Engellilik ve toplum

Engelli olan biz değil, "körlerden şoför ve öğretmen olmaz" diyen Bakanlardır

GÜNCEL
Cumartesi, 1 Aralık 2012 (13 yıl 11 ay önce)

İçinde bulunduğumuz ay, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü nedeniyle biraz da olsa engelliliğin gündeme geleceği bir ay. Peki engellilik nedir? Vücudumuzda bir organdaki işlev sorunundan kaynaklı bir hareket sorunu mu? Yoksa yaşadığımız toplum ve sistem tarafından dayatılan bir engellenmişlik mi? Objektif bir şekilde değerlendirilirse ikinci seçenek su götürmez bir gerçektir. İnsanlık tarihsel birikiminde her zaman içinde bulunduğu nesnel koşullar ne kadar zor olursa olsun üstesinden gelmeyi başarmıştır. Bu süreç gözönüne alındığında vücuttaki bir organın yetersiz çalışması ya da çalışmaması onu eksik kılmaz, erişilebilirlik koşulları yerine getirildiğinde eksik çalışan organ bir engel olmaktan çıkar. Fakat, içinde bulunduğumuz toplum ve sistemin engelli algısı, sorunu derinleştirerek engellilerin sosyal yaşamda varoluşunu engellemekte ve engellileri üretim dışı bırakarak yardıma muhtaç hale getirmek için elinden geleni yapmaktadır.

Durumu iki açıdan değerlendirelim
Toplumun engelli algısı: Toplum yaşamında engellilere genellikle kaderci bir mantıkla yaklaşılır ve bu yaklaşım insanların davranışına ötekileştirme olarak yansır. Örneğin; yolda bir engelliyle karşılaştıklarında kendi durumlarına şükrederler. Engelli birey bu durumun kendisine bir engel oluşturmadığını izah etse de, yine ısrarla Allahtan gelen, ya daha kötüsü olsaydı gibi psikolojik baskıyla olmayan sorunu varetmeye çalışırlar.

Ego tatmini: Toplumda insanlar ne kadar ezilmiş olurlarsa içinde bulundukları bu ezilmişliği bir başkasında gidermeye çalışırlar. Ve karşılarındaki insanda fiziksel bir engele rastlarlarsa o insan kendisinden çok daha nitelikli olsa bile kendisine onun bakıcısı misyonunu biçer. Örneğin; bir mağazaya gidersiniz, alacağınız eşyayı tarif edersiniz. tezgahtar muhatabı siz iken yanınızdaki arkadaşınızı muhatap alır.
Ya da genel bir konuda herhangi bir sohbet veya bir tartışma sırasında karşınızda zor durumda kaldıklarında ilk baş vuracakları silah engeliniz olacaktır.

Burada daha anlaşılabilir olması için sözü yaşanmış örneklere bırakalım; Batman Devlet Hastanesi'nde taşeron işçi olarak çalışan Nurullah Mehmetoğlu isimli görme engelli emekçi, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a, “Biz bu taşeron belasından ne zaman kurtulacağız” diye sorduğunda Bakandan “gözlerin görmediği halde sana iş verdik özelde çalışmaya devam edeceksin” yanıtını aldı. Görme engelli öğretmenlerin atamalarıyla ilgili MEB’e başvuruldu. Cevap olarak da Sağlık Bakanı ile aynı ahlaka sahip Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, “körlerden şoför ve öğretmen olmaz” gibi kendi köhne zihniyetine uygun bir cevap verdi. Bu ve benzeri örneklerle her an iç içe yaşamak henüz engelini kabullenememiş arkadaşlarda evden çıkmama, kendi içine kapanma gibi sorunlar yaratıyor.

Sistemden kaynaklı sorunlar: Mezuniyet durumu, niteliği ne olursa olsun devlet kurumlarında çalışan engelliler, ya telefon başına yada herhangi bir nitelik gerektirmeyen işlere verilerek tüm yetenekleri köreltiliyor. Ulaşım araçlarında görme engelliler için sesli uyarıcıların olmaması, ortopedik engelliler için araçlarda asansör ve rampanın bulunmaması, işitme engelliler için durulan duraklarda yazılı uyarının olmaması. Kaldırımlarda direk, çukur, mantar, rastgele park edilmiş araçlar gibi yürümeyi imkansız kılan faktörlerin olması ve rampa ve şerit gibi erişilebilirlik koşullarının olmaması. Kamu binalarının erişilebilir olmaması. Ve bu durum erişilebilirlik sorununun yanı sıra can güvenliği sorunudur iki hafta önce Ankara’da cam kemik hastası bir yetişkin kaldırımların dar olması nedeniyle çöp kamyonunun altında kalarak can verdi.

Yaşanan sorunların tümü birlikte mücadele ederek bilinçlenerek çözülecektir. Engelli-engelsiz tüm duyarlı insanlar 3 Aralık'ta devletin demagoglarının sadakavari şov programlarına katılıp üzerimizden demagoji yapmasına izin vermeyelim. O gün hep birlikte alanlara çıkalım sorunun kaynağını teşhir edelim.
Yukarıda belirtilen tüm olumsuz örnekleri birleşik, uzun süreli ve inatçı bir mücadeleyle olumluya çevirebiliriz. Unutmayalım dün erkendi yarın çok geç olacak.

[Alınteri'nin Aralık sayısından alınmıştır]