Direniyorlar!..

Savaşım, sadece taleplerin kabul edilmesiyle sınırlı değil, topluma giydirilmiş deli gömleğinin parçalanması yönüyle de önemli

GÜNCEL
Cuma, 16 Kasım 2012 (13 yıl 11 ay önce)

Bugün 65. gün, cezaevlerinde 74 Kürt tutsağın başlatığı açlık direnişi onbin siyasi tutuklunun sahiplendiği, dışarda çeşitli illerde de destek açlık direnişleriyle seslerine ses olan kitlesel bir direniş haline geldi.

Her gün biraz daha kitleselleşerek gerçekleştirilen destek eylemleri nedeniyle saat 18.30'da Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı'nın bulunduğu alandayız. 13 kasım 2012 tarihinde birçok şehirde DHF'ye karşı bir dizi operasyon geçekleştirildi ve 61 DHF yöneticisi, üyesi ve sempatizanı gözaltına alındı. Bu nedenle önce DHF ile Alınteri'nin de içinde olduğu "Ölüm Değil Çözüm Platformu"nun desteklediği kitlesel bir basın geçekleştirildi. Ardından yürüyüş başladı.

Ankara'da dönüşümlü açlık direnişçilerinin ve emekçilerin katılımıyla gün geçtikçe büyüyen bir kitlesellik içinde yapılan yürüyüş boyunca "Katil devlet hesap verecek!”, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!”, “İçerde dışarda hücreleri parçala!”, “Yaşasın devrimci dayanışma!”, “Zindanlar yıkılsın tutsaklara özgürlük!" sloganları hiç susmadan yüksek sesle atıdı.

Sakarya Meydanı'na gelindiğinde sloganlar, alkışlar devam etti. Ardından basın açıklamasını Platform adına Ankara Alınteri temsilcisi yaptı. Basın açıklamasının ardından açlık direnişinde olan bir ana konuşma yaptı. Daha sonra zaman zaman fotoğrafçı zaman zaman eylemci olarak katılım sağlayan şair Mehmet ÖZER direnişçiler için bir şiir okudu. Cumartesi saat 10.00'da Sakarya Meydanı'nda kitlesel olarak bir günlük açlık direnişi yapılacağı duyurusu yapıldı. Alınteri temsilcisi basın açıklamasında şunları söyledi:

İçerde, dışarda hücreleri parçala!


Bugün direnişin 65. günü. Mahpushanelerde hücre hücre eriyen bedenler var. Diline, kimliğine, onuruna sahip çıkan bir halkın evlatları onlar. Özgürlükler mücadelesinin bedeli, muhalif sesleri sindirmenin yolu olarak işçisi, öğrencisi, memuru, yazarı, aydını, seçilmişiyle hapse doldurulmuşlar. Bugün direnişin 65. günü, Şimdi açlığın koynunda ölüme uzanmışlar…

Bir film karesi ya da seyirlik bir oyun değil yaşananlar. Kirli savaşın her türlü vahşetini yaşamış yediden yetmişe bir halk, boyun eğmiyor. Diz çöküp aman dilemiyor. Örgütlü bir toplum olmanın gücüyle dağda, ovada, hapiste birbirine kenetlenmiş olarak 'kabul edilme' savaşı veriyor. Kendisine çektirilmiş tarihsel acılardan damıtılmış direncini bayrak yapmış elinde, ölümün üstüne yürüyor.

Aklı ve vicdanı yoktur sermayenin. Ondan bunu beklemek ahmaklık olur. Nasıl ki F Tipi hapishaneler sürecinde, 19 Aralık Katliamı’yla birlikte Türkiye devrimci hareketi şahsında, toplumsal muhalefetin belini kırmayı hedeflediler. 122 devrimci öldü, 500′ün üzerinde devrimci zorla/kasti müdahale sonucu sakat kaldı. Şimdi de Kürtlerin demokratik mücadelesi şahsında, toplumsal muhalefeti sindirip mutlak kontrol sağlamaya çalışmaktalar. Bu nedenle 'Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması, anadilde savunma ve eğitim' talepleriyle ortaya konulan direniş, rejimin sınırlarını ele veriyor. Rejimin katı-merkeziyetçi yapısıyla birleşik, belli bir toplumsal temel üzerine oturan Türk-İslam Sentezi'ne dayalı tekçi anlayışın sınırlarının patlatılması gerekir.



Toplumun bütününü korku duvarının içine hapsetmeye soyunmuş bir iktidarın, o duvarda gedikler açılması anlamına gelecek adımlar atması kolay olmayacak. Bu anlamda bu savaşım, sadece eylemin taleplerinin kabul edilmesiyle sınırlı değil, topluma giydirilmiş deli gömleğinin parçalanması yönüyle de önemlidir.

İtiraz etmeyen, verileni kabullenen, çizilen sınırların dışına çıkmayan bir toplum şekillendirilmeye çalışılıyor. Eğitiminden sağlığa, yerleşim alanlarından çalışma yaşamına, örgütlenmeden ifade ve eylem özgürlüğüne bütün alanlar tekelci sermayenin ihtiyaçları temelinde yeniden yapılandırılıyor. Toplum baştan aşağıya yeni bir kalıba dökülüyor. Tekelci sermayenin bu vahşi saldırganlığı karşısında, emek hareketi sendikal haklar düzeyinde bile tepki vermekte cılız kalıyor. Sınıf hareketi içerisinde, saldırılara karşı durma ve haklarını genişletme savaşımında kendini güç hissedecek çıkışlar, parçalı direnişler ve genel eylemlerle sınırlı seyrediyor.

Bu tablo içerisinde demokratik bir güç olarak Kürt muhalefeti, rejimin elini kolunu bağlayan örgütlü bir dinamik olarak, son yıllarda gerçekleştirdiği farklı açılımlarla da kendisini büyütüyor. İşte bu yüzden kırılmak, diz çöktürülmek isteniyor.

Süresiz, dönüşümsüz açlık grevi direnişi bu tablo içerisinde bir yere oturuyor. Direnişin kazanması, işçi sınıfı ve emekçilerin, toplumsal muhalefetin kazanımı olacaktır. Yenilgisiyse aynı düzeyde ters bir etki yaratacaktır. Bugün üzerimize düşen direnişi kazanımla sonuçlanması için elimizden gelen ne var ise ardımıza koymamaktır. Yıllardır haykırdığımız kardeşliğimizi alanlarda konuşturmaktır. Zindan direnişinin somut bir kazanımla sonuçlanması için mücadele etmek için kaybedecek hiçbir şeyimiz yoktur. Zindan direnişleri kazandığında ise yalnızca Kürt işçi ve emekçilerin değil bütünüyle izole edilmeye çalışılan Türk ve Kürt işçi ve emekçilerinin kazanacakları en başta 'çocuklarına onurlu bir gelecek bırakmak', 'insanlık onuru' gibi birçok şey vardır. Sessiz kalmak katliama ortak olmaktır!!! Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz!

* Kürt Ulusuna özgürlük kahrolsun faşist diktatörlük!
* Biji berxwadana zindana!
* Biji bratia gelan!
* Yaşasın halkların kardeşliği!