Sargılar içinde bir özlem / Ve gün yanığı bir giz / Alo Adiloş / Orada mısın yüreğimdeki sürgün / Tohum ve filiz
Sürgünlerle politik tutsaklar arasındaki ortak yan nedir diye sorsalar, hemen ‘özlem’ derim, ‘memleket hasreti’ ve ‘dost sohbetleri’. Ama özgürce seçilecek dost sohbetleri. Sürgünler yaban ellere ayak bastıkları andan itibaren o aradıkları dostlukların tarih olduğunu ve ömürlerinin aramakla geçeceğini anlarlar. Yıllar sonra eski bir dostu görmek her zaman sevindirmeyecektir onları. Genellikle hayal kırıklığı ve öfke olacaktır yaşadıkları. Ne dostlar aynı yerde kalacaktır, ne de alışkanlıklar.ivYazar Salim Turgut da söz konusu kitabımı değerlendiren yazısında bu noktaya dikkat çekmişti: (12 Eylül faşist darbesinden sonra)
(…)Filistin kamplarında eğitim sürecine giren Türkiyeli devrimcilerin gözü kulağı Türkiye’dedir. Her gün radyolar dinlenir. 12 Eylül’ün vahşeti, gün gün izlenir. Radyo ve gazetelerden öğrendikleri yeterli değildir… Ülkeden yeni gelenlerden gelişmelerin tüm ayrıntıları tekrar tekrar sorularak dinlenilir. Tutsak düşen yoldaşlardan kısa kartlar, mektuplar alınır. Mektuplardan, kelimelere fazlasıyla yüklenen anlamlar / yorumlar çıkartılır… Bütün mektuplarda karşıdakine moral aşılayan ifadeler vardır; ‘İyidirler’ ve ‘siz kendinize iyi bakın’ dilekleri vardır. Acılar bal eylenmiştir…vYıllar önce yaşadığım-gözlemlediğim sürgün ruh halini, Salim Turgut’un vurguladığı “acıların bal eylenmesi halini”, bu gün mahpus mektuplarında okumak mümkün.
Sevgili Öykücan, Annen seni güzel anlatmış ama ben sana kendi kızımı bu kadar iyi anlatamam. Çünkü ben kızımla hiç birlikte kalamadım fazla gözlemleme imkânım olmadı, yeteri kadar tanımıyorum. Şu anda 21 yaşında üniversite öğrencisi ama toplam 21 defa ya görmüşüm ya da görmemişim, toplam 21 defa dokunmamış, sarılmamış, kucağıma almamışım. Büyüdü kocaman bir genç kız oldu ona bir şeker, bir çikolata alamadım, bir oyuncak almadım, bir giysi alamadım, oysa ellerimde büyümesini, büyüdüğünü an be an görmeyi çok isterdim. Benden ihtiyaçlarını temin etmemi istemesini çok arzulardım. Gece yarıları ağladığını, kapının önünde oynarken çamura batmasını sonra da taşı minik ellerine alarak her şeyi bir birine katmasını görmek isterdim ama hiçbiri olmadı. Şimdi geliyor, olgun bir insan gibi karşımda oturuyor. Oysa ben onun çocuk kalmasını isterdim. Ben çıkacaktım, birlikte büyüyecektik ama olmadı…
(...) Sevgili Kızım, hayatınızın en anlamlı ve mutlu gününde yanında olamadığım için, bağışla beni!.. Sana özgür bir ülke bahşedemediğimiz için, kendi payıma senden özür diliyorum. Umarım doğacak olan çocuklarınız, sizinle aynı kaderi paylaşmaz, özgür bir vatan toprağına sahip olurlar. İdeallerime, düşüncelerime anlam verip kurtlar sofrasında başı dik, beni sahiplenerek gururla savunduğunuzu biliyorum. Ben de seninle gurur duyuyorum bir tanem. Seni tüm benliğimle, ruhumla tebrik ediyor, mutluluklar diliyorum… Seni çok seviyorum...Yedi yıl sonra fotoğrafta kızlarımı görmüş oldum
Merhaba Dostlar, bayramın ilk günü, benim için zengin bir gün oldu diyebilirim… Öncelikle altı-yedi aydır kızlarımdan haber alamıyordum, onlardan -kızımdan- mektup ve kardeşiyle çekilmiş bir fotoğraf aldım. Nihayet yedi yıl sonra fotoğrafta kızları görmüş oldum. Evet, yedi yıl sonra sadece fotoğrafta… İkinci haber ise, dünyamıza taze bir yeğen geldi. Aslında iki tane, ama dediğim gibi, birinin ki henüz taze anne-baba oldukları için özel bir vurgu yaptım.Ben gelene kadar çok büyüme tamam mı
