Eylem mevsimi

Bir yandan eylem hazırlıklarımızı sürdürürken bir yandan da artık iyice soğuyan havalara karşı önlemlerimizi alıyoruz

GÜNCEL
Salı, 6 Kasım 2012 (14 yıl 2 gün önce)

İçinde bulunduğumuz aylarda yoğun eylem günleri bizleri bekliyor. Bizim de gündemimiz doğal olarak eylem hazırlıklarıyla geçiyor. Aksiyon grubumuz önümüzdeki gün, hafta ve aylarda ne tür gündemlerle ilgili eylemlerin olduğuna dair bilgileri topluyor. Ayrıca direkt kendi organize edeceğimiz eylemlerle ilgili plan ve hazırlıklar yapıyoruz.



Yarın için bir eylem yapmayı planlamıştık fakat yarın insanların çoğu hastaneye gideceği için bu eylem gününü değiştiriyoruz. Birkaç gün sonrasına erteledik. Böylece hem hazırlıklarımızı tamamlamış olacağız hem de eylemimize daha fazla insanın gelme şansı olacak.

Bir yandan eylem hazırlıklarımızı sürdürürken bir yandan da artık iyice soğuyan havalara karşı önlemlerimizi alıyoruz. Çadırların içine sobalar kurmuştuk fakat bunların bacasından çok duman çıktığı için şikayetler gelmiş. Sobaları çok yoğun bir şekilde yakmamaya çalışıyoruz. Hiç yakmadan durmak pek olanaklı değil çünkü bazı çadırlarda çocuklar var. Soğuk havayı belli ölçülerde yumuşatamazsak çocuklar hasta olacaklar.

Giyeceklerin bulunduğu materyal çadırında bugün arkadaşlar yeni bir organizasyon yaptılar. Özellikle Brezilyalı arkadaş materyal çadırının düzenlenmesi için oldukça yoğun emek harcıyor. Her gün düzenlenmezse, materyal çadırı oldukça karmaşık bir hale geliyor. Mutfak çadırımız dünkü yağmurda su almıştı, yerler gölete dönüşmüştü. Mutfak çadırına çok insan geldiği için yerlere tahtalar koyduk. Böylece ayakların su çekmesini önlemiş olduk.

İçinde bulunduğumuz mevsimde dünyanın her yerinde eylemler var. Sokaklar adeta yanıyor. Türkiye hapishanelerinde binlerce insan açlık grevinin 55. gününe geldiler. Türkiye Başbakanı provokatif açıklamalar yapıyor. Hapishanedeki eylemcilerle dayanışmak amacıyla sokağa çıkanlar polisin vahşi saldırılarına maruz kalıyorlar.

Bugün Berlin Üniversitesi'nde avukatlık bölümünde okumakta olan bir arkadaş bizi bir konuda bilgilendirdi. Şu anda Almanya'da anayasa başkanı olan kişi bu üniversitede göçmenlik ve mültecilik konusuyla ilgili dersler verecekmiş. Göçmenlerin yaşamlarını hapishaneye çeviren kurumun başkanı göçmenlerin sorunlarıyla ilgili dersler verecek!.. Sorunun kaynağı olan kişi sorun üzerine üniversitede ders verecek. Tıpkı Türkiye'deki milli güvenlik derslerine benziyor bu durum. Türkiye'de de halkın güvenliğini tehlikeye atan rütbeli askerler milli güvenlik dersleri veriyorlardı.

Biz de bu üniversitede anayasa başkanının göçmenlik üzerine ders vermesini protesto eylemi yapacağız. Bu eylemimize üniversite öğrencileri de katılacak. Ama bu günle ilgili teknik bir sorunumuz var. Aynı gün ve aynı saatlerde, Nijerya Konsolosluğu'nu işgal eylemimiz sırasında polisin kullandığı şiddeti açıklayan bir basın konferansı yapmayı planlamıştık. Şimdi bu teknik sorunu çözmek zorundayız. Ya eylemlerin saatlerini değiştireceğiz ya da bir grup arkadaşımız basın konferansına katılacak, bir grup arkadaşımız da üniversitedeki eyleme...

Toplantı çadırımızda eylem planlarımızı yaparken, yağmurun şiddetli sesini duyuyoruz. Çadıra vuran yağmur damlaları, birbirimizin sesini duymamızı engelliyor. Çok kalabalık olduğumuzda megafon kullanıyoruz ama komiteler olarak toplandığımız zaman ses tonumuzu bir miktar yüksek tutarak yağmur damlalarının engelleyici etkisini azaltmaya çalışıyoruz.

İşgal vb. eylem yöntemlerimizi hayata geçirirken bazı teknik engellerle karşılaşıyoruz. Toplu olarak bindiğimiz toplu taşıma araçları için bilet almıyoruz. Ayrıca kimlik kontrolü yaptırmama tavrı alıyoruz. Fakat bazı yerlere girmek kimlik kontrolü olmaksızın imkansız oluyor. Bu türden durumlara karşı yeni yöntem geliştirmemiz gerekecek.

