Pazartesi, 5 Kasım 2012 (14 yıl 3 gün önce)
Mülteciler Almanya’nın Würzburg kentinden 8 Eylül’de başlayan yürüyüşle 29 günde Berlin'e ulaştılar. Ekim ayı boyunca Berlin'de etkili eylemler yaptılar. Eylemlere çeşitli biçimlerde devam ediyorlar.
Eylem hem Alman basınında hem de Türkiye basının da kendine belli bir yer edindi. Eylemcilerden olan Turgay Ulu'yla Radikal gazetesinin yaptığı röportajı yayınlıyoruz:
Kamplardaki 'baldırı çıplaklar' olarak sokaklara çıktık!
Geçen hafta Almanya’yı ziyaret eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı protesto edenler arasında sadece Türkler, Kürtler veya Almanlar yoktu. Meydanın bir köşesinde, dünyanın dört bir yanından gelmiş, çeşitli ulustan mülteciler de ellerinde pankartlarla yerlerini almıştı. Aralarında en dikkat çekeni ise kendilerine yönelik izolasyon ve tecrit koşullarını protesto eden ‘Karawane’ isimli mülteci grubuydu.
Birkaç aydır sığınmacıların hakları için sokağa dökülen ve geçtiğimiz günlerde Wüzburg’dan başkent Berlin’e 600 kilometrelik bir yürüyüş gerçekleştiren grup, insanca yaşam ve özgürlük taleplerini dile getirdi. Türkiye ’de müebbet hapse mahkûm olduktan sonra Almanya’ya giden ve burada Karawane grubuna liderlik eden Turgay Ulu ile konuştuk.
Ne kadar zamandır Almanya’dasınız?
Yaklaşık 10 aydır. Birçok mülteci kampında kaldım. İlk kaldığım mülteci kampı Götingen-Fridland’dı. Burada bir ay tuttular. Bu kampta ayrımcı uygulamalar vardı, bunları protesto ettim ve beni başka bir yere sevk ettiler. Burada da çeşitli protesto eylemleri gerçekleştirdik. Sonra da Hannover’deki kampa sevk edildim.
Bu kamplarda yaşam koşulları nasıl?
Mülteciler açısından soruyorsanız yaşam koşulları tam bir izolasyon özelliği taşıyor. Mesela Bramsche Kampı şehrin dışında kurulmuş. Eskiden burası Hollanda askerlerinin karargâhı olarak kullanılıyormuş, sonra mülteci kampı yapmışlar. Etrafı tel örgülerle çevrili, kapısında kameralar ve güvenlik görevlileri var. İçeriye girip çıkanlar sıkı denetimden geçiriliyor. Burada yaşayanların başka şehirlere gitme imkânı yok çünkü mülteciler bulundukları eyaletin dışına çıkamıyor. Kampların etrafında duvar yok ama insanlar aldıkları düşük miktardaki aylıklarla başka yere gitme imkânından yoksun.
Temel ihtiyaçlarınızı nasıl karşılıyorsunuz?
Her kamp farklı özelliklere sahip. Bazılarında az, bazılarında çok sayıda insan var. Burada bütün zaman evrak ve bürokratik işlerle geçiyor. Her ay verdikleri ‘gutschain’ dedikleri kağıtlarla alışveriş yapıp karınlarını doyurmak zorundalar. Haksız savaşlardan, diktatörlüklerden ya da politik faaliyetlerinden dolayı kovuşturmaya uğrayan insanların zorunlu olarak göç edip geldikleri Avrupa ülkelerinde rahat bir yaşam beklemiyor onları. Dil bilmemek başlı başına bir tecrit zaten. Diğer yandan buralarda bulunan göçmenler ya da mülteciler gündelik yaşam içinde sürekli aşağılanma ile karşı karşıya kalıyorlar.
Bir süredir protesto eylemleri gerçekleştiriyorsunuz…
7 aydır sokaktayız. Önce bulunduğumuz kamplarda eylemler gerçekleştirdik. Bildiri dağıttık, çadırlar kurduk, yürüyüşler düzenledik. Daha sonra bu eylemleri merkezi bir konuma çektik ve Berlin’e yürüyüş başlattık. Bir ay boyunca 600 kilometre yürüdük. Yol güzergâhında bulunan kampları ziyaret ettik. Buralarda insanların nasıl yaşadıklarını dünya halklarının gözünün önüne serdik.
Peki, ne gibi talepleriniz var?
Üç ana talebimiz var. Birincisi, mülteci kamplarının kapatılması, ikincisi yurtdışı edilmenin durdurulması, üçüncüsü de eyalet dışına çıkma yasağının kaldırılması... Şu anda Berlin’deyiz ve burada direniş çadırları kurduk, mücadelemize devam ediyoruz.
Ama mülteci kamplarının kaldırılması, sizin gibi taleplerine cevap arayan sığınmacıları da olumsuz yönde etkilemez mi?
