6 Kasım’da anadilde eğitim talebi için, parasız, bilimsel nitelikli eğitim ve okullarımızı faşist çetelerden kurtarmak için alanlarda olacağız
12 Eylül askeri faşist cuntasının çocuğu olan YÖK, kurulduğu tarihlerde, kendisini bilimin ve üniversite hayatını kolaylaştıracak bir kurum olarak gösterdi. Ancak bizler biliyoruz ki faşist bir cuntanın çocuğu ne bilimsellikten ne de üniversite hayatını kolaylaştırmaktan bahsedebilir.
Dönemin “baş belası” olan üniversiteleri sindirmek, onları bir kalıba dökmek, sistemin istediği gibi düşünmeyen, araştırmayan, sorgulamayan bir nesil yaratma çabasına girişmişti sermaye. Bunu yapabilmek için bir maşaya ihtiyacı vardı. Sonuçta üniversitelerde köklü bir değişiklik için, Yükseköğretim Kurulu kuruldu.
Kurulduğunda “Yükseköğretimin tüm düzeyleri için etkili ve kordineli bir merkezi plânlamanın olmaması, özellikle de altmışlı ve yetmişli yıllarda yükseköğretim kurumlarının sayısı, çeşidi ve öğrenci sayıları ile başka birçok hususta gözlenen hızlı artış nedeniyle yükseköğretim sistemi bir süre sonra başarısızlık ve yozlaşma işaretleri vermeye başlamıştır. Bunlara ek olarak 1960-80 arasında ortaya çıkan siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlar, yükseköğretimdeki kötüye gidişi daha da artırmıştır. Bu nedenle yetmişli yılların sonunda köklü bir reform kaçınılmaz hale gelmiş ve sonunda 1981 reformu yürürlüğe konmuştur” şeklinde kendi tarihini anlatacaktı ve yaptı.
Ancak gelinen noktada kendine böyle “meşru” bir zemin yaratma çabasından uzak. Öğrenciyi daha fazla nasıl sömürürüm, onları kendi özlerinden nasıl uzaklaştırırım, onları nasıl daha fazla bilimsellikten uzaklaştırır, verilen eğitimi aspirin gibi algılatırım derdine düştü.
Bugün ise YÖK, Yeni Yasa Tasarısı'yla, üniversiteleri yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Bunun altında yatan bellidir. Üniversiteleri sermayeye daha fazla peşkeş çekme ve eğitim-öğretimin canına okumak. Ülkemizde okumak zaten zor diyerek, sözde harç paralarının kaldırılması aslında bunun tetikleyicisiydi. Siz parasız eğitim istediniz biz de verdik, demeye getiriyorlar. Aslında onlar vermedi, bizler direne direne, işkenceler çeke çeke aldık.
Tabii bir de Kürt ulusunun en demokratik talebi olan anadilde eğitim talebi var. Başbakan, "seçmeli Kürtçe dersi vereceğiz" diyor ancak herkes biliyor ki, anadilde eğitim başbakanın verebileceği bir şey değil; zaten Kürt ulusu bunun için yıllardır bedel ödüyor ve bedel ödemeye devam ediyor. Aslında Başbakan ve onun temsil ettiği sermaye grubu bunun çok kolay ve verilmesi gereken bir demokratik talep olduğunu gayet iyi biliyor ancak vermemek için diretiyor.
Bugün açlık grevlerinde, bedenlerini ölüme yatırmış olan 700’e yakın tutsak, sadece anadil hakkını istediği için ölümle burun buruna. Kimse ölmeden, tecridin kaldırılması ve ölümlerin durdurulması gerekiyor. Artık bu nesnel bir zorunluluk halini almış durumda, yani Kürt ulusunun taleplerinin kabul edilmesi gerekiyor.
Yine bilimsel eğitimin önünü tıkayan bir mevzudur YÖK. Özgür bilim üretmenin yeri olan üniversitelerde, tarih öncesinden kalma eğitim programları ve ders teknikleri kullanılmakta. Öğrenciler liseden farkı olmadığı için yakınmakta. Yakınan öğrencilerin ise akıbeti bellidir. Ya okuldan uzaklaştırılmıştır ya da okulda bulunan faşist çetelerce gözdağı verilmeye çalışılmıştır.
Artık YÖK tarihini doldurdu. Bu 6 Kasım’da Kürt ulusunun anadilde eğitim anadilde savunma talebi için, parasız, bilimsel nitelikli eğitim ve okullarımızı faşist çetelerden kurtarmak için alanlarda olacağız. Yine bu 6 Kasım’da yeni YÖK Yasa Tasarısına karşı alanlarda olacağız. Üniversitelerimizi faşist çetelere teslim etmeyeceğiz!
Üniversiteler bizimdir bizimle özgürleşecek!
Tarih: 6 Kasım Salı
Saat: 15:30
Yer: Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü
Devrimci Proleter Gençlik