Hollanda'da “Almanya’daki mülteciler gibi direniş yapacağız” diyen onyedi mülteci direnişe başladı
YAŞANACAK DÜNYA
Mülteci kamplarında kalan politik mültecilerin 8 Eylül 2012 tarihinde Almanya’nın Würsburg şehrinden Berlin‘e doğru süren yürüyüşleri Leipzig‘e ulaştı. Gittikleri yerlerde çeşitli eylemlerle desteklenen yürüyüşçülerden yeni bir mektup var.
Durgun suda dalga olmaz. Bizim yürüyüşümüz durgun bir suya benzeyen Almanya atmosferinde bir dalgalanma etkisi yaratttı. Bugün Nürnberg şehrinde bizimle dayanışma amaçlı bir protesto yürüyüşü oldu. Nürnberg’te gerçekleştirilen yürüyüş saat 17:00′de başlayıp 19:00′da sona erdi. Geçtiğimiz günlerde Erfurt‘taki parlamentonun önünde gösteri yaparken bizim eylemimizi provoke etmeye çalışan faşist partinin girişimini portestoya dönüktü bu eylem. Nurnberg şehir merkezinde bizimle dayanışmak için yapılan eylem başarılı geçti. Bugün aldığımız sevindirici bir haberdi bu. Bugün aldığımız diğer bir haber daha vardı.
Yürüyüşümüzün ikinci kolu olan otobüs yolculuğu yapan arkadaşlarımız bugün Bilefeld‘de iltica işlemlerinin yapıldığı resmi bir binayı işgal ettiler. Bunun üzerine polis olaya müdahale etti ve kimlik kontrolü yapmak istedi. Bizimle dayanışmak için kimlik göstermeyen arkadaşlarımızdan Alex gözaltına alındı ve otobüs durduruldu. Ancak kimlik göstermemekte kararlı davranıldı ve bir süre sonra arkadaşımız Alex serbest bırakıldı. Otobüs Berlin’e doğru ilerlemeye devam ediyor.
Yürürken aldığımız kimi haberler bizi sevindiriyor ve bu durumlarda alkış ve sloganlarla heyecanımızı dile getiriyoruz. Arkadaşlarımızın engellenmesi ya da gözaltına alınması karşısında da neler yapabileceğimizi konuşuyoruz.
Bugün, özgürlük yürüyüşümüzün 14'üncü gününü geride bıraktık. Hedefteki başkente varmak için yolu tam yarılamış olmasak da yarılamaya doğru yaklaşmış bulunuyoruz. Bu akşam Balgstadt köyünde bir futbol sahasının yanında konakladık. Böylece duş ve tuvalet ihtiyacını da karşılama imkanımız oldu. Sular tam sıcak olmasa da uzun aradan sonra duş almak iyi geliyor. Bugün yine çadırda yatacağız. Dün kilisenin temin ettiği bir evde kaldık. Normal bir yatakta uyumanın tadı başka oluyormuş. Dün gece üşümeden uyuyabildik.
Artık eylemimiz görülmez ve duyulmaz durumda değil. Durgun suda attığımız adımlarla oluşturduğumuz dalgalar her gün biraz daha geniş bir çevreye yayılıyor. Dün gece internette gazete ve dergilere kısa bir göz atınca bizimle ilgili çıkan haberleri gördük. Özellikle Türkiyeli sol basında bizim yazılarımıza yer verilmiş. Her ne kadar bazı dergiler imzamızı koymamışsa da bu iyi bir gelişmedir diyebiliriz. Türkiyeli olarak tek başıma olma durumum henüz değişmedi. Fakat hiç değilse sol dergiler gözlerini kapayamıyorlar artık. Yavaş yavaş, en azından yaşadıkları şehirde pratik adım atanlar da oldu.
İşimiz yalnızca yolda sessiz bir biçimde yürümek değil. Yaşamın doğal akışı devam ediyor. Doğayla başbaşa olmak güzel. Yollarda çok sayıda elma, armut ağacına rastlıyoruz. Doğanın bize sunduğu bu meyvelerden yiyoruz. Elma ve armutları uzak ağaç dallarından kopartmak için benim asa çok işe yarıyor. Böylece kutsal asanın işlevleri çoğalmış oldu. İnsanın yürümesine yardımcı olmak, antifaşist bir savunma aracı olmak gibi işlevlerinin yanına meyve indirme işlevi de eklenmiş oldu.
Birkaç gündür doğum günü kutlamaları da başladı. Birkaç gün üstüste bir kaç arkadaşın doğum gününü kutladık. Küçük pasta getirildi ve “iyi ki doğdun” tezahüratının yanında eylemimizle ilgili de sloganlar attık. Doğum günü kutlamaları bir biçimde direniş kutlamalarına dönüşüyor.
