YÖK'ün 31. yıl protestosunda Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü'nde eylem vardı
Bugün saat 15:30’da YÖK’ü 31. yılında protesto etmek için Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü önünde Eğitim SEN 5 No’lu Şube ve Üniversite Öğrencileri isimli bileşen eylem koydu.
Devrimci Proleter Gençlik olarak destek verdiğimiz eylem sönük, gündemin yarısına müdahil durumda gerçekleştirildi. Yürüyüş boyunca, “YÖK, polis, sermaye defol bu abluka dağıtılacak!”, “Sermaye defol üniversiteler bizimdir!”, “Öğrencime dokunma umudumuz onlarda!”, “Diplomalı işsiz olmayacağız!”, “Eşit parasız bilimsel anadilde eğitim!” sloganları atıldı.
Ancak eylem komitesinin “unuttuğu” önemli bir nokta vardı; zindanlarda yaşanan açlık grevleri! Devrimci Proleter Gençlik aktivistleri olarak bu duruma seyirci kalmayıp devrimci bir tavır göstererek, “Zindanlar yıkılsın tutsaklara özgürlük!”, “Yurtsever tutsaklar onurumuzdur!” sloganları atarak kitlenin tavrını bizden yana çevirmesini sağlamaya çalıştık.
Taşıdığımız dövizlerde “56. gün!” yazıyordu. Bunun temel sebebi, bu sene YÖK protestosunda en ağır basan talebin anadilde eğitim olduğuna dikkat çekmek istememiz ve Yurtsever tutsakların taleplerinin aynı zamanda bizim taleplerimiz olduğuna vurgu yapmaktı.Yurtsever tutsaklar onurumuzdur! Ve yapmış oldukları Açlık Grevi eylemi gayet meşrudur. Ancak bu açlık grevi “yokmuş” gibi davranmak, onu inkar etmek ve onu görmemek son derece ciddi bir yanılgı ve hatadır!
Yaklaşık 300 kişilik bir kitle ile Sakarya Meydanı’na gelindiğinde, ilk konuşma hakkı Eğitim Sen Genel Başkanı'na verildi. Burada yaptığı açıklamayla “Yeni YÖK Yasa Tasarısı” ile üniversitelerin tamamen sermayeye peşkeş çekilmesinin söz konusu olduğuna vurgu yaptı. Artık üniversitelerin özgür bilimin yuvası olmaktan çıkıp sermayeye göre bilim üreten kurumlar haline getirilmeye çalışıldığının altını çizdi.
Devrimci Proleter Gençlik olarak açlık grevindeki tutsakları selamlamak için yaptığımız ozaliti meydanın görünür bir yerine astık. Ozalitimizde “Bedenlerini ölüme yatıranların taleplerini sahipleniyoruz! Anadilde eğitim istiyoruz!” yazıyordu.
Saat 16:20’ye geldiğinde basın açıklamasına okundu.
Basın açıklamasında şunlara değinildi:
Basına ve kamuoyuna,Basın açıklamasının ardından eylem sonlandırıldı.
12 Eylül darbesinin ürünü olan ve kurulduğu andan itibaren üniversiteler üzerinde baskı kurumu olarak örgütlenen YÖK, kuruluşunun 31. yılında…
Bütün bu yıllar boyunca üniversitelerde akademik-bilimsel gelişimin önündeki engellerin başında gelen bu kurumu, iktidara gelen her parti değiştireceği sözü vermesine karşın iktidara geldikten sonra sermayenin çıkarları doğrultusunda kullanmıştır. Şimdi ise bu kurum yeni yapılacak anayasayla piyasanın yeni koşullarına adapte edilmek istenmektedir, yani AKP güdümünde bir kurum olarak hareket eden YÖK eliyle üniversitelerimiz şirketleştirilmektedir. YÖK düzeninin karşısında duran üniversite bileşenlerine ise soruşturmalar açılarak üniversiteler susturulmak istenmektedir. Bunun en bariz örneği Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde yaşanmıştır. DTCF dekanı öğrencileri odasına çağırıp yeni YÖK disiplin yönetmeliğini gerekçe göstererek afiş asmanın ve bildiri dağıtmanın suç olduğunu söyleyip tehdit etmiştir. Oysaki AKP’nin mecliste yasalaştırmaya çalıştığı seçme ve seçilme kanunu tasarısı örnek gösterilerek 18 yaşında milletvekili olmanın yolunun açılmakta olduğu biçiminde propaganda yapılmaktadır. Bunun anlamı şudur: 18 yaşında milletvekili olabilirsin ama afiş bildiri dağıtamazsın ve böyle bir düzende binlerce öğrenci amfilerde derse girmesi gerekirken parasız eğitim istedikleri için adeta cezalandırmaya dönüşen uzun tutukluluk süresiyle hapishanelerde tutulmaktadır. Bunun adına da ileri demokrasi denmektedir. İşte böylesi bir dönemde miadını doldurduğu konusunda herkesin üzerinde hemfikir olduğu YÖK, AKP ve sermaye sınıfı tarafından 'Yeni bir yükseköğretim yasasına doğru' adlı taslakla yeniden yapılandırmak ve canlandırmak istenmektedir.