Kampların kapatılmasını talep ediyoruz çünkü buralar birer hapishane özelliği taşıyor. İnsanlar uzun yıllar boyunca burada izolasyon altında yaşıyor ve ruh halleri bozuluyor. Dışarıdaki hayata dahil olamıyor. Diğer insanların bir kısmının sahip olduğu yaşamları sadece televizyondan seyredebiliyor. İnsani bir hayat ve ilişki içine giremiyor. Kampların kapatılmasını ve bu kamplarda kalan insanların normal evlere yerleştirilmesini istiyoruz. İltica işlemlerinin sonuçlanmasını beklemek için insanların kamplarda kalması gerekmez. Evlerde yaşayarak da işlemlerin bitmesi beklenebilir çünkü bu işlemler bazen yıllarca hatta on yıllarca sürebiliyor.
Sizi en çok rahatsız eden şey bu belirsizlik mi?
Kapitalist izolasyon sisteminden, özgürlüğümüzün kısıtlanmasından rahatsız oluyoruz. Kamplarda boş yere beklemek istemiyoruz. Bu nedenle sokaklara çıktık, onların bize koydukları tüm yasakları çiğnedik ve sokaklara çıkarak kendimizi özgürleştirdik. Toplumun sindirilmiş yapısına da bir neşter attık.
Mülteciler, yaşanan her türlü olumsuzluğun bedeli olarak mı gösteriliyor?
Avrupa’da yaşanan krizde hedef tahtasına ilk koyulan kesimler mülteciler. İşsizliğin sorumlusu olarak mülteciler gösteriliyor ve bu bahaneyle ırkçılık gelişiyor. Yunanistan ’da göçmenlere karşı fiili saldırılar gerçekleştirildi ve çok sayıda göçmen bu saldırılarda yaşamını yitirdi. Almanya’da da ırkçı saldırılar gündemde. Daha geçen gün Berlin Schönefeld mülteci kampına ırkçı bir saldırı oldu. Özgürlük yürüyüşümüz sırasında da ırkçı faşistlerin provokasyonlarına maruz kaldık. Mülteciler ve tüm ezilen kesimlerin gündelik yaşamları ayrımcılık ve sıkıntılar içinde geçiyor.
Bütün bu protestolarınıza, eylemlerinize Alman makamları yanıt verdi mi peki?
Yürüyüşümüz hem Almanya kamuoyunda hem de Avrupa’da büyük yankı yarattı. Çünkü gizli kalmış pek çok şeyin deşifre olmasına yol açtık. Irkçılığı, yoksulluğu, polis şiddetini ve genel olarak kapitalist izolasyon sistemini teşhir ettik. Alman makamları ve kamuoyu da bizim gündeme getirdiğimiz sorunları tartışmaya başladı. Çünkü insanların bir kısmı bu koşullardan habersiz olarak yaşıyor. Biz karanlıkta kalmış olan birçok gerçekliği açığa çıkardık. Parlamento da bu sorunlarla ilgili tartışmaya başladı.
Bu tartışmalardan bir sonuç çıktı mı?
Herhangi bir önlem alındığını görmedim. Bir kere pasaport yoksa dil öğrenmek için kursa gitme şansın yok. Onların uyum sağlamaktan anladıkları şey kurallara boyun eğmek. Bunu yapmak demek yaşamını tecrit içinde geçirmeye razı olmak demek. İstedikleri insan tipi, itiraz etmeyen, kurallara boyun eğen ve ömrünün tamamını kâğıt işleriyle geçiren insan tipidir.
Almanya ziyareti sırasında Başbakan Erdoğan’ı da protesto ettiniz. Bu eyleminiz de mültecilerin sorunlarıyla mı ilgiliydi?
Hayır. Sadece mülteci haklarıyla sınırlı değil. Biz haksız ve gerici savaşlara, hapsedilmeye ve sınırlara karşıyız. Çünkü mültecileri insani olmayan koşullara mahkûm edenler onlardır. Onların çıkarttıkları savaşlardır. İnsanlar savaştan, hapsedilmekten, öldürülmekten kaçıp Avrupa’ya geliyor. Ortadoğu ’da mevcut konumundan bir basamak ileri sıçramak isteyen Türkiye de savaşmaya pek hevesli görünüyor. Çünkü bu savaşlarda burjuvaların çocukları ölmüyor. Haksız savaşlarda yaşamlarını kaybedenler hep yoksul çocukları oluyor. Biz savaş, sömürü ve hapsedilmeye karşı direnişler yapıyoruz.
Tüm bu yürüyüşler sonucunda bir ilerleme kat ettiğinizi düşünüyor musunuz?
Tüm ezberleri bozduk. En alttakiler, baldırı çıplaklar olarak sokaklara indik. Kendilerini medeniyetin merkezi olarak gören ve kendilerine göre bir sistem kuranların düzenini bozduk. Onların demokratik olmadıklarını ortaya çıkarttık. Aynı zamanda bürokratlaşmış, bir pasaport ve bir eve sahip olduktan sonra kapitalist sisteme entegre olmuş solcuları deşifre ettik. Kapitalizme karşı tüm renkleri bir arada direniş yapmak için birleştirdik.