Vedat Türkali'nin çağrısıyla Taksim Meydanı'nda bir araya gelen aydınlar ve sanatçılar ölümlere bir kez daha dur dediler...
Yazar Vedat Türkali'nin çağrısı ile 1 Kasım 2012 Saat 13.00'te Taksim Meydanı'nda bir araya gelen sanatçılar 51. gününde ölümlere dur dediler...
Taksim Hill'deki açıklamanın ardından Taksim Gezi Parkı'nın önündeki merdivenlerde toplanan grup sloganlar ve alkışlar eşliğinde Taksim Tramvay Durağı'na yürüdü.
Üzerlerinde açlık grevinde olan tutuklu ve hükümlülerinin isimlerinin yazılı olduğu tşörtler giyen aydınlar ve sanatçılar burada yaklaşık on dakika sessiz oturma eylemi yaptı. Oturma eyleminin ardından sanatçılar açlık grevinde olan tutsaklardan gelen mektupları okudu.
Ben Emel Gültekin,Gülistan Abdo'nun mektubu Nur Sürer tarafından okundu:
14 Mayıs 1984 Amed Bismil doğumluyum. 15 Aralık 2010’da tutuklandım. Anadilimde savunma yapmak istedim fakat reddedildim. Savunmam alınmadan örgüt üyeliğinden 7 buçuk yıl ceza aldım. Yaklaşık iki yıldır cezaevindeyim ve darbe sonucu oluşan fiziksel rahatsızlıklar yaşamaktayım. Damarlarımda ciddi ezilmeler ve zedelenmeler mevcuttur. Hakikat aşkının özgür yaşama yaklaştığı bir dönemden geçiyoruz. Böyle kutsal bir eylemde insanlık adına verilen bu savaşta bedenini ölüme yatırmak benim, bizim için onur verici ve büyük bir anlam taşımaktadır. Biz yaşamayı ve yaşatmayı uğrunda canımızı verecek kadar çok hissediyor ve seviyoruz.
Ben Gülistan Abdo,Dilşah Kocakaya'nın mektubu Funda Şirinkal tarafından okundu:
1992’de özgür bir Kürt kimliği ve diliyle yaşamak için PKK saflarına katıldım. İki yıl dağda kaldım.18 yıldır cezaevindeyim; bu süreçte ayak parmaklarımda kangren oluştu; ancak ayağımın yarısına yayılıncaya kadar, bilinçli bir şekilde bekletildi ve sonrasında sol bacağım iznim olmadan kesildi. Çeşitli dönemlerde sayısız, süresiz-dönüşümlü açlık grevlerine girdim. 30 yıldan fazla süren bir savaşın içinde asimilasyon, inkar ve katliamlardan, soykırımdan geçirilen bir halkın kendini var etme sürecine girilmiştir. Savaşın hiçbir halka kazanç getirmediğini söyleyen ve hep barış çabası içinde olan Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü, sağlığı ve anadilin üzerindeki tüm yasaklamaların kaldırılarak kamu dili haline getirilmesi için 12 Eylül 2012 tarihinden itibaren süresiz dönüşümsüz açlık grevine girdim. Halkların özgürlüğü, barışı için güneş doğuncaya dek sonuna kadar yaşam pahasına da olsa mücadele edeceğiz.
Ben Dilşah Kocakaya,Gulan Kılıçoğlu'nun mektubu Kemal Ulusoy tarafından okundu:
Lise öğrencisiyken 2008’de gözaltına alınarak tutuklandım. Üniversitede arkeoloji bölümü öğrencisiyim; ancak 4 yıldır gizli tanık ifadesi yüzünden tutuklu olarak yargılandığım için okuyamıyorum. Cezaevlerinin dolup taştığı böylesi bir süreçte tutuklu olmayı yargılamıyorum. Zira Türkiye’nin olağanlıklarından birini yaşıyorum, yaşıyoruz. 18 yaşında cezaevine girdim ve şu an 22 yaşındayım. Çocukluğumdan gençliğe uzanan yıllarımı cezaevinde geçirdim, geçiriyorum. Mahkeme salonlarında adaletin hangi mülkün temeli olduğunu sorgulayarak büyüdüm. Kürt-Zaza bir anne babanın çocuğuyum. Ancak okuduğum yıllarda anadilimi kullanamadığım için unutmanın eşiğine gelmiş bulunmaktayım. Bugün 51 gündür İmralı duvarlarını parçalamak ve annemin sütü gibi hakkım olan anadilimi tüm kamusal alanlarda kullanabilmek için süresiz-dönüşümsüz açlık grevindeyim. Annelerimiz alanlarda çocuklarımız ölmesin, biz ölelim diye çağrıda bulunuyorlar. Annelerimizle kendi dilleriyle konuşabileceğimiz günleri getirmek ve tecridi paramparça etmek için ölümü öldürmeye yol alıyoruz. Tarih, direnenlerin kazandığını bir kez daha gösterecektir.