Bu taslak;
1- Üniversitelerde yapılmakta olan göstermelik seçimleri dahi kaldırmakta, rektör seçimini Üniversite Senatosu’nun da üzerinde yer alan ve atama usulü ile saptanmış 11 kişiden oluşan Üniversite Konseyi’ne bırakmaktadır.
2- Mevcut Anayasa’da dahi güvence altına alınan ve en temel insanlık hakkı olan eğitim kurumsal niteliğine aykırı bir şekilde, vakıf üniversitelerine ek olarak özel ve yabancı üniversitelerin kurulmasını öngörmektedir.
3- Üniversitelerin başına TOBB, TÜSİAD, OSB gibi sermaye temsilcileri getirmektedir.
4- Performans değerlendirme kriterleri, toplam kalite yönetimi ve acımasız rekabet mantığıyla üniversitelere güvencesizlik getirmekte ve zaten çuluz olan bilimsel özgürlük kavramını kaldırmaktadır.
5- Mali esneklik adı altında eğitimin kamu kaynakları yoluyla finanse edilmesini ortadan kaldırarak üniversiteleri birer ticari işletmeye dönüştürmektedir.
Özetle bu taslakla YÖK kaldırılmadığı gibi üniversiteler ticarethane, öğrenciler müşteri, akademik ve idari personel ise ücretli köle haline getirilmektedir. Üniversitelerin toplumsal ilerleme ve toplum yararı için çalışan kuruluşlar olması değil, kar amaçlı çalışan borsaya açılarak ticari faaliyetler gösteren işletmeler olması istenmektedir. Bu şekilde yeni oluşturulacak yerli eğitim tekellerine ve uluslararası eğitim tekellerine yeni karlı pazarlar yatırılacaktır.
Öğretim üyelerinden, piyasa koşullarında en iyi kar getirecek metalar üretmesi istenecek, dolayısıyla piyasa koşullarındaki en karlı sektörlerden biri olan savaş sanayi, giderek daha fazla oranda üniversitelerin asli bilgi ve teknoloji üretim alanlarından biri olacaktır. Sermayeye hizmet eden üniversiteler yoluyla daha fazla insanın insanın ölümüne yol açacak teknolojiler geliştirilmesi süreci hızlandırılarak, insanlığın ortak çıkarına ve yararına katkı sunması gereken üniversiteler ve bilim, savaşın emrine verilecektir. Dünyada ve ülkemizde savaşın yoğun bir şekilde hissedildiği böyle bir dönemde insanlığa, bilime ve üniversitelere düşen görev savaş sanayinin ve emperyalizmin çıkarlarını korumak değil halklar arası dayanışmayı ve dostluğu geliştirmektir. Ortadoğu ve Afrika coğrafyasında gerçekleşen katliam ve talanın bölgede çıkarı olan emperyalist-kapitalist sistemin ihtiyaçları çerçevesinde yeniden şekillendirilmesine karşı çıkmaktır ve şekillendirmenin en son hedefi komşumuz Suriye’dir.
Bugün emekçiler, emperyalizmin ve onun işbirlikçisi, taşeronu AKP’nin halklara uyguladığı tüm baskı ve katliamlara karşı daha güçlü bir biçimde karşı durmalıdır. Emperyalist politikalar halklara yoksulluk, baskı, kan ve gözyaşından başka bir şey getirmeyecektir.
Üniversitelerin bütün birleşenleri olarak bizle; kamusal, demokratik, özgür, bilimsel, parasız ve anadilde eğitimin olduğu, üniversitelerdeki ücret ve çalışma koşullarının toplu sözleşmeyle belirlendiği, üniversitelerin akademik ve idari bakımdan özerk olduğu, çalışanların iş güvencesinin sağlandığı, üniversitelerin bütün bileşenlerinin söz hakkı olduğu ve üniversitelerin bütün bileşenlerinin katıldığı seçimler sonucu oluşan yönetimlerle demokratik biçimde yönetilen bir üniversite istiyoruz.
Bizler, iş güvencesinin olmadığı bir ortamda akademik özgürlükten bahsedilemeyeceğinin, akademik özgürlüğün olmadığı bir yerde ise 'üniversiteden' bahsedilemeyeceğinin farkındayız.
Bu gerekçelerle; insani, akademik özgürlüğü, kamusallığı ve evrenselliği esas alan, demokratik-özgür- 'gerçek' üniversiteleri bugünden inşa etmek için, tüm üniversite bileşenlerini Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve Üniversite Öğrencileriyle birlikte mücadele etmeye, gücümüze güç katmaya çağırıyoruz.
Eğitim SEN 5 No’lu Şube ve Üniversite öğrencileri