KESK İzmir Şubeler Platformu, TMMOB İl Koordinasyon Kurulu, Çağdaş Hukukçular Derneği ve DİSK Ege Bölge Temsilciliği bir basın açıklamasıyla açlık grevcilerinin kötüleşen sağlığı konusunda hükümeti uyardı
İnsanların yaşam hakkını ve sağlığa erişim hakkını koşulsuz savunan kurumların temsilcileri olarak… Uyarıyoruz! Aslolan yaşamdır… Ölümü değil yaşamı savunalım. Tecrit bir insanlık suçudur.
AKP’nin ustalık döneminin en önemli marifeti ülkemizi bir bütün olarak cezaevlerine çevirmesi ve kendinden olmayan herkesi tecrit etmesidir. Tecrit edilenler ya Hopalı eşkıya ya Ergenekoncu ya da KCK’li. Ama hepsinin ortak özelliği şu veya bu nedenle AKP’nin politikalarının karşısında olmalarıdır.
Evrensel hukuk normlarının hiçe sayıldığı bu süreçte cezaevleri henüz iddianamesi bile hazırlanmamış insanlarla dolup taşmıştır. Siyaset kurumu ve siyaset yöntemleriyle çözümlenebilecek birçok sorun “yargı”ya havale edilmiş, demokrasi adına tek parti diktatörlüğüne giden tehlikeli bir süreç işletilmiştir. Seçim kurulunun onayı ve halkın iradesişle seçilen milletvekillerinin bile cezaevinde olduğu bir ülke herkes için ürperticidir. Herkesin geleceği risk altındadır. Ancak faşizm dönemlerinde yaşanabilecek tecrit ortamı gerek cezaevleri gerekse tüm yaşam alanlarını çepeçevre sarmalamıştır.
Bir de kendileri içeride fikirleri iktidarda olanlar var ki, onlar VİP koşullarında cezaevlerinde “infazlarını” tamamlamakta! Kim bunlar dersiniz? Mehmet AĞAR, Sedat PEKER ve diğerleri.
Evet, işte bu çifte standart ve tecrit ortamı cezaevlerinde bulunan ve başkaca pek seçeneği olmayan tutukluları açlık grevlerinden ölüm oruçlarına sevketmiş bulunuyor.
Kurumlarımıza gelen bilgilere göre yaklaşık 60 cezaevinde 600’ün üzerinde mahpusun açlık grevini sürdürdüğü ve her hafta yeni katılımların olduğu anlaşılmaktadır. Böyle giderse binlerce insanın sağlık ve yaşam hakkının tehlikeye gireceği kesindir. Hatırlanacağı üzere 2000 yılında yaşanan açlık grevlerine yapılan müdahale ve devam eden açlık grevleri sonucu onlarca insan ölmüş, yüzlerce insan sakat kalmıştı. Benzer bir durumun tekrar ortaya çıkmaması için gerekli girişimlerde bulunmak üzere Adalet Bakanlığı’nın başta Tabip Odaları olmak üzere insan hakları savunucularının açlık grevi yapılan cezaevlerini ziyaret etmesine izin vermesi gerekmektedir. Cezaevi yönetimlerinin açlık grevcilerini yalnızlaştırma ve onları tecrit altında tutma gibi uygulamalara başvurmamalı, ivedi olarak sağlıklı içme suyu, tuz, şeker ve yaşamsal önemi olan B 1 vitaminin mutlaka temin etmeli ve isteyen grevcilere ulaştırmalıdır.
Yetkilileri bir kez daha ve acil olarak sorumlu davranmaya çağırıyoruz.
1980 yılından bu tarafa Türkiye cezaevlerinde 144 kişi açlık grevleri ve ölüm oruçları nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Bu kadar ağır bir sürecin yaşandığı Türkiye’de yeni ölümlerin yaşanmaması için Hükümeti sorumlu davranmaya ve süreci zorlaştırmamaya davet ediyoruz. Mahpuslara zorla müdahale edilerek tek kişilik hücrelere atılması ve bilinçsizce yapılacak tıbbi müdahaleler sorunları daha da ağırlaştıracaktır.
Geçmişte açlık grevlerinin insan bedenine verdiği zararların birçoğu basit önlemlerle engellenebilir olmasına karşın kalıcı sakatlıklarla ve ölümlerle sonuçlandığına üzülerek tanıklık ettik. Aynı süreçleri bir daha yaşamak istemiyoruz.
Bir an önce sonlanmasını dilediğimiz bu sürecin can kayıplarına yol açmaması için herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Vitamin almayı reddeden açlık grevcileri durumun bedenlerinde yaratacağı geri dönüşü olmayan zararları hakkında bilgilendirilmeli, bu katı tutumdan vazgeçmeleri yönünde çaba gösterilmeli, gerekli tıbbi takip ve muayeneleri hassasiyetle yapılmalı, cezaevleri yönetimlerince yalnızlaştırma ve tecrit benzeri uygulamalar asla dayatılmamalıdır. Çünkü tecrit bir insanlık suçudur.
Sorunun çözümünde tek geçerli yol karşılıklı diyalogtur. Bunun için de başta kurumlarımızın temsilcilerinden olmak üzere duyarlı kişilerin arabuluculuğuna başvurulmalıdır. Aksi taktirde yaşanabilecek olası ölümlerin sorumlusu AKP ve onun Adalet Bakanı olacaktır.
Henüz vakit varken, çözüm yolları açıkken herkesi sorumluluğa davet ediyoruz! Şimdi yaşamı savunma, yaşama şans verme, insana ve insanlığa sahip çıkma zamanıdır!
Bilinmelidir ki, bu hassas süreçte aksi yaklaşımlar insan yaşamına kasıt anlamına gelecektir.