Ez ji Amedê, ji Dîcle me. Ji ber rewşa Amedê ya polîtîk, ez li derdorek siyasî mezin bûm. Dema ku hûn li vir zarok bin karberdanan, grevên birçîbûnê, mitîngan, sloganan, tarewgehan, tecrîtan hûn zûka hîn dibin. Ji bo ku ez jî bi aliyekî vê dozê bigrim, min hemû tiştên ku dît min ji xwe re weke rêyekê qebûl kir û min “Ankara SBF” beşa Pêwendiyên Navneteweyî qezenç kir. Dema ku ez li Enkerê xwendekar bûm min bi sedema “xerakirina herkîna jiyanê ya xwezayî” girtin û ji endamtiya rêxistinê ceza dan min. Di belgedankê de gelek nehiqûqî hene. Di girtîgehên ku em tê de girtî ne gelek hewlên serastkirinê û xesandinê hene. Lê belê, em li ser derdên xwe yên kesane nesekinîn, me tevî her tiştî xwest ku em bivin kulîlka ji derzên ku ew kesên hişên xwe kirne beton derdikeve. Ji bo ku betonan biderizîne û dîwarên Îmrali xera bike, ji bo perwerdehiya û jîyana bi zimanê zikmakî em dest bi greva birçîbûnê ya bêdem û dorveneger kirin. Îroj em di roja 51emîn de ne. Bila dewlet ji ber xwe fedî bike ku me mecbûr kir ji bo zimanê xwe yê zikmakî em grevê bikin.Mizgîn Arı'nın mektubu Mustafa Alabora tarafından okundu:
Ben Mizgîn Arı,Mazlum Tekdağ'ın mektubu Orhan Alkaya tarafından okundu:
1981 yılında Batman'da dünyaya geldim. Aynı yılın 12 Eylül'ünde babam cezaevine girdi. Nenem beni kucağına alıp Diyarbakır Cezaevi'ne, babamın görüşüne getirdi. Babam benimle Kürtçe konuştuğu için başına gelmeyen kalmadı. Şimdi 30 yıl sonra ben babamın kaldığı cezaevinde tutukluyum. Bu kez görüşe babam geliyor. Ve bu kez ben, Kürtçe konuşmak, savunma yapabilmek için açlık grevinde mücadele ediyorum.
Ben Mazlum Tekdağ,
51 gündür yemek yemiyoruz, bu defa kararlıyız, ya taleplerimiz kabul edilecek ya da sonu ölüme varacak. Şahsen ben kendimi buna hazırlamışım ve diğer arkadaşların da buna hazır olduklarını düşünüyorum. Bizde bu irade, inanç, umut ve kararlılık oldukça yemekmiş, dünya malıymış umurumuzda olmaz. Yazık ki acının gözyaşının hüküm sürdüğü günler yaşıyoruz. Savaşın yarattığı bu zorlanma hepimizi etkiliyor. Ölüme ve kana dur demek gerekiyor. Bizler bedenlerimizi eriterek bu sürece müdahil olmaya, kendimize yön vermeye çalışacağız, zalimin zulmüne karşı bu dört duvar arasında elimizden başka bir şey gelmiyor.
Dolayısıyla ben kendimi en olumsuz sonuca da hazırlamışım, tabii bu umutsuz olduğum anlamına gelmiyor. İçimizdeki inanç bizi her daim özgürlüğe daha yakın kılıyor, biz yüzümüzü halkımıza ve mücadelemize dönmüşüz, ne varsa onlarda, gerisi fasa fiso…
Şimdi açlık grevine giren sekiz arkadaşla birlikte ayrı bir kısımda kalıyoruz. Her şeye rağmen, yoldaşınız geçen yıllara inat, hala genç ve diridir. Özümü ve benliğimi korumaya çalışıyorum. Asla hapishane duvarlarına benzemeyeceğim.
Bir gün mutlaka görüşeceğiz. Ancak bu mekân hapishane olmayacak, buna tüm kalbimle inanıyorum. Hatırlamak ve hatırlanmak güzel bir duygudur her zaman için…