45. gününde yurtsever tutsakların sesi bu kez Köln Dom kilisesinin önünde yankılandı
YAŞANACAK DÜNYA
Hapishanelerde yurtsever tutsakların “Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması”, “Anadilde savunma ve eğitim” talepleriyle 12 Eylül’den beri sürdürdükleri süresiz-dönüşümsüz açlık grevinin 45. gününde yurtsever tutsakların sesi bu kez Köln Dom kilisesinin önünde yankılandı.

Yaşanacak Dünya, YEK-KOM, ATİK, ADHK, DİDİF,TUDAY ve Alevi derneklerinden, Ermeni ve Pontus derneklerine kadar geniş bir bileşenin örgütlediği ve katıldığı eyleme sağanak yağmura rağmen 200′ü aşkın kişi katıldı.
Canlılık ve öfke karması bir havanın hakim olduğu eylem, Kutup Yıldızı’nın “Yurtsever tutsakların açlık grevini desteklediklerini” belirten kısa açıklamasının ardından “Bella Çav”, Tutsak Dilinden”, “Kürdün Gelini” işimli parçalarını seslendirmeleriyle başladı. "Tutsak Dilinden" isimli parçaya özellikle Kürt kadınlarının yüksek sesle eşlik etmesi dikkat çekiciydi. Sonra okunan ortak açıklamanın ardından, Sol Parti eski milletvekili Hamide Akbayır bir konuşma yaptı.
Kürt gençlerinin canlılığıyla dikkat çeken eylemde, sık sık “Biji serok Apo!”, “Devrimci tutsaklara özgürlük!”, “Kürdistan faşizme mezar olacak1”, “Yaşasın enternasyonal dayanışma!” sloganları Almanca ve Türkçe atıldı.
Eylemde okunan ortak açıklamayı kısaltarak yayınlıyoruz.
TUTSAKLARIN TALEPLERİNİ, AÇLIK GREVLERİNİ DESTEKLEYELİM!
Abdullah Öcalan’ın üzerinde ağırlaştırılmış tecridin kaldırılması, sağlık, güvenlik ve özgürlüğünün sağlanması, süren KCK davalarında, anadilde savunma hakkının sağlanması ve Kürtçe’nin anadil olarak her alanda kullanılması talepleriyle, 12 Eylül 2012 tarihinden bu yana Türkiye genelindeki 58 cezaevinde, 615 PKK ve PAJK’lı tutsaklar tarafından başlatılan ve içlerinde milletvekilleri, gazeteciler, belediye başkanları, barış annelerinin de bulunduğu yüzlerce tutsak tarafından sürdürülen süresiz dönüşümsüz açlık grevi, 45′li günleri geride bıraktı. Ve devam eden açlık grevleri neticesinde, 63 hükümlü ve tutuklunun sağlık durumu kritik bir noktaya ulaşmış durumdadır.
Birçok cezaevinde mahkûmlara B1 vitaminin verilmesi engellenerek tutsaklar ölüme terk edilmektedirler. Bazı cezaevlerinde açlık grevinde olan tutsaklar, tek kişilik hücrelere konularak izolasyona tabii tutulmaktadırlar. Bu durum üzerine, Adalet Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, ‘bilinçleri kaybolunca müdahale edeceğiz’ söylemi tutsakları sakat bırakmanın açık ifadesidir. Tekirdağ Cezaevinde ise; açlık grevinde olan tutsaklara yönelik çıplak arama ve çeşitli saldırı biçimleriyle tutsaklar sindirilmeye çalışılmaktadır.
1996 ve 2000 yılarındaki SAG ve ÖO'larda olduğu gibi, Wernicke Korsakoff hastalığına yakalanma riski bugün de giderek yükselmektedir. Özellikle eyleme başlayan ilk gruptaki 63 tutsağın bazılarında hafıza kaybı, burun kanaması, sese karşı aşırı hassasiyet gibi şikâyetlerin görülmeye başlandığı sürece girilmiştir.
Bu gelişmelerle rağmen, Türk hakim sınıflarının kaba, inkar siyaseti tüm biçimleriyle devam etmektedir. Kürt halkı ve onun örgütlü gücü olan Kürt Ulusal Özgürlük Hareketinin mücadelesini sekteye uğratmak ve çeşitli senaryolarla, tasfiye oyunları ile dize getirme çabalarını sürdürmektedir. Faşist diktatörlüğün, en ağır biçimde uyguladığı asimilasyon ve imha politikası da yine, Kürt Ulusal Özgürlük Hareketinin mücadelesiyle başarısızlığa uğratılmıştır. Direniş sadece Kürt ulusal varlığının korunması gibi sınırlı bir sonuç doğurmamış, daha da önemlisi mücadele içerisinde, ileri düzeyde yeniden üretilerek, yeni mevzilerle atılımlar sağlanmıştır.
Yürütülen mücadele ve direnişler sorucu, faşist diktatörlüğün inkârcı, tekçi ve ırkçı politikası ve yapısı çatırdıyor. Emperyalistler ve Türk hakim sınıfları çürüyen rejimi korumak için, tekçi politikalarına biçim vermeye çalışırken, bu coğrafyanın en dinamik gücü olan Kürt Ulusal Hareketi’ne ve önderlik ettiği Kürt halkına karşı katliam da dahil olmak üzere her türlü saldırıyı yoğunlaştırmayı da elden bırakmıyor. Kürt halkının ve Kürt Ulusal Hareketi’nin direnişini kırma girişimiyle, Kürt halkı başta olmak üzere bütün ezilenlere boyun eğme siyaseti dayatılmaktadır. Abdullah Öcalan’a yaşatılan ağır tecrit, emperyalizm destekli faşist TC’nin amaç ve hedefini yeterince anlaşılır kılmaktadır.
Mücadelenin keskin biçimde sürdüğü cephelerden biri de zindanlardır. Ve bu cephede de PKK ve PJAK’lı tutsaklar açlık grevi eylemleriyle, sürece güç katarak mücadeleyi derinleştirmektedirler. Bizler DKÖP-A bileşenleri olarak bu direnişi selamlıyor ve her koşulda açlık grevinde olan tüm tutsakların yanında olduğumuzu belirtiyoruz. Tutsakların talepleri kabul edilerek açlık grevleri sonlandırılmalıdır. Herkesi haklı ve meşru olan bu taleplerin kabul edilmesi için, tutsaklarla dayanışmaya çağırıyoruz.
Öcalan üzerindeki tecride son verilsin, sağlık, güvenlik, özgür haberleşme koşulları sağlansın!
Anadilde eğitim ve anadilde savunma hakkı tanınsın!
Siyasi tutsaklara özgürlük!