Ölümleri durdurun!

Vedat Türkali'nin çağrısıyla Taksim Meydanı'nda bir araya gelen aydınlar ve sanatçılar ölümlere bir kez daha dur dediler...

GÜNCEL
Perşembe, 1 Kasım 2012 (14 yıl 1 hafta önce)

Yazar Vedat Türkali'nin çağrısı ile 1 Kasım 2012 Saat 13.00'te Taksim Meydanı'nda bir araya gelen sanatçılar 51. gününde ölümlere dur dediler...

Taksim Hill'deki açıklamanın ardından Taksim Gezi Parkı'nın önündeki merdivenlerde toplanan grup sloganlar ve alkışlar eşliğinde Taksim Tramvay Durağı'na yürüdü.

Üzerlerinde açlık grevinde olan tutuklu ve hükümlülerinin isimlerinin yazılı olduğu tşörtler giyen aydınlar ve sanatçılar burada yaklaşık on dakika sessiz oturma eylemi yaptı. Oturma eyleminin ardından sanatçılar açlık grevinde olan tutsaklardan gelen mektupları okudu.

AÇLIK GREVİNE YATMIŞ KÜRT KARDEŞLERİMİZE DESTEK BİLDİRİSİ
İnsanı canından bezdirici baskılar sonucu, 51 gündür açlık grevine yatan Kürt yurttaşlarımızın sayısı 685 kişi oldu. Altmışı aşkın kişi için ölüm günleri başlıyor. Siyasal egemenliği tekelinde tutan iktidarı, muhalefeti ile Türkiye 'devlet partileri', her tarihsel önemdeki olay gibi bugün de çözümsüzlük tutumunda yarışıyorlar. İnatla savundukları bu çözümsüzlük yolu akıllarınca korudukları devletin de kanlar içinde kalmasına neden oluyor. Tüm insanlarımıza acılar yaşatmaktan başka bir şey kazandırmıyor. İktidarı tekeline almış örgütlü karanlık gücün, iktidarın, son yalanı bu açlık grevleriyle bir kez daha ortaya çıktı.

Kürtler silahı bırakıp demokratik yöntemi benimserlerse Kürt sorununu çözerlermiş.

1. Yüzde on barajlı en anti-demokratik seçim yasasını halklarının desteğiyle aşarak Meclise kırka yakın milletvekili ile girmiş BDP’yi, sudan bahanelerle yok sayan bir iktidar bu yalanına kimi inanabilecektir?

2. Kürt halkının anadilini öğrenmesini haftada iki saatle sınırlayan, yargıda kendini ana diliyle savunma temel insanlık hakkını yasaklayan bir iktidarın demokrasi konusunda söyleyeceği inanılır ne sözü olabilir?

3. Yıllardır bastırarak söylediğimiz, Kandil’deki silahlı eylemi durdurmada, bugün tek etkili yol, 1,5 yıla yakın zamandır tecrit edilen Sayın ÖCALAN’a özgürlük tanımaktır. Onun siyasal çizgisine karşı olanlar da bu gücünü yadsıyamıyorlar. Unutulmasın ki, yıllar önce durdurmasaydı daha nice Kürt gençleri kendilerini onun için yakmayı sürdüreceklerdi. Bu gün bir yılı aşkın bir süreden beri değil yalnız avukatları en yakın akrabalarıyla bile görüştürülmemektedir. MHP çizgisi dışına bile çıkamayan bir iktidarın demokrasi sözüne kim güvenebilir?

4. Bugün Kürt siyasal kavgasını yürütenler ülkedeki tüm halkların, dillerini, dinlerini, mezheplerini, tüm insanca haklarını savunuyorlar. Tekeli ellerinde tutan devlet partilerinin ülkemizi düşürdükleri ağır ortamdan kurtarılması için zorunlu olan ANAYASA yapımını bile beceremedikleri bir dönemde bu topraklarda yaşayan tüm halklar için en doğru olanı, ülkemizin kurtuluşa giden yolunu halkların kardeşliği çizgisindeki etkinliği ile Kürt halkı gösteriyor bu gün. Değeri bilinmeyen bu olgu barışı gerçekten isteyen bir devlet için tarihsel bir sunudur.

