Dershaneler neden kapatılıyor?

"Artık devlet okullarını da satalım, okullarda öğrenci yok öğretmenler orada yan gelip yatıyor"

GENÇLİK
Cumartesi, 15 Eylül 2012 (13 yıl 8 ay önce)

Dershanelerin kapatılmasıyla ilgili olarak R.T Erdoğan’ın yaptığı açıklamalarla birlikte bir tartışma sürecine girildi. R.T Erdoğan’ın bu açıklamaları yeni değil aslında. Seul gezisi esnasında yanılmıyorsam uçakta söz etmişti. Kısa bir tartışma süreci yaşandıktan sonra süreç kapanmıştı.

Dershanelerin toplumun kanayan bir yarası olduğu çeşitli zamanlarda hep dile getirildi; fakat sınav sistemi oldukça dershanelerin kaldırılmasının mümkün olmadığı düşüncesine vurgu yapıldı. İleri sürülen bu düşünce görece de mantıklı olarak yorumlandı. Olay dershanelerin ülkemizin gerçeği olduğu eğitimde ciddi bir dönüşüm yaşandığında dershanelerin kendiliğinden ortadan kalkacağı düşüncesi ağırlıklı ifade edilerek eğitimde yeni bir yapılanmanın gerekliliğine işaret edildi. Yaşanan süreçle birlikte farklı görüşler de ileri sürülerek durum tekrar tartışmaya açıldı, fakat olay yine 'dershaneler kalkarsa ne olur' üzerinde kilitlenip kimsenin tam olarak cevap veremediği bir durumdan öteye gidemedi.

Dershanelerin varlığının önemli olduğunu ifade edenler, ‘efendim Japonya'da da dershaneler var fakat Japonya dünyanın en önemli birkaç ekonomisinden biri, üstelik yetişmiş insan gücüne sahip’ söylemini kullanarak Türkiye’de dershanelerin varlığının hiç de absürd bir durum olmadığına, 'en nihayetinde Japonya'da bile var'a işaret edip durdular. Japonya’da dershaneler tabii vardı; her şeyimiz benzerken dershaneler konusunda farklı olmamız beklenemezdi!

Osmanlı'nın modernleşme sürecinden başlayarak gelen bu ucube yorumlar maalesef insanlar tarafından dikkate alınarak dinlendi. Bunların bu eklektik yorumlarının “ben yaptım oldu” anlayışlarının insanların nasıl bütün bir yaşamına malolduğunu, çocuklarımızın lise sona geldiklerinde veya bitirdiklerinde dahi okuma yazmayı bilmeyenlerin sayısının hiç de azımsanmayacak oranda olduğunu, her yıl okula başlayan 1 milyon öğrencinin yarısının yolda -deyim yerindeyse- telef olduğunu, yapılan çalışmalar sonucunda bu çocukların çoğunun suça bulaştığı gerçeğiyle karşı karşıya bırakıyor biz emekçileri. OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ülkelerinde eğitimle ilgili yapılan çalışmalarda Türkiye genellikle sonuncu olur ya da son sıraları paylaşır. Geçenlerde belli yaş aralıklarında eğitime devam etme süresini merkeze alarak yapılan çalışmada Türkiye yine son sıralarda yer aldı.

Dershanelerin kapatılması neyi ifade ediyor
Dershanelerin kapatılmasına yönelik söylemler dershanelerin gerekliliği gereksizliği konusunda düğümlenirken biz emekçilerin bu tartışmanın asıl odak noktasını kaçırmamamız gerekir. Yapılan son açıklamalarla birlikte söylem olarak “dershaneler okula dönüşsün biz hizmet satın alalım” şeklindeydi. Yani devlet özel okula giden öğrencinin parasını kendisi karşılayacak, özel okulun parasını bizzat kendisi ödeyecek, özel okula gidemeyen garibanların çocukları da böylece özel okul yüzü görmüş olacaktı!.. Emekçilerin aleyhine olan her şey hükümetler tarafından şaşalı sloganlarla insanlara sunulur eğitimsiz bırakılmış insanlar da “en nihayetinde bir 'zübük' çıkıp da bizi düşündü” diye peşine takılıverir. Lakin insanlar 'zübük'ün üçkağıtçı olduğunu bilir bilmesine; ama tutunacak dalları olmadığını düşünerek bile bile aldatılmaya devam ederler. Biraz geçmişe gidip bir örnek verecek olursak “TÜPRAŞ halka arzediliyor” söyleminde halkın kim olduğunu bugün hepimiz biliyoruz. Aynı şey hastanelerin özelleştirilme sürecinde de yaşanacak, dershanelerin kapatılma sürecinde de…

Dershaneler okula dönüştüğünde birçok emekçi, çocuklarının özel okulda okuması için başvuracaktır hiç şüphesiz. O gün geldiğinde çeşitli kampanyalarla özel okullar özendirilecek, devlet okullarında zamanla öğrenci sayısı azalacak ve bir milletvekili kendisine uzatılan mikrofona “artık devlet okullarını da satalım, okullarda öğrenci yok öğretmenler orada yan gelip yatıyorlar” (son zamanlarda dikkat edilirse toplumu derinden etkileyen değişiklikler hep böyle başlıyor) söylemini kullanacak; kısa bir süre sonra bu parti genel kuruluna taşınacak hemen arkasından bir komisyon kurulacak vb. vb...

Dünyada kitleleri biçimlendiren, onların hayatını derinden etkileyen üç önemli sektörü başa yazmalıyız: Bilişim, eğitim ve sağlık. Türkiye’de özellikle sağlıkta sermaye lehine önemli değişiklikler yapıldı. En bakir alan eğitim olarak görülüyor. “Dershaneler kalksın mı kalmasın mı” kısır tartışmasının asıl olarak arkasında tam da yukarda ana hatlarıyla açıklamaya çalıştığım durum yatmaktadır. Tabii buradan, 'varolan eğitim sürecinin devam etmesi gerekir' gibi bir sonuca da ulaşmamak gerekir.

Cumhuriyet dönemi hükümetlerinin eğitim politikaları, parti tüzükleri incelendiğinde nerdeeyse hiçbir şey söylenmediğini temel amaçlarının itaatkar bir toplum yaratmak olduğunu kolayca görebiliriz. Eğitimde emekçilerin lehine bir dönüşümün olmasının ancak ideal koşullar altında, kapitalizmin olmadığı bir dünyada varolduğu geçeğini unutmadan, içinde bulunduğumuz kesitte, bilimsel, faşist unsurlardan arındırılmış, insanı merkeze alan, anadilde eğitim hakkını savunarak mücadeleye emekçiler olarak devam etmemiz elzemdir.

[Alınteri okuru - Eğitim Uzmanı]