Kürdistan’da bugüne kadar nice ana, kız, oğul toprağa düştü kimliği ve onuru için
Kürt yurtsever tutsakların başlattığı Süresiz Dönüşümsüz Açlık Grevi direnişi 50’li günlere merdiven dayadı. Kaldıkları hapishanelerde açlık grevinden kaynaklı ek baskılara maruz kalan, B1 verilmeyen tutsaklar, sağlık açısından kritik bir noktaya geldiler.
Kaslar hızla erimeye, bedenler küçülüp halsizleşmeye, duyu organları hassaslaşmaya, vücutta geri dönülmez hasarlar oluşmaya devam ediyor. İmralı’da uygulanan tecridin yarılması, Kürt halkının kimliğinin tanınması ve onurlarına sahip çıkmak için bedenlerini açlığa yatıran tutsakların direnişi sağır kulakları dövüyor.
Kürt halkının mücadelesini olduğu gibi, tutsakların direnişini sahiplenenler de faşist rejimin saldırılarıyla karşılaştılar. Esenyurt’ta Tekirdağ F Tipi’ne yürümek isteyenler, Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi önünde açlık grevi yapmak isteyenler polis saldırısına uğradılar. Gazlar, coplar, tomalar çocuk, kadın, yaşlı demeden insanların üzerine sürüldü. Yaralananlar oldu.
“Öcalan çağrı yaptığı durumda açlık grevleri biter” açıklamalarına rağmen bir adım atılmadı. Atılmadı çünkü bir irade savaşıdır söz konusu olan. Bir tarafta koşulsuz boyun eğme dayatması var. Kimliksiz, kişiliksiz, her söyleneni yapan bir noktada durma, onursuzlaşma dayatması… Diğer yanda demokratik ve insani hakların tanınması talebi. Bir tarafta kan, gözyaşı ve ölümden beslenen bir rejim var. Diğer yanda dili, kimliği ve onuru için örgütlü ve dik duran, kendisine yaşatılan tarihsel acıları dirence dönüştürmüş bir halk…

Kürdistan’da bugüne kadar nice ana, kız, oğul toprağa düştü kimliği ve onuru için. Rejim bugüne kadar nice ölüm ve kan kustu dağda, ovada, zindanlarda… Direniş büyüdü, yayıldı ve halklaştı. Daha fazla saman altından su yürütemediler. “Demokratikleşme”, “Kürt açılımı” sahtekârlıkları açığa çıktı. Bir yıla yakın bir zamandır İmralı’da uyguladıkları tecritle bir halkın iradesine kilit vurmak istediler. Fakat bu tezgâhta tutmadı. Dağda ve şehirde Kürt halkı birbirine kenetlenmesini ve direnişini büyüttü. Mücadele her zamankinden daha geniş bir alana yayıldı ve etkisini büyüttü.
Yurtsever tutsakların giderek kitleselleşen Süresiz Dönüşümsüz Açlık Grevi direnişi anadilde savunma hakkı ve Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılması taleplerini çözülmesi zorunlu bir düğüm noktası olarak teşhir etti.
Bir tarafta sermaye birikiminde yeni bir atılım yapma ihtiyacıyla, tüm toplumu tek tipleştirmeye çalışan bir iktidar, diğer yanda muhalif kesimler içerisinde en diri ve örgütlü durumda olan Kürt dinamiği… Bu karşı karşıya gelişte koşulsuz olarak Kürt halkının yanında durmak, burjuvaziye cepheden karşıtlık içerisinde olan işçi sınıfı ve onun öncülerine düşen temel bir görev ve sorumluluktur.
Şimdi kapitalist barbarlığa, faşist saldırganlığa karşı işçi sınıfı ve emekçiler içerisinde kardeşlik bilincini geliştirip büyütecek eylemlerin somut örneklerini yaratma zamanıdır. İşçi sınıfı devrimcileri bunu tarihsel bir sorumluluğun dayattığı zorunluluk olarak bellemeli, ona uygun örnekler yaratmalıdır.