Sonuna kadar direndikten sonra kansere yenik düşen Hamza Kaya yoldaşımızı yitirdik
“Demirlibahçe tayfası” olarak tanınırlardı örgüt kamuoyunda. Ankara'nın Demirlibahçe-Saimekadın semtlerinde yaşayan birbirlerine tutkun sıkı bir arkadaş grubu. Çoğu aynı mahallenin çocuğu. Arkadaşlıklarının temelinde bu yatıyor zaten. İlişkilerinin politikleşip devrimci bir karakter kazanması sonradan gerçekleşen bir süreç. Ortaokul-lise sıralarına geldikleri bir döneme denk düşüyor. Herbirinin huyu-suyu elbette farklı. Yalnız aralarından bazılarının farklı bir hamurdan yoğruldukları daha o zamandan belliydi. Bunlar tam birer bıçkın, diğerlerinden daha gözükara. Dönemin jargonuyla hiçbiri “muhallebi çocuğu” değil gerçi ama bunlar daha bir başka 'hayat adamı'. Uyanık, işbitirici...
Dönemin Ankara sorumlularının gözlerinden kaçmıyor tabii bu durum. TİKB'nin henüz TİKB'leşmediği bir dönem gerçi. THKO'dan ayrılık sonrasının kaosu, gerileme ve çözülmelerin yaşandığı berbat bir kesit. Ama bu bir avuç genç, canlılıklarını, coşkularını ve umutlarını bütün tazeliğiyle koruyorlar. Çok geçmeden herbiri Sezai'nin verdiği değişik askeri görevlerde göstermeye başladılar kendilerini. “Sezai'nin askerleri” olarak anılmaya başlanmaları da ondan sonra zaten. Bu arada 12 Eylül'ün ayak sesleri duyuluyordu.
Hamza (Kaya), işte bu ekibin has üyelerinden biriydi. Hep hayat dolu, neşeli, etrafına da moral kaynağı olan kıpır kıpır biri. Ama o 'gamsız' görünümün altında kafasına koyduğunu yapan, inandığına ve sevdiğine ölümüne bağlı taş gibi sağlam bir karakter saklıydı. O lanet kanser yakasına yapıştığında bile kaybetmedi bu özelliğini. Ağır kemoterapi seanslarına girip çıktığı günlerde dahi ne moralini ve umudunu yitirdi ne de kendine özgü o neşesini. Kahkaha tınılarıyla bezeli o yorgun sesiyle, “Bunu da yeneriz be yoldaş...” derken bunu laf olsun diye söylemediğini anlıyordunuz.

Hamza yoldaş, proletaryanın ve insanlığın kurtuluşu uğruna kavgada iki kez faşistler tarafından vuruldu; 12 Eylül faşizminin işkencehanelerinden ve Mamak zindanından payına düşeni aldı. Mamak'ta direniş olarak ne yapıldıysa yoldaşlarıyla birlikte sendelemeden hepsinde yer aldı. Cezaevi yıllarından sonra yurtdışına çıktı. İngiltere'ye yerleşti. Ama ne sosyalizm davasına ne TİKB'ye ne de devrimci harekete sırtını döndü Bir zamanlar uğruna bedeller ödediği değerlere ve geçmişine yabancılaşıp düşmanlaşmadı. Duygu ve düşünce bağını korumakla kalmayıp uzun yıllar desteğini de esirgemedi.
Yaz aylarından beri kanserle boğuşuyordu. Teşhiste geç kalınmıştı. Buna rağmen yine hemen pes etmedi, direndi, ağır kemoterapi seanslarına, sonradan ortaya çıkan yeni dertlere gücü yettiğince göğüs gerdi ama 2 Aralık Pazar günü son nefesini verdi.

15 Aralık Cumartesi Cumartesi günü (yarın) saat 12'ye doğru Ankara-Karşıyaka Mezarlığı'nın 2. kapısı önünde buluşup uğurlayacağız Hamza yoldaşımızı da diğer ölümsüzleşenlerimizin yanına ve hepsi gibi onun anısını da içimizde ve kavgamızda yaşatacağız!..