Şu anda gerçekleşen etkiler eylemimizin pratik etkileridir. Uzun vadeli düşünüldüğünde eylemimizin teorik bir ağırlık da yaratacağını düşünüyoruz. Yanımızda bizimle birlikte yürüyen film ekibi var. Onlar çekimlerini yapıyorlar. Dünyanın değişik yerlerinden gelen insanlar olarak daha önceki mücadele deneyimlerini tartışıyoruz ve bizim gerçekleştirdiğimiz de bu deneyimlerin yanında hakettiği pratik ve teorik yerini alacaktır.
Bizim eylemimizin çok belirgin bir özgünlüğü daha var. Eylemin motor gücü biziz. Yani toplumsal sınıfların en altta bulunanları. Elbette ki bizim yaptığımız yürüyüş bir ilk değil. Sınıf mücadeleleri tarihi sayısız eylem ve direniş deneyimleriyle dolu durumdadır. Bize bir aydın sınıfı akıl vermiyor. Her şeyi biz kendimiz belirliyoruz. Yürüyüşün başından beri yola devam edenler olarak belirleyici olan biz oluyoruz. Destekçilerimiz bizimle birlikte bir süre yürüdükten sonra günlük hayatlarındaki normal işlerine geri dönüyorlar. Vakit bulduklarında yine geliyorlar. Sürekli bizimle birlikte devam eden aktivistler de var tabii ki. Bizim kaybedecek hiçbir şeyimiz yok. Bizi geride bekleyen hiç bir şey yok. Kaybedecek şeyleri olanlar, geride onları bekleyen bir şeyleri olanlar kolay kolay tam olarak düzenden kopamazlar. Bu nedenle bizim düzenden kopmamız çok kolay oluyor. Büyük sınıf mücadelelerinde ortaya çıkan sınıfsal yada sınıf içindeki konum karakterlerini bu eylemde de görmek mümkündür. Kaybedecek şeyleri olanlar daha temkinli ve hesaplı davranırken, kaybedecek şeyleri olmayanlar ya da kapitalizmi tam olarak kavramış olanlar kendilerini mücadeleye daha bütünlüklü olarak katabiliyorlar. Olası devrimlerin motor gücü ve garantisinin ne olduğunu eylem halinde anlamak mümkün oluyor.
Ateş başında oturmak ne güzel. Ateşin insanı içine çeken bir özelliği var. Soğuğa ve yalnızlaştırmaya karşı ateşin sınırları eriten bir etkisi oluyor. Ateş başında otururken hem bizi çevreleyen atmosferin soğuk etkisini kırıyoruz hem de birbirimizle sohbet etme, diyalog kurma olanağımız oluyor. İstanbul‘dan Ankara‘ya yürürken de en çok ateş başında oturup sohbet etmek ya da ateşin etrafında halay çekmeyi seviyordum.
Halay Berlin yürüyüşümüzde vazgeçilmezlerimizden biri oldu. Kürtçe bir parça koyup halay kervanını kuruyoruz bazen. Erfurt‘taki parlamentonun önünde bir kez daha halay çektik. Halaylarımız sırasında çok komik görüntüler oluşuyor. Daha önce görmemiş olanlara halay çok enteresan geliyor. Halay çekmesini bilmeyenlerin adımları ve hareketleri insanı gülümsetiyor. Almanyalı arkadaşlara halayın komünal toplum özelliklerini yansıtan bir ritüel özelliği taşıdığını anlatıyoruz.
Yarın değil öbür gün Leipzig‘te olacağız. Orada mülteci kampını ziyaret etmeyi ve ana caddelerde yürüyüş yapmayı planlıyoruz. Fakat yürünecek yolun 14 kilometre olduğunu söylediler. Bu uzun bir yol. Şimdi bunu nasıl yapacağımızı, mesafeyi daha kısa tutup tutamayacağımızı tartışıyoruz. Erfurt şehir merkezinde gerçekleştirdiğimiz yürüyüş mesafesi daha kısa olmasına rağmen oldukça fazla zamanımızı almıştı çünkü. (Balgstad, 21 Eylül 2012)
***
Kelebek etkisi
Dünyanın herhangi bir yerinde, kapitalizme karşı gerçekleştirilen direniş ve mücadeleler boşa çekilen kürek değildir. Her direniş ve mücadelenin görünen ve görünmeyen etkileri vardır. Bir maden işçisi yerden bulduğu çok eski bir direnişi anlatan gazete kupüründeki haber yazısını okuduktan sonra, çalışmakta olduğu maden ocağında büyük bir direnişi örgütleyebilmiştir. Bizim kapitalist emperyalist izolasyona karşı sürdürdüğümüz direnişin de etkileri şimdiden kendisini göstermeye başladı. Hollanda'da 17 mülteci direnişe başladı. “Almanya’daki mülteciler gibi direniş yapacağız” diyerek harekete geçtiler. Dün Hollanda’dan birisi geldi ve bize kendi bildirilerini getirdi. Aynı zamanda bizim de ona bir bildiri vermemizi istedi. Bildirimizi yazıp kendisine vereceğiz.