Malta Bildirgesi gereği, açlık grevine yatmış kişileri Doktorların beslenmeye zorlamaları yasaktır. Kafaları karıştırmak, zihinleri bulandırmak için pro-faşist örgütlerin medyada yaymaya çalıştığı “açlık grevi” ile “ötanazi” olgusunu bir tutarak devlet güçlerini, özellikle de doktorları açlık grevlerine saldırıya kışkırtan yaklaşımları yalanlar, yanlışlarla doludur. Faşizm Almanyası’nda suçsuz kişilere en ağır işkenceleri uygulayan doktorlar umutsuzluk içinde ölüme yazgıladıkları kişileri “Ötenazi istediler” rezil yalanıyla tanıtma yolunu tutmuşlardır. Çeşitli nedenleri olsa da sonunda bir umutsuzluğa yenilgidir ötenazi.

Bugünkü açlık grevi umutlar içindeki bir halkın yasadışı baskılara yasal direnişi, zorunlu bir insanlık çağrısı, yerinde bir uyarıdır. Bu temel noktayı göz ardı ederek, toplumsal bir acı gerçeği tüm insanlara duyurmak umuduyla açlık grevine yatmış kişileri yasadışı baskılarıyla ölüme zorlayan kişiler, sözgelimi bir doktor umutlarla dolu bir insana keyfi davranışıyla, yalnız yasa dışı değil insanlık dışı edimleri, eylemleriyle umutsuzluğa itmeyecek midir. MAMAK’ta, DİYARBAKIR CEZAEVİ’nde bu tür yöneticiler, doktorlar kaç kişiyi intihara zorlamıştır. Bu yolla bu yöntemle kendini “ÖTENAZİ” uygulamış duruma düşüren doktor suçludur. Bu eylem de (5237) Sayılı Türk Ceza Yasasına göre tasarlayarak adam öldürme suçu sayılır. O Doktor adam öldürme maddesine göre yargılanır Cezası “ağırlaştırılmış müebbet (ÖMÜR BOYU HAPİS) tir.

Bu açlık grevleri sizden acımanızı, göz yaşı dökmenizi değil en yasal, en doğal haklarını engelsiz duyurmak için destek vermenizi bekliyor.

Böyle bir yasal girişimdeki insana destek vermeniz için düşüncesini değil insanlığıyla ortak yanınızı anımsamanız yeter. Bir yaratıcı kişi, bir sanatçı olabilirsiniz. Sıradan biri, işçi, memur, iş insanı, ev kadını, öğretmen, bir eğitim aşamasında öğrenci olabilirsiniz. Dindar olabilirsiniz. Ya da herhangi bir dinsel inanca bağlı olmayabilirsiniz. Hangi türden olursanız olun, sonunda insansınızdır. Şu ya da bu biçimde vicdan sahibisinizdir.

'Devlet pazarlık etmez' diyor Sayın Başbakan. Devlet vatandaşına zulüm de etmez sayın Başbakan. Olayı lütfen tersine yansıtmayın. Kimsenin sizden pazarlık beklediği yok.

İnsanların kafatasları içinde beyinleri vardır. O beyinlerinin yerine, kullanım süresi çoktan çağ aşımına uğramış teneke konserve kutuların içindekilerle beslenen kişilerle aklı başında kimse pazarlığa kalkışmaz Sayın Başbakan. Kafanızla işimiz yok bizim. Ama insan olarak herhalde bir kalp taşıyorsunuzdur. Vicdanınız olmak gerekir. Temel insanlık hakları için ölüme yatmış bu kişiler sizin kafanıza değil bu olması gereken vicdanınıza sesleniyor Sayın Başbakan. Şu anda bu koca alanı dolduran her dilde, her dinde, her inançta, her yaşta, her işteki on binlerce, tüm ülkemizdeki milyonlarca insanımız gibi Sayın Başbakan, vicdanın sesini bekliyor sizden. Evet, çözüm yolunu açmanızı, kanı durdurmanızı, ölümlere son vermenizi bekliyor. Koca bir ülkenin sorumlu yöneticisi olarak temel görevinizdir bu. Bağışlayın, sonunda sormak zorunda kalırsak, vicdanım da yok mu diyeceksiniz Sayın Başbakan...

