ICOR Avrupa ve MLPD tarafından düzenlenen “AB, Avrupa’da işçi sınıfı ve halk hareketi” isimli seminer Dortmund'da yapıldı
YAŞANACAK DÜNYA
ICOR Avrupa ve MLPD tarafından yapılan “Avrupa Birliği, Avrupa’da işçi sınıfı ve halk hareketi” isimli seminer Dortmund şehrinde Arena1‘de yapıldı. Etkinlik, Avusturya İşçi Marşı‘nın her dilden söylenmesiyle başladı. Sosyalizm ve uluslararası mücadelenin öneminin öne çıktığı seminerde Avrupa ülkelerinin yanısıra Hindistan, Fas, Peru, Filipinler, Güney Afrika gibi ülkelerden katılımcılar çeşitli konuşmalar yaptılar. Sosyalizmin güncelliği kapitalizmin bütünsel krizi ve derinleşmiş çelişkileri üzerinden anlatıldı.
İkinci vurgu ise “AB’de eksik-gedik de olsa hala burjuva demokrasisi olduğu, demokrasi beşiği olduğu masalının yer yer faşist ülkelerden gelen devrimciler tarafından dahi savunulabildiği. Bu yanılsamayı küçük burjuva düşünce sisteminin emperyalist ülkeler tarafından emekçileri -hatta devrimcileri de etkileyebilen- bir ironi taşıyan emperyalizmin politikalarının toplumsallaştırılması ve egemenliğinin tabana yayılıp-içselleştirilmesindeki başarısı olduğu. Emperyalist kapitalizmin bütünsel krizinin bu yanılsamayı yerlebir ettiği, AB’nin emperyalist militarist ve çok da sağlam olmayan bir blok olduğu, dünya pazarlarındaki hegomanya mücadelesi” öne çıktı. Doğanın tahribatından, askeri üslere, emperyalist tarım politikalarından, eğitim politikalarına kadar, tek tek alanlardan gelen konuşmacılar somut pratik örnekleriyle anlattılar. Açılış şu konuşmayla başladı:
Avrupa ve dünya çapında yaşanan kriz 2008′den beri olanların en derinidir. Krizden çıkma programları boşa çıkmaktadır. Şansları varmış ki AB’ye Nobel Barış Ödülü verdiler. 1957′de kurulan AB’yi egemenler 'Avrupa miti' olarak propaganda ediyor, 2. Dünya Savaşı’ndan ders almış gibi gösteriyorlar. Oysa AB emperyalist güç birliğidir. Tekelci devlet kapitalizminin 2. Dünya Savaşı sonrası kaçınılmaz sonucudur. SSCB ve Halk Demokrasisi olan ülkelere karşı emperyalist bir kurum olarak ortaya çıkmıştır. 1970-80′lerden sonra ise, ABD’nin himayesinde ekonomik-siyasi güçbirliği haline gelmiştir. 1990′lardan sonra AB büyük bir hızla dünyanın en büyük iç pazarı olarak genişledi. 1989-90′lı yıllarda 400 tekellerarası birleşme ve uluslararası üretim örgütlendi. Ulusal pazarlar yerine, ulusararası birleşmiş üretim bağlantıları büyük önem kazandı. Dünya pazarına egemen olmak ise gerçek hedefti.
SSCB’nin çöküşü, Almanya’nın birleşmesi, Doğu Avrupa ülkelerinin katılması sonucu AB, Lizbon Stratejisi ile ABD’nin yerini alma politikası izledi. Lizbon Stratejisi aynı zamanda AB’nin AB’nin derin krizinin de başlangıcıdır. Bu genel bunalım devrimci bunalımın potansiyellerini de taşımaktadır. Mücadele de uluslararasılaşmıştır. BURADAN ÇIKAN SONUÇ DÜNYA DEVRİMİ PERSPEKTİFİDİR.
Mali sermaye homojen değildir. Ulusal devlete bağlıdırlar. Birbirleriyle ve ABD'yle rekabet etmektedirler, fakat çıkarları ulus devlete bağlıdır. 2008 sonrası kriz uluslararası dengelerde kaymaları ortaya çıkarmış ve yeni dengeler meydana gelmiştir. Diğer emperyalist ülkeler Lizbon Stratejisini kuşkuyla karşılamışlardır. FTTA (ABD eliyle yürütülen serbest bölgeler anlaşması -nba), Rusya ve Çin’in Şanghay İşbirliği Anlaşması yapıldı. Bu nüfuz bölgelerine hakimiyet, dünya pazarlarına hakim olma çarpışmasıdır. İran ve Suriye’de yaptıkları bunun somutlanmasıdır. BUGÜN DÜNYA ÇAPINDA BARIŞ MÜCADELESİ ÖNEMLİDİR.
Lizbon Stratejisi AB federe devletini kurma çağrısıydı. Bu konuda önemli çelişkileri bulunmaktadır. Kurdukları örgütlenmeler ile AB mekanizmasını yönetiyorlar. Devlet bütçelerine doğrudan müdahale hakkı tanıdılar. AB içerisinde oy hakkı eşitsizliğidir. Bu eşitsizlikler AB’yi patlama noktasına getirdi. En büyük tekellerarası rekabet birleşme emellerini bozuyor. Siyasi kavgamız ise çetinleşmektedir. İŞÇİ SINIFININ, BÜTÜN EZİLENLERİN VE SÖMÜRÜLENLERİN ORTAK BİR DÜŞMANI VAR. AVRUPA ÜLKELERİNİN SİYASETLERİ BİRBİRİNİN BENZERİDİR.
AB’de çevre sorununda da büyük çelişkileri bulunmaktadır. Kapitalizm doğal yaşam temelleriyle bağdaşmaz hale geldi. AB çevre korumacısı olarak numara yapmaktadır. Oysa doğayı tahrip edici politikaları devam etmektedir. 1957′de nükleer enerji programını kurdular. Tsunami felaketi sonrası bütün çelişkileri açığa çıkarmıştır. AB yeni 'çevre koruma' projeleriyle adeta sokak tiyatrosu yapmaktadır. Bu projelerin içinde silah tekelleri de bulunmaktadır.
Lenin’in dediği gibi, “Aralarındaki ittifak ya imkansızdır, ya gericidir”. Onlar egemenlik politikasından asla vazgeçmeyeceklerdir. PROLETER SINIF MÜCADELESİ VE HALKIN AKTİF MÜCADELESİ YOLU SÜREKLİ GEREKLİDİR. İŞÇİLERİN VE GENİŞ KİTLELERİN GELECEĞİ BİRLEŞMİŞ SOSYALİST DÜNYA DEVLETİ OLACAKTIR.