıpratmaya yönelik çalışmalar” ifadesi de bizim tarafımızdan anlaşılamamıştır. Aklımıza “hükümeti yıpratmaya çalışma” suçu olarak siyasal iktidarın uydurduğu ceza kanununda bile olmayan bir ibare gelmektedir. Muhalefet etme hakkına yönelik söylenen yıpratma çalışmaları ibaresinin kurumumuza yazılan yazı ve değerlendirmelerde kullanılması hayret vericidir.
Biz sözümüzü söylerken, mücadele ederken, kurumların yöneticileri, siyasal iktidarın sahiplerine göre konum almıyoruz. Bizzat mücadelenin kural ve ilkeleri bizi bağlar ve yönlendirir. İşçi mücadelesine bakışımız bunu gerektirmektedir.
Toplumsal muhalefet öznelerinin yaptığı çağrılar ve görüşme çabalarına karşı yaptığınız niyet okuması içeren değerlendirme ve kullandığınız üslup bizi rahatsız etmiştir. Özellikle kurumumuzun da görüşmeciler arasında olduğu sabitken tekrar yazı yazılarak açıklamamızın itham edildiği cümlelerin ardından teyit istenmesi ve kurumsal olmadığının ima edilmesi davranış kalıbı olarak da alışık olmadığımız ve kabul edemeyeceğimiz bir tutumdur.
Bu yazımız bir açıklama gayreti olarak anlaşılmamalıdır. Durum oldukça nettir. Ayrıca kurumunuzdan bir yanıt beklemediğimizi ifade etmek isteriz. Yanıtı hayatın ve mücadelenin kendisi verecektir.
5 Eylül 2012
Çağdaş Hukukçular Derneği
Ankara Şubesi
İlkiz sokak 18/3 Sıhhıye ANKARA Tel/faks + 90 (312) 232 36 69