Vedat Türkali, Murathan Mungan, Orhan Alkaya, Nur Sürer, Redd Grubu, Aytaç Arman, Altan Erkekli, Kazım Öz, Hüseyin Karabey, Ayfer Düzdaş, Ferhat Tunç, Yusuf Çetin, Füsun Demirel, Semir Aslanyürek, Kenan Bal, Funda Şirinkal, Şebnem Sönmez,  Erdal Ceviz, Senar Turgut, Erkan Can, Menderes Samancılar, Serdal Genç, Senar Turgut, Bülent Boral, BGST/Kardeş Türküler, Meral Balık, Berfin Emektar, Harun Tekin (Mor ve Ötesi), Burak Güven ( Mor ve Ötesi), Zelal Gökçe, Meral Tekçi, Serhat Kural, Erdoğan Emir, Çiya, Pınar Törün, Bilal Bulut, Kemal Ulusoy, Tacim Çiçek, Pınar Aydınlar, Emre Saltık, Suavi, Tolga Sağ, İsmail İlknur, Ruhi Karadağ, Mikail Aslan, Özcan Alper, Pelin Batu, İlkay Akkaya, Züleyha Ortak, Sevinç Erbulak, Deniz Atam, Berfin Zenderlioğlu, Mirza Metin, Alişan Ünlü, Baran Demir, Bülent Emir, Genco Erkal, Mehmet Esatoğlu, Nazif Uslu, Yasemin Göksu, Sedat Yılmaz, Fikret Kuşkan, Oya Aydoğan, Eşber Yağmurdereli, Sezai Sarıoğlu, Ahmet Soner, Nail Yurtsever, Şenol İpek, Eylem Aktaş, Çayan Demirel, Suna Aras, Fırat Tanış, Metin Yeğin, Mustafa Alabora, Yıldırım Türker, Servet Kocakaya, Kibar Dağlayan Yiğit, Aydın Orak, Erol Mintaş, Devin Özgün Çınar, Reis Çelik, Tayfur Aydın, İhsan Kaçar, Önder Çakar, Sevilay Demirci, Seren Yüce



