Çeşitli üniversitelerden akademisyenlerin, öğrencilerin ve çalışanların katıldığı SBF'deki sempozyum canlı geçti
Eğitim-Sen’inde örgütleyicisi olduğu Yeni YÖK ReForm’u saat 09:30’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Aziz Köklü Salonu'nda tartışılmaya başlandı.
Saat 10:00’a gelindiğinde Hacettepe, Mimar Sinan, ODTÜ ve Ankara Üniversiteleri rektör yardımcılarının konuyla ilgili düşündüklerini söyleyecekleri birinci oturum başladı.
Bu bölümde dikkat çeken ODTÜ Rektör Yardımcısı Nevzat Özgüven’in konuşması oldu. Nevzat Özgüven konuşmasında; Yasada geçen, 5 ilkenin içinin doldurularak yapılması durumunda iyi bir yasa taslağı olacağını söyledi. ODTÜ'nün konuya yaklaşık 3-4 ay ayırdığını ve bu yasa taslağının neler getirip götürebileceğine dair somut veriler elde ettiklerini belirti. Yasa taslağının kendi içinde tutarsız ve anayasaya aykırı olduğunu belirtti. Siyasallaşmaya ve eğitimin merkezileşmesi konusuna değindi.
ODTÜ Rektör Yardımcısı'nın konuşması bittikten sonra Ankara Üniversitesi Rektör Yardımcısı'na söz verildi. O da söze, üniversitelerin dışında kalan bir YÖK vardı daha önce diyerek başladı ve bu yasanın geçmesi durumunda üniversitelerin içinde de bir YÖK'ün varolacağı ve TYK’nın bu bağlamda üniversite eğitiminde bir merkezileşme organı, bir bakanlık durumuna getirileceği konusuna değindi.
Daha sonra katılımcılara “söz” hakkı tanıyan divan, öğrencilerden gelen tepkiler ve öneriler doğrultusunda rektör yardımcılarına mahcup olmamak için kimseye söz hakkı tanımadan bölümü bitirdi.
Birinci bölümün bitmesinden sonra öğle arası verildi, yaklaşık 45 dakikalık aradan sonra başlayan ikinci bölümde İstanbul, Van Yüzüncü Yıl, Ordu ve Ankara Üniversitelerinden öğretim elemanları söz aldı. Bu bölümde aslında YÖK’ün ve onun düzeninin nasıl kokuşmuş bir sistem olduğu vurgusu yapılırken Yeni YÖK Yasa Taslağı'nın getirilerinden ve götürülerinden bahsedildi.
Bu bölümde ilk olarak İstanbul Üniversitesi'nden İzzettin Önder söz aldı. YÖK’ün kuruluşundan bu yana yaptıklarının ve geçmişinin özeleştirisini vererek söze başlayan Önder, bugün yapılan bu sempozyumu “Büyük bir direnişin ilk ateşi” olarak tanımladı ve “YÖK’ün kuruluşunun Türkiye’nin siyasal düzenlemesi ve dünyada esen liberalizme yaklaşma aracı olarak gördüğünü” ifade etti. Asıl amacın, YÖK vasıtasıyla üniversitelerin tektipleştirilmesi olduğunu söyledi. “Üniversitelerde Marx’ın okutulmamasının genel sebebi sosyolojik ve ekonomik alanda söyledikleri, yazdıklarıdır” diyerek eğitimin bilimsellikten uzak olduğuna işaret etti. Sistemin içinden bir mücadeleyle, yani YÖK’ü değiştirmek için YÖK’ün içine girerek bir şeyler başarılabileceğinin imkansız olduğunu ve buna alternatif olarak bir şeyler üretmemiz gerektiğine değindi.
İzzettin Önder’den sonra konuşmaya Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden Emine Yönden geldi. Çok heyecanlı olduğunu belirtti öncelikle ve arkadaşlarıyla konuşmalarından edindiği birkaç izlenime değindi. “YÖK sistemine ucuz iş gücü olmak bizi kahrediyor” sözü bunlardan yalnızca biriydi. Daha sonra konuşmasının büyük bir kısmında militan eylemlere yer verdi: “Örneğin buradan bir direniş örgütlemeyi umut ediyorum, bu gece burada kalmalı bu salonu işgal etmeli ve yarın YÖK’e yürüyüp, cübbelerimizi bırakmalıyız. Öğretim üyesi bugün cübbesini çıkarmazsa yarın cübbesine yabancılaşır. Hayatımızı ve özgürlüğümüzü bilmiyor gibiyiz ama kokusunu alıyoruz”. Açlık filminde Boby Sands ve rahibin konuşmasından örnek vererek bugün ve ileride yapılacak eylemlere örnekler verdi. Yeni YÖK Yasa Tasarısı’nda; bir hocanın dersinde neleri işleyeceğine kadar her şeyi didik didik eden bir sistemden bahsedildiğine vurgu yaptı. Konuşmasına başlarken söylediklerini bir kez daha tekrarlayarak konuşmasını bitirdi: “Asker postalıyla gelen bu uygulamalar artık buradan (üniversiteden) geçemeyecek!”