Günlerimiz yoğun geçiyor. Aynı gün içinde hem çalışma gruplarını topluyoruz hem genel toplantılar düzenliyoruz ve hem de adımızı basından duymuş olanlar görüşmek için randevu alıyorlar, onlarla görüşüyoruz. Biraz önce aksiyon komitesini topladık onu alelacele bitirmek zorunda kaldık ki, akşam üzerine koymuş olduğumuz büyük toplantıyı başlatabilelim.

Akşamki büyük toplantının ilk gündem maddesi finans sorunuydu ama ben yarısında kalkmak zorunda kaldım. Çünkü dünden sözleştiğimiz bir buluşmaya gitmek zorundaydım. Etnoloji üzerine araştırmalar yapan Alman bir arkadaş benimle röportaj yapmak istiyordu. Arkadaşın evinde buluştuk ve röportajı gerçekleştirdik. Kendisi daha önce Kolombiya'da araştırmalar yapmış. Mücadele hayatımla ilgili sorular sordu. Hapishanelerde yaşananlarla ilgili sorular sordu. Bir çevirmen aracılığıyla yaptık bu röportajı. Evinde misafir olduğumuz Alman arkadaş benim için et pişirmişti. Çünkü ben ona yollarda genellikle vejetaryen yemekleri yediğimizi anlatmıştım. Bir de benim için lavaş ekmeği almıştı. Yemeğimizi yiyip röportajı yaptıktan sonra vedalaştık. Arkadaşın evinde Türkçe kitaplar da vardı.

Kampa döndüğümde toplantı hala devam ediyordu. Orada güzel bir sürprizle karşılaştım. Benim yazılarımın çevirisini yapan arkadaş benim için bir çaydanlık ve çay getirmiş ama ben orada olmadığım için bırakıp gitmiş. Benim yazıları birileri çeviriyordu ama ben kimin çevirdiğini bilmiyordum. Bir gün mutfak çadırından çıkarken karşımda bir arkadaş "Turgay sen misin" diye sordu. Daha sonra tanıştık ve benim yazılarımı kendisinin çevirdiğini söyledi. Daha sonra bu arkadaş bizim düzenlediğimiz yürüyüşlere de geldi. Onunla çay demleme yöntemleri üzerine sohbet etmiştik. Ama o arkadaşı fazla göremedim. Soğuk bir günde yaptığımız eylem sırasında biraz sohbet etmiştik. Ben röportaj için gittiğim sırada o gelmiş. Ama belki başka bir gün tekrar karşılaşacağız onunla.

Önümüzdeki hafta sonu bir dernekte mülteci sorunları ve bizim eylemle ilgili bir etkinlik gerçekleştireceğiz. Etkinlik Türkçe olacak. Ortak faaliyetlerimiz yalnızca Oranien Platz'daki direniş çadırlarımızda sürmüyor. Buranın dışına taşan bir etkinlik alanı oluşmuş durumda.

Berlin biraz İstanbul'a benziyor. Hem Berlin'de ve hem de özgürlük yürüyüşümüz sırasında tanıştığımız insanlarla ve mekanlarla bir duygusal bağ oluştu. Buralara alıştık. Birlikte yürüdük, ayaklarımız birlikte aşındı, birlikte uzun bir süreci paylaştık ve hala devam ediyoruz. İnsan bir gün bu mekan ve insanlardan ayrılacağını düşündüğünde hüzünleniyor. Yerleşik olmamak böyle bir şey işte. Hiç bir yere ait olma ihtimalin olmuyor. Ama hep aynı yerde aynı biçimde yaşayan insanların hayatı daha sıkıcı olsa gerek. Bizim hayatımız oldukça hareketli hep yeni insanlarla tanışıyoruz, hep yeni mekanlarla tanışıyoruz. Bir yerden koptuğumuzda yeni bir yerde tekrar ilişkiler kuruyoruz, suyun akışı gibi akıp gidiyor hayatımız.

Bir mekanda yerleşik olmak ilk bakışta belli avantajlar sağlıyor gibi görünüyor. Ama uzun vadeli gözlemlediğimizde insanlar belli mekanlar ve mülkiyet ilişkileri içinde kendilerini zincirlenmiş olarak buluyorlar. Bir aşamadan sonra bunu farketse bile zincirlerini kırmaları zorlaşıyor ve ömür boyu bu zincirlere bağlanmış olarak yaşıyorlar. Sürekli kaybedeceklerinden korktukları bir şeyleri oluyor. Yeri yurdu olmayanların ise bağlanmak zorunda kaldıkları bir zincirleri olmuyor. Bu nedenle bizim kaybedecek bir zincirimiz bile bulunmuyor. Yeni dönemin devrimini yapacak kitleler herhalde bu konumda olan kitleler olacaktır. Kaybedecek mülkiyeti olanlar ya da kaybedecekleri bir işi olanlar kendileri bütünüyle devrim mücadelesine veremiyorlar. Bir boş zaman uğraşı olarak ele alınamayacak ciddiyettedir özgürlük talep etmek.

5 Ekim 2012
Turgay Ulu - Berlin