“Onlar bizim her şeyimiz, canımız, ciğerimiz, gözbebeğimiz...” Ama iş pratiğe geldi mi, kurbanlık koyun gibi ölüme sürdüğümüz...
Irkçı ulumalara geldi mi “en büyük asker bizim asker...”. “Onlar bizim her şeyimiz, canımız, ciğerimiz, gözbebeğimiz...” Ama iş pratiğe geldi mi, kurbanlık koyun gibi ölüme sürdüğümüz, ölümlerine 'nasip' dediğimiz...
Birer ikişer, üçer beşer, giderek beşer onar ölmeleri yetmezmiş gibi emperyalizmin stratejileri doğrultusunda Suudi ve Katar gericilerinin petro dolarları gelmeye devam etsin diye yüzer yüzer, biner biner ölmeleri için Suriye cephesine sürmeye hazırlandıklarımız...
Hepsi emekçi halk çocukları, hepsi yoksul, hepsi çaresiz. Kiminin bebelerinin ayağında yırtık bir naylon terlikten fazlası yok; kiminin baba ocağı göçtü göçecek bir gecekondu; kiminin evinin elektriği bile borç yüzünden aylardır kesik...
Onlara gerçekte nasıl “tane” gözüyle bakıldığını şu fotoğraftan daha çarpıcı ne anlatabilir? Aşağıdaki fotoğraf Elazığ'da çekilmiş. Dağıtıma gidecek erlerin savaşa sürülmeden önce toplandıkları bir "Kabul Toplama Merkezi" burası. Dağ başındaki bir mola yeri bile herhalde buradan daha insani koşullara sahiptir...
Onlar ancak öldükten sonra, o da tabutlarının başında atılan hamaset nutukları bitene kadar “adam yerine” konulurlar... Ama her şeyden önce insan oldukları en başta da o “vatan... vatan...” diye uluyan gözüdönmüş ırkçı sürülerinin aklına gelmez...
Umur Talu da bunu başka bir şekilde anlatıyor aşağıda: