“TİKB Programı” ile “21. Yüzyılın Partisi / Bir Model Önerisi” kitapları piyasaya çıktı. “TİKB 4. Konferans Raporu” ise baskıda
Şubat Yayıncılık kitap yayınına yeniden başladı. Yayınevi, tarihsel-siyasal bir önem taşıyan belgelerle Marksist-Leninist içerikteki teorik çalışma ve çözümlemeleri bundan böyle belli aralıklarla okuyucularına sunacak.
İlk partide, “TİKB Programı” ile “21. Yüzyılın Partisi / Bir Model Önerisi” kitapları piyasaya çıktı. “TİKB 4. Konferans Raporu” ise baskıda.
Teoride ve siyasette konjonktürdeki dalgalanmalara göre yelken açan oportünist belkemiksizliğin yaygın olduğu bir kesitte açık, net ve kesin çizgilere sahip bir programa dayalı devrimciliğin önemini ve zorunluluğunu bir kez daha hatırlatan TİKB I. Kongresi'nde kabul edilen Program kitabının arka kapağında şu alıntı yer alıyor:
Türkiye devriminin öncüsü işçi sınıfıdır. Onun tutarlı sosyalist bir çizgide gelişip kapitalizm ve burjuvazinin tasfiyesinde sonuna kadar gidebilmesi buna bağlıdır. Proletarya ve onun devrimci öncüsü dışında başka hiçbir sınıf ve güç bu rolü oynayamaz, bu tutarlılık ve kararlılığı gösteremez.Parti kitabının sunuş metninde ise, bu çalışmanın 4. Konferans sürecinde (2009) kaleme alındığı belirtildikten sonra, yayımının bugüne kadar gecikmesinin nedenine ilişkin şunlar söyleniyor:
Ana gövdesini Türk ve Kürt işçilerin oluşturduğu Türkiye proletaryası, Türkiye devrimine öncülük sorumluluğunu yerine getirebilecek güç, deneyim ve olgunluğa fazlasıyla sahiptir. Bu öncülük sadece ideolojik-siyasi öncülükle sınırlanamaz. Aynı zamanda fiili pratik bir öncülük olmak zorundadır. Kaldı ki, kapitalizmin Türkiye'deki gelişme düzeyi, proletaryanın bileşimindeki genişleme ve sayısındaki artış, günümüzde daha fazla toplumsallaşmış üretimin parçalara bölünmesinin sonuçlarından biri olarak toplumun giderek daha fazla proleterleşmesi, proletaryanın devrime fiili öncülüğünün temellerini güçlendirmekle kalmayıp pratikte de zorunlu hale getiren gelişmelerdir.
Yerleşik anlayış ve alışkanlıklardan 'farklı', bazı yönlerden onlarla açıkça çelişen her 'yeni'nin başına gelen, bu arayışın başına da geldi. Teorik gerilik ve düşünce tembelliğinden kaynaklı tutucu reflekslerden de önce, başka hesaplar peşindeki artniyetler harekete geçti. Ve her kötü niyetli demagojik kampanyada yapıldığı gibi, çalışmanın ana fikri ve bütünlüğü bir kenara bırakılarak, cımbızlanmış cümlelere dayalı parça tartışmalar öne çıkarıldı.denildikten sonra, “... bu adımın sadece bir sorumluluğun gecikerek yerine getirilmesi olarak görülmemesi” vurgulanıyor.
(...) Koparılan gürültü, dönemin atmosferinde kısmen etkili de oldu. 21. yüzyılın parti ve öncülük anlayışının tartışıldığı çalışmayı öz olarak benimseyip paylaşan belirgin bir çoğunluğun varlığına rağmen, bazı yoldaşların kafalarındaki bu soru işaretleri ve tereddütler dikkate alınarak çalışma o dönemde, Konferans tarafından benimsenen 'kararlar' kapsamına alınmadı. Fakat konu üzerine tartışma ve görüş alışverişleri Konferans sonrasında da sürdü. Yukarda andığımız kastı aşan cümlenin gereksizliği yanında çalışmada dile getirilen parti felsefesi ve öncülük anlayışının bütününe ilişkin daha gelişkin bir fikir birliği ortaya çıktı.
Elinizdeki kitabın 3 yıl gecikmeli de olsa yayınlanmasının birinci nedeni bu."
(...) onu bugün gündemleştiren etken, kitle hareketlerindeki yeni tarihsel kabarma. Özellikle de Yunanistan ve İspanya pratiklerinde kendini belirgin bir tarzda dışa vuran farklı bir öncülük beklentisi ve arayışı.
Bu arayışın görünen yüzünde de açık bir tepki var: Meydanları dolduran işçi ve emekçi yığınlar, burjuvazi ve onun siyasi temsilcilerinin yönetme tarzı ve yöntemlerine karşı olduğu kadar, kendini sol olarak niteleyen parti, örgüt ve sendikaların kendileriyle bugüne kadarki ilişki kuruş biçimlerine de aynı ölçüde tepkililer. Kendilerine kolayca baştan çıkarılıp kötü yola düşürülebilecek bir 'yığın' gözüyle bakarak nesneleştiren bir 'öncülük' anlayışı ve tarzına öfke duyuyorlar. Sadece 'öğretmeye' dayalı tekyanlı bir ilişkiyi reddediyorlar. Öte yandan, ne kadar saygın olursa olsun sadece belirli bir geçmişe ve etikete dayalı 'öncülük' iddialarına da metelik vermiyorlar. Geniş kitlelerin güvenini kazanan etkili bir öncülüğün sokakta, kavga içinde, kendileriyle omuz omuza dövüşülerek kazanılıp korunabileceğinin altını çiziyorlar.
Neoliberalizmin 30 yıllık ayazından sonra tarihin yeni bir sayfasını açan kitle eylemleri dalgasının içerdiği dersler, bu kitabın konusuyla da örtüşüyor. 21. yüzyılın parti ve öncülük anlayışı üzerine yapılan bu çalışmanın, aradan 3 yıl geçtiği halde bugün kitaplaştırılmasının asıl nedenini de zaten konunun kazandığı bu güncellik oluşturuyor.