Ayaklar yara, başlar özgür

“Dünyayı tanrıya tek bir ırk olarak sunacağı“nı söyleyen Hitler faşizmini Stalingrad'da nasıl durdurduysak, onların karikatürü faşistleri de öyle durdurduk

DÜNYA
Perşembe, 20 Eylül 2012 (14 yıl 1 ay önce)

YAŞANACAK DÜNYA

Ayaklarımız yara, başlarımız özgür!


Bugün özgürlük yürüyüşümüzün 11. günü. Şu anda Erfurt‘taki parlamento binasının önündeyiz. Dün Erfurt’taki mülteci kamplarını ziyaret ettik. Onlara bildirilerimizi dağıttık, pankartlarımızı açtık ve konuşmalarımızı yaptık. Başka dillerde konuşan insanlarla, onların konuştukları dillerden anlayanları aramızdan seçip tek tek konuştuk. Neden Berlin‘e protesto yürüyüşü yaptığımızı anlattık. Şimdiye kadar baskınlar yaparak sarsıp kendilerine getirdiğimiz insanlarla yaptığımız konuşmalarda hepsi bizi desteklediklerini söylediler. Herbirinin tahmin ettiğimiz trajik hayat hikayelerini dinledik. Hepsi izolasyon içinde yaşadıklarını dile getirdiler.

***
12. günü de geride bıraktık. Dün Erfurt’ta konaklamıştık. Konakladığımız yer daha önce Break İsolation Kampı'nı yaptığımız mekanla aynıydı. Erfurt’ta iki gün kaldık. Erfurt’ta çeşitli etkinlikler gerçekleştirdik. Gotha ve Erfurt ismini ilk defa Karl Marx‘ın bir kitabından duymuştum. Bir gün bu şehirlerden geçerek Berlin’e doğru bir yürüyüş gerçekleştireceğim hiç aklıma gelmezdi.

Dün sabah Erfurt’taki parlamentonun önünde protesto eylemi yaparken bir grup faşist pankart açarak bize doğru yürümeye başladılar. Ancak “dünyayı tanrıya tek bir ırk olarak sunacağı“nı söyleyen Hitler faşizmini nasıl Stalingrad'da durdurduysak, onların karikatürleri olan faşistleri de durdurduk. Pankartları ellerinden alındı buruşturulup atıldı ve sayıları beş kişiyi geçmeyen faşistler olay yerinden kaçarak uzaklaştılar. Böylece daha önce “bizi karşılayacakları”nı ilan eden faşistlerin ilk girişimi boşa çıkarılmış oldu. Biz hiçbir şey olmamış gibi parlamento önündeki eylemimizi sürdürdük. Pankartlarımızı duvarlara astık. Müzik eşliğinde halaylar çektik, konuşmalar yaptık. Saat akşam 16:00′ya kadar parlamentonun önünde protesto gerçekleştirdik.

Daha sonra şehrin merkezine doğru yürümeye başladık. Daha önce ziyaret etmiş olduğumuz Breiten Worbis Kampı'ndan da eyleme katılmak için gelenler vardı. Yürüyüşe geçerken sayımız epeyce artmıştı. Erfurt şehrinin ana caddelerinden yürüyerek ilerledik. Birkaç kampın önünden geçtik. Bu kamplara broşür ve bildirilerimizi dağıttık. Megafondan konuşmalar yaptık. Sık sık söylediğimiz Çav Bella Marşı'nı burada da Türkçe olarak söyledik.

Uzun bir şehir turu yaparak merkezi tren istasyonuna ulaştık. Tren istasyonunda da pankartlarımızı açtık, sloganlarımızı attık ve konuşmalarımızı gerçekleştirdik. Zaten bir gün öncesinden o gün içinde yapacaklarımızı bir toplantıyla kararlaştırıyoruz. Yemek ekibi de sürekli bizim konakladığımız yerlerde yaptıkları yemekleri sunuyorlar.

Evet ayaklarımız parçalandı. Bazılarımız yürümekte zorlanıyoruz. Ama olsun başlarımız özgür. Gözümüz ufuklarda, yüzümüz güneşe doğru. Yaralanan ayaklarımızın verdiği acı bizi rahatsız etmiyor. Sınırlara ve baskılara boyun eğmediğimiz için kendimizi güçlü hissediyoruz. Zulme karşı yürümekten yaralanan ayaklarımız sayesinde başlarımız özgürleşiyor. Biz sokaklarda sürdürdüğümüz eylemlerle kendimizi özgürleştirirken bir yandan da aslında global kapitalist sistemin insani olmayan birçok yanını deşifre etmiş oluyoruz. Faşistlerin dün bize saldırmaları bunun bir kanıtıydı. Çünkü biz ırkçı uygulamaları deşifre ediyoruz. Irkçı faşistler bundan rahatsızlık duyuyorlar.