Sevgili Öykü… Mektubun o kadar canlı ve neşeli ki 'nasılsın?' sorusu fazla kalıyor. Çok, çok iyi olduğun anlaşılıyor. Tamam, çıkınca size geleceğim, ben de aslında güzel yemekler yaparım ama yemek işini babana yükleriz, ben misafirim, sen de çocuksun, iş yapmak düşmez bize, yemek olana kadar parkta gezdirirsin beni, Özge Can’ı ve Özgür Deniz’i. Ama pastayı ben yapayım olur mu? Baban ve annen bilirler, 'Metris Pastası' diye hapiste yapılan bir pasta var. Onun meyvelisini yapıyoruz burada. Çıkınca sana o pastadan yapayım ben de. Sen, ben gelene kadar çok büyüme tamam mı?18 yılda sadece bir kez oğlumla görüşebildim
Sevgili Öykü (…) Bu arada Münevver teyzen geçen mayısta tahliye oldu. Şu an Aygün ağabeyinle birlikte ikamet ediyorlar. Onların durumu çok iyi. Fakat ben bugüne kadar, 18 yılda bir kez oğlumla, Aygün ağabeyinle görüşebildim. Münevver teyzenle resmi nikâhımız olmadığı için görüştürmüyorlar. Bu arada 1 yıla aşkın açık görüşe çıkmama 'ceza'sı var. 6 ay da kapalı görüşe çıkmama cezası var. Onun için mektup aracılığıyla sohbet ediyoruz. Tabii Aygün ağabeyinle -mektupla da olsa- sohbet etmek bayağı benim hoşuma gidiyor.viÇocuklarımın hepsi zindan yolunda büyüdüler
Size 2 resim gönderiyorum. Biri 7 Eylül 2007 tarihli tüm ailemle çektiğim bir fotoğraf: 4 kızım, oğlum ve sevgili eşim, hevalim Zeynep. Diğeri, en son oğlum Yunus’la çektiğim fotoğraf. Ben 1992’de zindana girerken, şimdi gördüğün oğlum 7-8 aylık bir bebekti. Hepsi zindan yolunda büyüdüler. Ben de ailemle gurur duyuyorum. 3 kızım evlendiler. Şu an bir kızım ve bir oğlum kaldı. Oğlum şu an nişanlıdır. Ben de Kasım (Karataş) gibi, onların en mutlu gününde yanında olamadım.Tecavüz sanığı işkenceci Selim Ay ve Tayyip Erdoğan
...Eylül ayında yaşadığım bir diğer güzel gelişme de oğlumla 1 saat açık görüş yapmam oldu. Bir yılı geçmemişti görüşmeyeli. Diğer mektubumda sana bahsettim mi hatırlamıyorum. Hollanda-Rotterdam’da yaşıyor oğlum. Biz tutuklandıktan sonra eğitimini orada sürdürme kararı verdi. Öykücük şu an burada iki çocuk var. Sağımızdaki ve solumuzdaki koğuşlarda kalıyorlar. Birinin adı Umut. Sanırım 2,5 yaşlarında. Ocakta annesi tahliye olacak. Diğerinin ismi ise Fırat. Fırat annesiyle kalıyor. 10 gün önce de babası Amasya Cezaevi'nden buraya sevkoldu. 7 ay cezası kalmış. Ama annesinin daha 2,5 yıl kesinleşmiş cezası var. Bir de Selma kızımız vardı. Burada cezaevinde doğmuştu. 1.5 ay kadar önce annesi tahliye oldu. Biliyor musun dışarı gidecekler ve annesi mazgalları açıp bizlerle vedalaşırken, küçük Selma 'koğuşa gidelim' diye tutturmuştu. Çocuklar için kötü bir başlangıç elbette… Umarım gelecekte bunların yarattığı izleri taşımazlar…Çocuklarımın oyunları hep yarım kalıyor

Türkiye’de çoğunluğu 0-3 yaş grubunda olan toplam 251 çocuk, anneleri tutuklu olduğu için cezaevlerinde büyüyor. Henüz birer küçük kız çocuğu olan 3 yaşındaki Şana ile 2 yaşındaki Şinar da demir parmaklıklar ardında anneleriyle birlikte volta atarak büyüyor. (…) Nazire Civelek, İstanbul’da NATO toplantısını protesto gösterilerine katıldığı için gözaltına alınmış, daha sonra serbest bırakılmıştı. Tutuksuz yargılanmaya başlayan Civelek, Artvin’de anaokulu öğretmeni olarak göreve başlar. Civelek, yargılandığı davadan dolayı 1 Kasım 2010’da tutuklanır. Bakırköy Kadın Cezaevi’ne gönderilen Nazire Civelek’in kızı Şana da, şimdi annesiyle birlikte hapis hayatı yaşıyor. Ayda bir defa babası Yaşar’ın yanına gönderilen Şana, her şeyden habersiz hayata gülümsüyor. Baba Yaşar Civelek, 'Şana’yı ayda bir kere dışarı çıkartıyorum. Duyguları, oyunları hep yarım kalıyor' diyor. viiŞana’nın hapishane arkadaşı Şinar Ekin Dülek, 2,5 yaşında… Hapishanede annesi Gazal Dülek'le birlikte kalıyor. Babası da annesi gibi politik tutsak…