İnsanların yaşam hakkını ve sağlığa erişim hakkını koşulsuz savunan kurumların temsilcileri olarak… Uyarıyoruz! Aslolan yaşamdır… Ölümü değil yaşamı savunalım. Tecrit bir insanlık suçudur.
AKP’nin ustalık döneminin en önemli marifeti ülkemizi bir bütün olarak cezaevlerine çevirmesi ve kendinden olmayan herkesi tecrit etmesidir. Tecrit edilenler ya Hopalı eşkıya ya Ergenekoncu ya da KCK’li. Ama hepsinin ortak özelliği şu veya bu nedenle AKP’nin politikalarının karşısında olmalarıdır.
Evrensel hukuk normlarının hiçe sayıldığı bu süreçte cezaevleri henüz iddianamesi bile hazırlanmamış insanlarla dolup taşmıştır. Siyaset kurumu ve siyaset yöntemleriyle çözümlenebilecek birçok sorun “yargı”ya havale edilmiş, demokrasi adına tek parti diktatörlüğüne giden tehlikeli bir süreç işletilmiştir. Seçim kurulunun onayı ve halkın iradesişle seçilen milletvekillerinin bile cezaevinde olduğu bir ülke herkes için ürperticidir. Herkesin geleceği risk altındadır. Ancak faşizm dönemlerinde yaşanabilecek tecrit ortamı gerek cezaevleri gerekse tüm yaşam alanlarını çepeçevre sarmalamıştır.
Bir de kendileri içeride fikirleri iktidarda olanlar var ki, onlar VİP koşullarında cezaevlerinde “infazlarını” tamamlamakta! Kim bunlar dersiniz? Mehmet AĞAR, Sedat PEKER ve diğerleri...
Evet, işte bu çifte standart ve tecrit ortamı cezaevlerinde bulunan ve başkaca pek seçeneği olmayan tutukluları açlık grevlerinden ölüm oruçlarına sevketmiş bulunuyor.
Kurumlarımıza gelen bilgilere göre yaklaşık 60 cezaevinde 600’ün üzerinde mahpusun açlık grevini sürdürdüğü ve her hafta yeni katılımların olduğu anlaşılmaktadır. Böyle giderse binlerce insanın sağlık ve yaşam hakkının tehlikeye gireceği kesindir. Hatırlanacağı üzere 2000 yılında yaşanan açlık grevlerine yapılan müdahale ve devam eden açlık grevleri sonucu onlarca insan ölmüş, yüzlerce insan sakat kalmıştı. Benzer bir durumun tekrar ortaya çıkmaması için gerekli girişimlerde bulunmak üzere Adalet Bakanlığı’nın başta Tabip Odaları olmak üzere insan hakları savunucularının açlık grevi yapılan cezaevlerini ziyaret etmesine izin vermesi gerekmektedir. Cezaevi yönetimlerinin açlık grevcilerini yalnızlaştırma ve onları tecrit altında tutma gibi uygulamalara başvurmamalı, ivedi olarak sağlıklı içme suyu, tuz, şeker ve yaşamsal önemi olan B 1 vitaminin mutlaka temin etmeli ve isteyen grevcilere ulaştırmalıdır.
Yetkilileri bir kez daha ve acil olarak sorumlu davranmaya çağırıyoruz.
1980 yılından bu tarafa Türkiye cezaevlerinde 144 kişi açlık grevleri ve ölüm oruçları nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Bu kadar ağır bir sürecin yaşandığı Türkiye’de yeni ölümlerin yaşanmaması için Hükümeti sorumlu davranmaya ve süreci zorlaştırmamaya davet ediyoruz. Mahpuslara zorla müdahale edilerek tek kişilik hücrelere atılması ve bilinçsizce yapılacak tıbbi müdahaleler sorunları daha da ağırlaştıracaktır.
Geçmişte açlık grevlerinin insan bedenine verdiği zararların birçoğu basit önlemlerle engellenebilir olmasına karşın kalıcı sakatlıklarla ve ölümlerle sonuçlandığına üzülerek tanıklık ettik. Aynı süreçleri bir daha yaşamak istemiyoruz.
Bir an önce sonlanmasını dilediğimiz bu sürecin can kayıplarına yol açmaması için herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Vitamin almayı reddeden açlık grevcileri durumun bedenlerinde yaratacağı geri dönüşü olmayan zararları hakkında bilgilendirilmeli, bu katı tutumdan vazgeçmeleri yönünde çaba gösterilmeli, gerekli tıbbi takip ve muayeneleri hassasiyetle yapılmalı, cezaevleri yönetimlerince yalnızlaştırma ve tecrit benzeri uygulamalar asla dayatılmamalıdır. Çünkü tecrit bir insanlık suçudur.
Sorunun çözümünde tek geçerli yol karşılıklı diyalogtur. Bunun için de başta kurumlarımızın temsilcilerinden olmak üzere duyarlı kişilerin arabuluculuğuna başvurulmalıdır. Aksi taktirde yaşanabilecek olası ölümlerin sorumlusu AKP ve onun Adalet Bakanı olacaktır.
Henüz vakit varken, çözüm yolları açıkken herkesi sorumluluğa davet ediyoruz! Şimdi yaşamı savunma, yaşama şans verme, insana ve insanlığa sahip çıkma zamanıdır!
Bilinmelidir ki, bu hassas süreçte aksi yaklaşımlar insan yaşamına kasıt anlamına gelecektir.
KESK İzmir Şubeler Platformu, TMMOB İl Koordinasyon Kurulu, Çağdaş Hukukçular Derneği ve DİSK Ege Bölge Temsilciliği