Almanya‘da ve genel olarak Avrupa‘da bulunan izolasyon kamplarını deşifre ediyoruz. Bu nedenledir ki biz bu izole kamplara şok baskınlar yaptığımızda çok sayıda polis otosu olay yerine geliyor ve insanları korkutmaya çalışıyorlar.

Özgürlük için yürüyerek yerli ya da göçmen olarak bu coğrafyada bulunan donmuş, sinmiş ya da aristokratlışmış, bürokratlaşmış olan genel solu da deşifre etmiş oluyoruz. Biz sokaklarda mücadele ettiğimizde bundan geri duranlar bir biçimiyle düşünmeye başlıyorlar ve zaman zaman harekete geçiyorlar ya da harekete geçmek gerektiği akıllarından geçiyor.

Akşamları toplantı yaptığımızda dinlenme ve kültürel ihtiyaçlarımızı karşılamak için fazla zaman kalmadığından yürüyüş sırasında aynı zamanda tartışmalar yapıyoruz. Bugün aktivist eylemcilerle mülteci eylemcilerin söz ve oy haklarının eşit olup olmamasını tartıştık. Kararlarda herkesin eşit söz hakkına sahip olup olmamasını tartıştık. Bir kesimimiz eşit olması gerektiğini savunurken bir kesim bu konuda biraz tereddütlüydü. Onlar hem objektif olarak farklılıklar olduğunu savunuyorlardı. Hem de bazı pratik kararları ortak almanın nasıl bir sonuca yol açacağı konusunda biraz temkinli davranıyorlardı. Ama sorunlarımızı tartışarak ve birbirimizi ikna ederek çözüyoruz. Herkes konu hakkında kendi görüşlerini rahatça dile getiriyor. Mülteci eylemcilerin bir kısmı kendi eylemlerinin başka politik organizasyonlar tarafından istismar edileceğini düşünüyorlar. Bu nedenle dışardan gelenlere karşı biraz temkinli davranıyorlar.

Ancak bizim mücadelemiz salt mülteci sorunlarıyla sınırlı değil. Çünkü biz izolasyona karşı özgürlük için eylemdeyiz. Dünyadaki bütün işçi ve emekçilerin, yoksulların izolasyon içinde yaşadıklarını biliyoruz. Kapitalizm içinde burjuvazi dışındaki herkesin izolasyon ve özgürleşme sorunu var. Mücadelemiz ortak olmak zorundadır. Dil, ırk ayrımı olmadan burjuvazinin yasak ve baskılarına, kontrol toplumu yaratma girişimlerine karşı ortak bir şekilde mücadele etmek zorundayız.

Özgürlük yürüyüşümüz izolasyondan kaçıp özgürlük için yollara düşenleri sürprizler yaratarak buluşturuyor. 30 yıldır görmediğim bir arkadaşla bu yürüyüş vasıtasıyla bir tesadüf sonucu karşılaştık. Yine ilk defa tanıştığım bir Gürcistanlı‘yla bir Türkiyeli dükkana girdik ve adam benim neyle meşgul oduğumu sordu. “Devrimciyim ve Würzburg’tan Berlin'e doğru protesto yürüyüşü yapıyoruz” cevabını duyunca adam, buralarda da devrimcilerin olduklarını söyledi. Ben “kimler var” demeye kalmadan birisine telefon etti ve daha önce cezaevinden tünel kazarak özgürlüğe kaçmış olan bir arkadaşla buluşmuş olduk. Hiç aklımıza gelmezdi böyle bir şeyin olacağı. Özgürlük kervanı bu amaçla yollara düşenleri bir yerlerde buluşturuyor ne güzel.

Şu anda Vippachedelhausen‘de konaklamış bulunuyoruz. Mutfak ekibi tüplerini, ocaklarını kurup sebzeleri soymaya başladılar bile. Gene lojistik ekibi ve herkes ortaklaşa olarak içinde yatacağımız büyük çadırı kurmaya başladık. Medya grubu olarak neleri nasıl yapabileceğimizi tartışıyoruz.

Diğer bir güzergahtan ilerleyen otobüs kolu da geçtiği şehirlerde eylem yapmaya devam ediyor. Berlin‘de bulunan çadırda da, aldığımız haberlere göre destekçilerin sayısı artmış bulunuyor. Yürüyüşümüzle ilgili daha önce bilgilendirmiş olduğumuz devrimcilerden birkaçının da bugün Berlin çadırında kendilerini nöbete yazdırdığını duyduk.

19 Eylül 2012
Turgay Ulu
Erfurt