Biz sokağa çıkarken özgürlüğümüzü kısıtlayıcı bütün yasaları çiğneyeceğimizi söyledik ve bunu yaptık.
YAŞANACAK DÜNYA
Çeşitli araç ve yöntemlerle, oldukça kozmopolit bir bileşen, ondan çok daha kozmopolit destekçi kitlesi ile aylardır süren mültecilerin direnişi Berlin‘de Kreuzberg semtinde kurulan çadırlarda bütün çetin koşullara rağmen sürüyor. Bu yönleriyle de mücadele deneyimleri sayfasını zenginleştiriyor. Almanya’nın çeşitli şehirlerinde bazen bir protesto yürüyüşü, bazen bir panel veya değişik yöntemlerle direnişe destekler de sürüyor.
Bu kez Hannover kentinde, Kino im Sprengel‘de mültecilerin dramlarını kendi dillerinden anlatan ve kapitalistlerin yaşamlarıyla arasındaki çelişkileri ortaya seren Residenzpflich (Zorunlu ikamet) isimli film gösteriminin ardından filmin yönetmeni Denise Garcia Bergt, direnişçilerden Turgay Ulu ve mülteci Maissara M. Saeed ile bir panel gerçekleştirildi.
Etkinlik öncesi zaman darlığından kaynaklı kısa kesitlerle konuşabildiğimiz Turgay Ulu, "Direniş nereye evrilebilir, nereye doğru gidiyor, biz birlikte neler yapabilir, nasıl ileri taşıyabiliriz" sorumuza gülerek "Götürürsen gidiyor. Fazla sürmez diyenler çok oldu, fakat aylardır direniyoruz ve dünya basınına girdik, filmler yapıldı, kitap da çıkacak, yeni yapacaklarımız da var" diyor. Direnişe en ilgisiz kesimlerin devrimci kesimler olduğu eleştirisini de ekleyerek...
Mültecilerin insanlık dışı yaşamlarına karşı mücadele eden gazeteci, yapımcı ve yönetmen Denise Garcia Bergt ile yine fırsatlar ölçüsünde yaptığımız kısa sohbetlerde, o da
“Türkçe, Kürtçe, İspanyolca, İngilizce ve Fransızca seslendirmesi olan, mültecilerin yaşamlarını anlatan filmler yapmak istediğini” söylüyor (Brezilya‘lı, yönetmen Rio de Janeiro doğumlu, beş yıldan beri Berlin‘de yaşıyor). Ardından bizim nasıl bir organizasyon olduğumuzu soran anti-faşist gruplara kim olduğumuzu anlattıktan sonra karşılıklı mail adresleri alıp veriyoruz.
Rosa Luxemburg Vakfı‘nın da desteklediği etkinlik, filmin gösterimiyle başladı. Film, Almanya’da ırkçılık, Alman devletinin sistematik dışlama politikasına karşı mültecilerin uzun yıllardır süren mücadelelerini kendi dillerinden aktaran etkileyici bir belgesel yapım.
Filmin arkasından yapılan söyleşide Turgay Ulu, Denise Garcia Bergt ve Maissara M. Saeed kısaca kendilerini tanıttıktan sonra Denise, filmleri ve mültecilerin insalıkdışı yaşamlarına karşın yapılan ve kendisinin de yer aldığı direnişler hakkında konuştu.
Sudan‘a geri gönderilmek istene mülteci Maissara M. Saeed Tıp asistanı olarak çalıştığı ülkesinde, İslamcı gerici rejime karşı mücadele ettiği için hapis ve baskı tehditleri sonucu önce işini kaybedip, arkasından 2 yıl önce Almanya’ya gelmiş.
“Benim ülkemde 20 yıldır iktidarda İslami bir rejim var, Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir ve Uluslararası Ceza Mahkemesi‘nin tutuklama emri üzerine arandığım için geldim. Cumhurbaşkanı Darfur‘daki soykırımdan sorumludur.” diyor.
Ve ekliyor: “Sudan’daki bütün sorunlar, savaşların nedeni, ekonominin ve petrolün paylaşımından kaynaklı. Burada da özgürlüğümüz için mücadele etmeliyiz.”.
Turgay Ulu ise yaptığı konuşmada şunları söyledi:
Türkiye’de kapitalizme karşı mücadele ediyorduk. Burada da hapishaneler gibi Laga sistemine karşı bir sokak hareketi başlattık. Berlin’e yürüme kararı aldık. Berlin başkent, ırkçı sömürücü yasalar orada üretilir. Mücadele tarihleri boyunca direnişlerin yönü başkentlere karşı olmuştur. Biz sokağa çıkarken özgürlüğümüzü kısıtlayıcı bütün yasaları çiğneyeceğimizi söyledik ve bunu yaptık. Şimdi üç talebimiz var. Mülteci kamplarının kapatılması, iadelerin durdurulması, eyalet dışına çıkma yasağının kaldırılması.Söyleşi sorulan sorular ve yanıtları ile devam etti.