Bir taraftan şoven, saldırgan, militarist bir söylem; bir taraftan “Yeni Oslo süreci başlayabilir” tekerlemeleri!..
Kürt sorununda rejimin tarihsel fobileriyle, bölgesel hayalleri hiç bu kadar iç içe geçmemişti. Bir taraftan bölge üzerinde kızışan ve şu anda sivri ucu Suriye’ye dönmüş olan emperyalist hegemonya savaşı ve “göz kamaştırıcı” olanaklar; bir tarafta da Kürtlerin olduğu kadar emperyalistler arasındaki güç dengelerinin de eskisinden farklı olduğu gerçeği! Suriye krizinin evrimi bu gerçeği rejimin de gözüne gözüne sokuyor!
Hayallerini ayaklandıran kestirme hesapları bölge halklarının yüreklerinde sarsılmaz bir yer edinmek için gerçekleştirdiği onca atraksiyonun getirisini neredeyse heba etmenin eşiğine getirdi.
Tam bu noktada Kürt halkının dört parçadaki örgütlü varlığının yarattığı korkular daha bir ayaklandı. Özellikle Batı Kürdistan’da varolan güçler dengesi içinde hiçbir tarafa yaslanmayıp, ortaya çıkan tarihsel fırsatları kendi örgütlü gücünü pekiştirmek için kullanan Kürt ulusal hareketinin varlığı; bunun Kuzey Kürdistan parçasında yarattığı/yaratacağı moral sonuçlar ve gerilla hareketinin kentlere inecek kadar örgütlü bir yapı üzerine oturduğunu gösteren son pratik çıkışı rejim açısından bunu daha da depreştirdi.
ABD emperyalizminin gerek kriz gerek iç politika dengeleri gerek Esad sonrası Suriye konusundaki kaygıları ve gerekse Rusya ve Çin ikilisiyle Şii ekseni olarak tabir edilen blokun bölgedeki “derin” etkisi karşısında bir fiili müdahalede bulunmayı tercih etmemesi, Türkiye’nin hayallerinden vazgeçmesine olmasa da fobilerinin ayaklanmasına neden olan bir faktör olarak işliyor. Keza Suriye konusundaki tüm hesaplarını birkaç ay üzerinden yapan rejim, zamanın uzamasının Kürt sorununda denetimi büyük oranda kaybedeceği şeklinde okuyor.
Fakat bu durumu marj alanının kalmadığı şeklinde okumamak gerekiyor. Nitekim Eylül ayında PYD dışındaki pekçok Batı Kürdistanlı örgütle; ABD, Almanya, İsrail, Türkiye, Barzani ve Talabani’nin temsilcilerinin bir araya geldiği görüşme bu açıdan manidardır. Görüşmenin içeriği, esas olarak PKK ve PYD’nin bölgedeki varlığının ezilmesi, olmazsa en alt sınıra çekilmesidir.
O görüşmeden de anlaşılıyor ki ABD şu anki pat durumuna rağmen (karşıt blokla) Suriye’yi karıştırmaktan geri durmayacak. Bunu fiilen kendisi yapmayacak elbette. Ki zaten ABD’nin “yeni” askeri stratejisi, kendisinin fiili müdahalelerinden ziyade, bölgedeki “ittifakları”nı gerçek bir maşa gibi kullanmak.
Türkiye bu maşa olma durumuna çoktan razı, hatta çırpınıyor. Keza sonunda bölgesel hayallerine ulaşacağını hesap ediyor! ABD açısından da kaybedilmeyecek bir “ittifak"! Anlaşılan o ki ABD, bir taraftan karmakarışık Özgür Suriye Ordusu'nu denetimine almaya çalışırken, bir taraftan da şu anda bölgenin en önemli aktörlerinden biri haline gelen Kürtleri daha aktif bir pozisyonda kullanmak istiyor, elbette Türkiye’nin yakın desteğini alarak... Güneyli Kürtlerin Türkiye’nin stratejik konumuna olan ihtiyaçlarıyla (özellikle de petrol ve doğalgazın taşınması) Türkiye’nin bu Kürtlerle varolan “ittifak” ilişkileri ve nispi “güven”, oyunun bu şekilde kurulmasını kolaylaştırıyor.
Güneyli Kürtler -özellikle de Barzani-, tüm Kürdistan birleşik bir federasyon olduğunda ulusal lider olacak; Türkiye de bu durumu kabul ederek hamilik yapacak! Masaya sürülense, Kürt halkının özlemleri, demokratik temelde yükselen ulusal örgütlülüğü!
Elbette planlar masa başında yapıldıkları gibi hayat bulmazlar! Dolayısıyla bu pilav daha çoook su götürür! Fakat anlaşılan o ki, yürürlüğe sokulmuş!.. Halep’te Kürt bölgesine yapılan saldırının Selahattin-i Eyyubi Taburu denilen paravan bir örgüt tarafından yapılması bunun somut göstergesidir: PYD denetimindeki istikrar bozularak kaotik bir iç savaş ortamı yaratılmak isteniyor.
Rejimin içerdeki Kürt politikasında giderek tutarsızlaşması da bu karmaşık -ama kendisi açısından giderek netleşen- denklem içerisinden anlam kazanıyor.
Bir taraftan şoven, saldırgan, militarist bir söylem; bir taraftan “Yeni Oslo süreci başlayabilir” tekerlemeleri! Bu ikili duruşu Batı Kürdistan’da yeni plan dahilinde ne kadar yol alacağına bağlı olarak tekleşecek. Orada istediği istikrarsızlığı yaratıp, çözülmeye dönüştürürse; burada da “Oslo Görüşmeleri” denilen sürecin açılışını yapacak. Bunu koşullayacak olan Kürt ulusal hareketinin örgütlü gücünün koruyup koruyamamasıdır! O açıdan da bu kirli oyuna karşı Kürt ulusunun kendi kaderini tayin etme hakkını savunma, bunu pratiğin diline çevirmek her zamankinden farklı bir önem taşıyor! Keza “Oslo”nun rejim için karşılığı KUH’nin tasfiyesi demektir! En zayıf anında masada da altının çizileceği bir tasfiye! Buna izin verilemez!
[Alınteri'nin 2012 tarihli Kasım sayısından alınmıştır]