Emine Yönden’den sonra Ordu Üniversitesi'nden Öğretim Görevlisi Deniz Yıldırım sözü aldı ve bu yasa taslağının dönemin hakim sınıf ilişkileriyle alakalı bir taslak olduğuna değindi. Bu taslağın aynı zamanda darbe karşıtlığı imajı yaratma çabası içinde olduğunun bariz bir biçimde gösterildiğine de değindi. Bu taslağın 'sivilleşme' ve 'demokratikleşme' örneği olduğunun altını çizdi. Bu taslağın aynı zamanda, üniversite ve bileşenlerinin kendini yönetemez hale geldiğinin bariz bir kanıtı olduğuna değindi. Bu saldırının eğitimsel değil toplumsal bir saldırı olduğu ve üniversiteler üzerindeki dönüşümle, toplumun genelinde bir dönüşümün amaçladığının açık göstergesi olduğuna işaret etti. 1981-1992 arası üniversiteler üzerindeki OHAL’ın tekrarlanmasının bir aracı olarak gösterildiğine değindi.
Deniz Yıldırım’dan sonra Ankara Üniversitesi Öğretim görevlisi Utku Balaban söz aldı ve üniversitelerin sermayeye peşkeş çekilmesi anlamına gelen bu tasarının ciddi bir merkezileşmeye götüreceğine değindi. YÖK’ün baskısının niteliksel-niceliksel olarak bir değişime sokulmasına uğraşıldığına değindi. Baskıcı tolerans sistemini de getiren bu taslağın yasalaşmasıyla, paralı eğitimin kaçınılmaz olacağı ve üniversitenin sanayinin içine sokulacağına değindi.
Bu konuşmanın ardından ikinci bölüm bitti ve 5 dakikalık bir aradan sonra üçüncü bölüme, yani üniversitelerin diğer bileşenlerinin olduğu bölüme geçildi.
Sempozyuma, ODTÜ’den Teoman Pamukçu, Lisans öğrencisi Emine Çakır, idari personeli temsilen Şükrü Gülfidan ve Eğitim-Sen'den İlker Akçasoy katıldılar.
Teoman Pamukçu, “Yasa tasarısının kamuyla paylaşımı akla sığmaz bir biçimde gerçekleşti. YÖK'ün toplumda meşruiyet kazanması için akademik kadrolarla konuşuldu, onların da sadece kişisel sorunlarını dinledi” dedi. “Daha fazla makale yazmak, daha fazla bilim yapmak değildir” diyerek eğitimdeki performansı eleştirdiğini söyledi. “Madem yasa taslağını ABD sistemiyle yapıyorlar neden ABD’deki çökmüş eğitim sistemine bakmıyorlar” diyerek konuşmasını bitirdi.
Lisans öğrencisi Emine Çakır, ortak bir metin halindeki YÖK yasa taslağının neler getirip neler götürdüğünden bahsetti ve YÖK yasa taslağının değil YÖK’ün kaldırılması gerektiğine vurgu yaptı.
İdari personeli temsilen katılan Şükrü Gülfidan, idari personelin yok sayıldığı bir yasa tasarısının varolduğunu, güvencesiz çalıştırmanın artacağını, bilimsel eğitimin yerini kontenjan eğitiminin alacağını söyledi.
İlker Akçasoy Eğitim-Sen'i temsilen katıldı ve bütün dönüşümlerin birbiriyle ilişki içinde olduğuna değinerek “kalite değil eğitimde nitelik istiyoruz” dedi. Bu YÖK yasa tasarısının üniversitelerin tabutuna çakılacak son çivi olduğuna işaret etti.
Bu bölümde İTÜ’ye ilişkin bir bilgilendirme yapıldı. İTÜ’de 50/d yasasına karşı direnen bir öğretim görevlisi, 5 aydır bu taslak İTÜ’de deneniyor diyerek İTÜ'nün bu yasa için pilot üniversite olduğundan bahsetti. Bu yasayla işgüvencesinin kırıntısının ortadan kaldırıldığını, beleşe çalışan akademisyen sayısının çoğalacağını, TC eğitimini 100 yıldan geriye götüreceğini belirtti.
Son olarak söz alan oturum başkanı Korkut Boratav, "şu an bir korku filmindeyim" diyerek durumun vehametini vurguladı.
Özellikle araştırma görevlileri ve Korkut Boratav gibi profesörlerin de yer aldığı konferansta gözümüze çarpan, araştırma görevlileri ve akademisyenlerin de -yani “küçük burjuva” kesimin de- proleterleştikleri vurgusuydu. “Küçük burjuvalar doğaları itibariyle zamanla ya alt sınıfa ya da üst sınıfa geçiş yapmak mecburiyetindedirler” söylemi Korkut Boratav tarafından dillendirildi.
Bunun yanı sıra İTÜ’de yaşanan 50/D direnişi ve oradan gelen bir öğretim görevlisi ve onun aktardığı deneyimler konferansa damgasını vurdu. Konferans üniversitelerin bütün bileşenlerini kapsayan profesörler, doçentler, araştırma görevlilileri, okutmanlar, memurlar, temizlik işçileri ve son kertede öğrencilerin de katılımıyla oldukça verimli geçti..
Sonundaki Forum kısmında “ne yapmalıyız” sorunu tartışıldı. Öne çıkan somut çıkan öneriler şöyleydi:
1- 25 Aralık günü okulu terketmeme/işgal eylemlerinin yapılması bugünlerde alternatif ya da olması gereken üniversite nasıl olmalı üzerinden derslerin yapılması;
2- Bundan sonra ki eylemlilik hattıyla ilgilenecek bir komitenin kurulması -DPG olarak biz de bu komitenin içindeyiz;
3- Bu eylemliliğin türkiye genelinde örgütlenmesi ve ilk basamak olması.