Kapitalist metropol ülkelerde bir kontrol toplumu yaratılmış ve toplum çok hızlı bir biçimde manipüle edilebiliyor. Yollarda rastladığımız bazı Alman vatandaşlarına mülteci kamplarında süren izolasyonu, eyalet dışına çıkma yasağını anlattığımızda çok şaşırıyorlar. “Böyle bir şeyden haberimiz yoktu” diyorlar. İletişim araçlarının bu kadar gelişmiş olduğu bir koşulda insanlar gerçek bilgilere ulaşamıyorlar. Biz onların yaşadıkları mekanlara yürüyüşler düzenleyerek gerçekleri anlatıyoruz ve bir şekilde kapitalist kontrol toplumunun göbeğinde gedikler açıyoruz.
Dün akşam teksti yazdım fakat bazı yerlere gönderemedim. Birkaç yere gönderdikten sonra sinyal kesildi. Bugün sabah yürüyüşe başlamadan önce yazmayı deniyorum. Akşamki toplantımızda bu gün için önden bir grubu yakındaki mülteci kampına göndereceğiz. Onlar önceden bizim geleceğimiz konusunda oradakileri bilgilendirecek ve onların hangi dillerden anladıklarını tespit edecekler. Biz gittiğimizde daha planlı hareket etme şanasını yakalamış olacağız böylece.
Bugün direnişimizin 15. gününü tamamlamış bulunuyoruz. Şu anda Weissenfels‘deyiz. Bu sefer bir basketbol sahasında yatacağız. Çadırda yatmaktan iyidir herhalde. Ayrıca burasının duşu da var.
Bugün öğlen yemeği için mola verdiğimizde küçük bir toplantı yaptık. Her akşam yaptığımız toplantıların süresi çok uzun oluyor. Bu süreyi nasıl kısa tutabileceğimizi tartıştık. Her isteyene söz hakkı veriyoruz ve bazen aşırı uzatmalar ve tekrarlar oluyor. Bunun yanına çeviri için geçen süreyi de ekleyince epeyce bir zamanımız toplantıda geçiyor. Zaten sınırlı olan süre de toplantıyla geçince hem okuyup yazmaya zaman kalmıyor ve hem de insanların dinlenmesi yeterince gerçekleşmiyor. Öğlen arasında konuştuğumuz diğer bir konu da basın meselesi oldu. Dil probleminde dolayı basına yeterince bilgi ve yazı gönderemiyoruz. Ben her akşam yazıyorum ve bu yazılar Türkiyeli sitelerde ya da Almanya’daki Karawane, Voise, Linke vb. sitelerde yayınlanıyor. Ama bu yeterli değil. Bunu nasıl düzene sokabileceğimizi tartıştık.
Bugün yeni destekçi yürüyüşçülerimiz vardı. Birisi İspanya‘dan gelmişti. İspanya’daki ekonomik kriz üzerine sohbet ettik. İspanya tarihindeki sınıf mücadeleleri üzerine sohbet ettik. Şu anda İspanya’da ciddi bir ekonomik krizin olduğunu söyledi arkadaş. Fakat İspanya’da güçlü bir direniş hareketinin henüz gelişmediğini de söyledi. Ordaki devrimci hareket de çok parçaya bölünmüş durumda.
Bugün bir de Der Spiegel‘den bir muhabir gelmişti. Onlar da bizimle birlikte yürüyüp röportajlar yaptılar, fotoğraflar çektiler. Türkiye’de politik tutukluların sayısının çok olmasına şaşırıyorlar insanlar. Ayrıca aydınların ve çocukların hapishanelerde olmasına da çok şaşırıyorlar. Böylece birbirimizden değişik coğrafyalardaki toplumsal mücadelelerin durumuyla ilgili de bilgi edinmiş oluyoruz. Bir İtalyalı arkadaş da bizimle birlikte yürüyor. O da kamera vb. işleri yapıyor ama bir yürüyüşçü gibi emek veriyor. Onunla da İtalya‘daki durum üzerine, Negri hakkında ve tabii ki Gramshi üzerine sohbetler ediyoruz. Mücadele deneyimi hazinemize değişik coğrafyaların deneyimlerini de birinci ağızlardan katmış oluyoruz.
İran devrimci hareketinin tarihi oldukça ilginç. Tarz, yöntem ve devrimci tiplemesi olarak İranlı devrimci hareketten insanların durumu Türkiye‘dekilere çok berziyor. İran‘da da çok sert bir mücadele tarihi var.
Bugün biraz erken geldik konaklama yerine. Bu nedenle zamanımız biraz genişlemiş oldu. Böylece internetten basını inceleme şansımız var. Önümüzdeki şehir olan Leipzig’te de uzun bir protesto etkinliği gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Hem mülteci kamplarını ziyaret edeceğiz, hem de şehir merkezinde uzun gösteriler yapıp konuşmalar yapacağız ve bildirilerimizi dağıtacağız.
22 Eylül 2012- Weissenfels- Turgay Ulu