Emel Gültekin'in mektubu Şebnem Sönmez tarafından okundu
Ben Emel Gültekin,
14 Mayıs 1984 Amed Bismil doğumluyum. 15 Aralık 2010’da tutuklandım. Anadilimde savunma yapmak istedim fakat reddedildim. Savunmam alınmadan örgüt üyeliğinden 7 buçuk yıl ceza aldım. Yaklaşık iki yıldır cezaevindeyim ve darbe sonucu oluşan fiziksel rahatsızlıklar yaşamaktayım. Damarlarımda ciddi ezilmeler ve zedelenmeler mevcuttur. Hakikat aşkının özgür yaşama yaklaştığı bir dönemden geçiyoruz. Böyle kutsal bir eylemde insanlık adına verilen bu savaşta bedenini ölüme yatırmak benim, bizim için onur verici ve büyük bir anlam taşımaktadır. Biz yaşamayı ve yaşatmayı uğrunda canımızı verecek kadar çok hissediyor ve seviyoruz.
Gülistan Abdo'nun mektubu Nur Sürer tarafından okundu:
Ben Gülistan Abdo,
1992’de özgür bir Kürt kimliği ve diliyle yaşamak için PKK saflarına katıldım. İki yıl dağda kaldım.18 yıldır cezaevindeyim; bu süreçte ayak parmaklarımda kangren oluştu; ancak ayağımın yarısına yayılıncaya kadar, bilinçli bir şekilde bekletildi ve sonrasında sol bacağım iznim olmadan kesildi. Çeşitli dönemlerde sayısız, süresiz-dönüşümlü açlık grevlerine girdim. 30 yıldan fazla süren bir savaşın içinde asimilasyon, inkar ve katliamlardan, soykırımdan geçirilen bir halkın kendini var etme sürecine girilmiştir. Savaşın hiçbir halka kazanç getirmediğini söyleyen ve hep barış çabası içinde olan Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü, sağlığı ve anadilin üzerindeki tüm yasaklamaların kaldırılarak kamu dili haline getirilmesi için 12 Eylül 2012 tarihinden itibaren süresiz dönüşümsüz açlık grevine girdim. Halkların özgürlüğü, barışı için güneş doğuncaya dek sonuna kadar yaşam pahasına da olsa mücadele edeceğiz.
Dilşah Kocakaya'nın mektubu Funda Şirinkal tarafından okundu:
Ben Dilşah Kocakaya,
Lise öğrencisiyken 2008’de gözaltına alınarak tutuklandım. Üniversitede arkeoloji bölümü öğrencisiyim; ancak 4 yıldır gizli tanık ifadesi yüzünden tutuklu olarak yargılandığım için okuyamıyorum. Cezaevlerinin dolup taştığı böylesi bir süreçte tutuklu olmayı yargılamıyorum. Zira Türkiye’nin olağanlıklarından birini yaşıyorum, yaşıyoruz. 18 yaşında cezaevine girdim ve şu an 22 yaşındayım. Çocukluğumdan gençliğe uzanan yıllarımı cezaevinde geçirdim, geçiriyorum. Mahkeme salonlarında adaletin hangi mülkün temeli olduğunu sorgulayarak büyüdüm. Kürt-Zaza bir anne babanın çocuğuyum. Ancak okuduğum yıllarda anadilimi kullanamadığım için unutmanın eşiğine gelmiş bulunmaktayım. Bugün 51 gündür İmralı duvarlarını parçalamak ve annemin sütü gibi hakkım olan anadilimi tüm kamusal alanlarda kullanabilmek için süresiz-dönüşümsüz açlık grevindeyim. Annelerimiz alanlarda çocuklarımız ölmesin, biz ölelim diye çağrıda bulunuyorlar. Annelerimizle kendi dilleriyle konuşabileceğimiz günleri getirmek ve tecridi paramparça etmek için ölümü öldürmeye yol alıyoruz. Tarih, direnenlerin kazandığını bir kez daha gösterecektir.
Gulan Kılıçoğlu'nun mektubu Kemal Ulusoy tarafından okundu:
Ez ji Amedê, ji Dîcle me. Ji ber rewşa Amedê ya polîtîk, ez li derdorek siyasî mezin bûm. Dema ku hûn li vir zarok bin karberdanan, grevên birçîbûnê, mitîngan, sloganan, tarewgehan, tecrîtan hûn zûka hîn dibin. Ji bo ku ez jî bi aliyekî vê dozê bigrim, min hemû tiştên ku dît min ji xwe re weke rêyekê qebûl kir û min “Ankara SBF” beşa Pêwendiyên Navneteweyî qezenç kir. Dema ku ez li Enkerê xwendekar bûm min bi sedema “xerakirina herkîna jiyanê ya xwezayî” girtin û ji endamtiya rêxistinê ceza dan min. Di belgedankê de gelek nehiqûqî hene. Di girtîgehên ku em tê de girtî ne gelek hewlên serastkirinê û xesandinê hene. Lê belê, em li ser derdên xwe yên kesane nesekinîn, me tevî her tiştî xwest ku em bivin kulîlka ji derzên ku ew kesên hişên xwe kirne beton derdikeve. Ji bo ku betonan biderizîne û dîwarên Îmrali xera bike, ji bo perwerdehiya û jîyana bi zimanê zikmakî em dest bi greva birçîbûnê ya bêdem û dorveneger kirin. Îroj em di roja 51emîn de ne. Bila dewlet ji ber xwe fedî bike ku me mecbûr kir ji bo zimanê xwe yê zikmakî em grevê bikin.
Mizgîn Arı'nın mektubu Mustafa Alabora tarafından okundu:
Ben Mizgîn Arı,
1981 yılında Batman'da dünyaya geldim. Aynı yılın 12 Eylül'ünde babam cezaevine girdi. Nenem beni kucağına alıp Diyarbakır Cezaevi'ne, babamın görüşüne getirdi. Babam benimle Kürtçe konuştuğu için başına gelmeyen kalmadı. Şimdi 30 yıl sonra ben babamın kaldığı cezaevinde tutukluyum. Bu kez görüşe babam geliyor. Ve bu kez ben, Kürtçe konuşmak, savunma yapabilmek için açlık grevinde mücadele ediyorum.
Mazlum Tekdağ'ın mektubu Orhan Alkaya tarafından okundu:
Ben Mazlum Tekdağ,
51 gündür yemek yemiyoruz, bu defa kararlıyız, ya taleplerimiz kabul edilecek ya da sonu ölüme varacak. Şahsen ben kendimi buna hazırlamışım ve diğer arkadaşların da buna hazır olduklarını düşünüyorum. Bizde bu irade, inanç, umut ve kararlılık oldukça yemekmiş, dünya malıymış umurumuzda olmaz. Yazık ki acının gözyaşının hüküm sürdüğü günler yaşıyoruz. Savaşın yarattığı bu zorlanma hepimizi etkiliyor. Ölüme ve kana dur demek gerekiyor. Bizler bedenlerimizi eriterek bu sürece müdahil olmaya, kendimize yön vermeye çalışacağız, zalimin zulmüne karşı bu dört duvar arasında elimizden başka bir şey gelmiyor.

