Çiçeklerimiz dahi gözaltında

Cumartesi Anneleri'nin çığlıklaşan oturma eylemi 400. haftasına girdi

GÜNCEL
Cumartesi, 24 Kasım 2012 (13 yıl 11 ay önce)

İlk olarak 1977 yılında Arjantin'de “Mayıs Meydanı Anneleri” olarak meydanlara çıktı anneler. Arjantin'de 1976 yılındaki faşist darbeyle 30 binden faza insan kaçırıldı, öldürüldü. Mayıs Meydanı Anneleri de faşist devletten kaybedilen çocuklarının hesabını 30 yıl boyunca sordular.

Türkiye'de de bugün, faili meçhule kurban giden insanların yakınları tıpkı Mayıs Meydanı Anneleri gibi sokaklarda kayıplarının hesabını soruyorlar. Faili meçhule kurban gidenlerin aileleri kayıplarının kemiklerini ve sorumluları bulmak için ilk olarak 27 Mayıs 1995 yılında sokağa çıktılar. Galatasaray Lisesi önünde seslerini duyurmaya çalıştılar, kayıplarının hesabını sordular. Ve 17 yıldır sormaya devam ediyorlar.

Bugün itibariyle 400. haftaya giren ve her hafta sayıları artan Cumartesi Anneleri siyah bez üzerine kayıpların fotoğraflarını koydular. Ellerinde karanfillerle oturma eylemi yapan yakınlar konuşmalar yaptılar.

Kenan Bilgin'in kardeşi İrfan Bilgin;

400 haftadır biz bu meydanda oturuyoruz. Yağmur, çamur, kar, kış demeden. Bu resimler bizim gururumuz, onurumuz, ülkenin de karanlık yüzü oldu. Biz bir 400 hafta daha otursak bile bu rejim değişmediği, bu insanlar iktidarda olduğu sürece kayıplarımızın faillerini ortaya çıkarıp yargılanacağına inanmıyorum.

Biz katillerin isimlerini açıkladık. Ama ne yazık ki bu katiller daha önceki hükümet tarafından, bu hükümet tarafından mükafatlandırıldı. Ben halka sesleniyorum. Biz burda eylemlerimizi büyütürsek, buradan çıkış yolu bulacaktır.

Rıdvan Karakoç'un kardeşi Hasan Karakoç
;
Tam 17 yıl. Günler, aylar, yıllar geçti. Polisler tarafından coplandık, biber gazı sıkıldı üzerimize, analarımız saçlarından sürüklendi. Zaman zaman çiçeklerimiz dahi gözaltına alındı. Ancak bütün bu feryatlarımıza rağmen bizi yetkililer görmediler, duymadılar, anlamadılar. Bu insanların tek bir dileği var. Çiçek koyabilecek bir mezarları olsun, yani kaybettikleri insanların mezarlarını istiyorlar.
Biz para istemiyoruz, maaş istemiyoruz. Bizim istediğimiz sadece çiçek koyabileceğimiz bir mezar.cumartesi_400-2

Hayrettin Eren'in kardeşi Faruk Eren
, kardeşinin 1980 yılında Gayrettepe'de gözaltına alındığını söyledi. Yıllar geçtikçe kayıpların yüzlerle sayıldığını söyleyen Eren, 400 haftadır burda olduklarını ve hesap sorulana kadar burda olacaklarını söyledi.

Konuşmalarn ardından okunan basın metninde 32 yıldır kayıp olan Hayrettin Eren'in kaybedilişi anlatıldı. Zorla kaybettirmenin sadece yaşam hakkının ihlali olmadığı, geride kalanların sistematik işkenceye tabi tutulması olduğu söylenen basın metninin devamında şunlara yer verildi;
21 Kasım 1980 günü arkadaşı Ahmet Öztürk ile buluşmaya gittiği Saraçhane'de gözaltına alındı. Önce Karagümrük Karakolu'na götürüldü. Haberi alan ailesi karakola gitti. Gözaltı defterinde onun adını gördü. Görevli polisler Hayrettin'i Gayrettepe Siyasi Şube'ye gönderdiklerini söyledi. Oğlunu sormak için giden anneye 'gözaltında böyle biri yok' denildi. 8 kişi 'Hayrettin Eren'in gözaltına alındığının tanığıyım. Onu hem karakolda, hem de siyasi şubede gördüm' diyerek suç duyurusunda bulundu. Tüm başvurular sonuçsuz kaldı.

Hayrettin Eren kaybedildiğinde Mehmet Ağar; İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube Müdür Muaviniydi. Hayrettin'in kaybedilmesinden Mehmet Ağar'ı ve görev kağıdından kolayca bulunacak sorgu timiyle 12 Eylül cuntacılarını sorumlu tutuyoruz.
Basın metninin okunmasının ardından, herkesin yakınlarını kaybettiği yerler farklı olsa da acıların, gözyaşlarının renginin aynı olduğunu söyleyen Pervin Buldan, toplu katliamlara maruz kalanların, faili meçhullerde kaybedilenlerin hesabının sorulacağını söyledi.

cumartesi_400-1



Buldan'ın konuşmasının ardından 401. haftada görüşmek üzere denerek eylem sonlandırıldı.