Dolayısıyla ben kendimi en olumsuz sonuca da hazırlamışım, tabii bu umutsuz olduğum anlamına gelmiyor. İçimizdeki inanç bizi her daim özgürlüğe daha yakın kılıyor, biz yüzümüzü halkımıza ve mücadelemize dönmüşüz, ne varsa onlarda, gerisi fasa fiso…

Şimdi açlık grevine giren sekiz arkadaşla birlikte ayrı bir kısımda kalıyoruz. Her şeye rağmen, yoldaşınız geçen yıllara inat, hala genç ve diridir. Özümü ve benliğimi korumaya çalışıyorum. Asla hapishane duvarlarına benzemeyeceğim.

Bir gün mutlaka görüşeceğiz. Ancak bu mekân hapishane olmayacak, buna tüm kalbimle inanıyorum. Hatırlamak ve hatırlanmak güzel bir duygudur her zaman için…

Mektupların okunmasının ardından sanatçı Vedat Türkali'nin çağrısıyla 1 Kasım 2012 Saat 13.00'te Taksim Meydanı'nda bir araya gelen sanatçılar 51. gününde ölümlere dur dediler...

Jülide Kural
, cezaevlerinden heran ölüm haberlerinin gelebileceğini hatırlatarak: "Başbakan ölümler yaşanmadan en temel insan hakkı ve meşru talepler olan anadilde eğitim ve savunma hakkının olabileceğini söylemelidir. Öcalan'ın üzerindeki tecridi kabul edip bu tecridin kaldırılacağını söylemelidir" diye konuştu.
 
Konuşmasına "Toplum vicdanına sahip çıkmalı" diye başlayan sanatçı İlkay Akkaya, "Ölümlerin yaşanmaması için çaba gösterdiğim üçüncü açlık grevi malesef daha önce bir şey yapamadık. Bu kez aynı şeyler yaşanmasın. İnsanlar arasında incecik bir köprü kalmuşken herkes vicdanına sarılsın. Ölümler olmasın" dedi.