Avrupa'da sınıf hareketi

“Kendi sorunlarımızı başkalarına havale etmeyi çok seviyoruz, 'bürokrat sendikacılar' diyerek işin içinden sıyrılıyoruz"

DÜNYA
Pazartesi, 17 Aralık 2012 (13 yıl 10 ay önce)

YAŞANACAK DÜNYA
Avrupa’da sınıf hareketi ve sınıf devrimcilerine düşen görevler içerikli panel Köln-Yaşamevi‘nde yapıldı. Panel’de ilk olarak Yaşamevi adına kısa bir konuşma yapıldı. Konuşmada; “Geçen yıl tarihin yeni sayfası adı altında paneller örgütlemiştik. Sosyalizm dalgasının geriye çekilmesinin üzerinden geçen uzun yıllardan sonra Avrupa işçi sınıfı yeniden sahneye çıktı. Kriz koşulları ile birleşik sendikaları da hareketlenmeye zorladı. Kendimize proleter sınıf hareketi diyorsak biz bu türden etkinlikleri zorlamaya devam edeceğiz. Bugüne dek sınıf içerisinde biriktire biriktire giden bir çalışmayı oturtamadık. Karşılıklı deneyim aktarımı ve birbirinden öğrenmeye ihtiyacımız var” denildi.

Ford işçisi ve temsilcisi Kemal Doğan konuşmasında ağırlıklı olarak sınıfın hakları için mücadelenin önemli olduğu, fakat bugün asıl sorunun sınıfın kendisi için sınıf olması, sınıf karekteri kazanması için emek ve çaba verilmesi gerektiğini vurguladı.

“Burada sosyalistlere düşen asli görevin de bu olduğundan, istendiği kadar sınıfa dışardanlık denilsin sınıf devrimcileriyle sınıfın bağının bıçak gibi kesilmesinin bugün asıl sorunu teşkil ettiğinden, bu kopukluğun kırılmasının zorunluluğundan” söz etti.

Sınıfın altındaki minder tutuşmaya başlamadan direnişe geçmediğini söyleyen Doğan, “Bugün kapılara barikatlar kuran Ford Genk işçilerinin daha önce yüzde 12′lik kesintiye razı olduğunu, bununla fabrikanın kapatılmasının engellenebileceği manipülasyonuna inandıklarını” söyledikten sonra söyle devam etti: “Kendi sorunlarımızı başkalarına havale etmeyi çok seviyoruz, 'bürokrat sendikacılar' diyerek işin içinden sıyrılıyoruz. Sınıfı kendi kavgasına kazandıracak niteliklere sıçratmak görevi devrimci sosyalist insanlara düşüyor”.

Doğan, mücadelenin sistemi sorgulayan bir rota ile birleşmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

Avusturya-Viyana‘dan kamyon üreten MAN işçisi ve işçi temsilcisi Mesut Kimsesiz ise, ağırlıklı olarak işçi temsilciliği kurumunun Türkiye‘den farklı olarak Avrupa’da kullanılabilir bir mevzi olduğunu, buraları başkalarına terketmemek gerektiği ekseninde konuşarak, öncü işçilerin işçilerle nasıl kontakt kurması gerektiğine dair kendi tecrübelerini aktardı. Kimsesiz; “Biliyorsunuz göç 50. yılını doldurdu. 2006‘lara kadar yabancı işçiler temsilci seçilemiyordu. Bulunduğu ülkenin vatandaşı olması gerekiyordu. Bu hakkın kazanılması bir mevzidir. Avrupa’da sosyalistlerin devrimcilerin sayısı onbinleri buluyor. Temsiliyet oranı ise çok az. Viyana‘da on dernek var, Avusturya’da 300 bin Türk Kürt kökenli insan var. Fakat on tane işçi temsilcisi yok. Hem öncüyüz diyeceğiz fakat hem de burjuva kurumları kullanmayacağız, bu bir tezattır” diyerek bu mevziin kullanılmasına dikkat çekti. Arkasından, siyasi bir destek olursa bu mevzilerin kalıcılaştırılabileceğini yoksa mesleki örgütlenmeler olarak kalacağını sözlerine ekledi. Kimsesiz devamında özetle şunları belirtti:

Güncele ve geleceğe dönük gelişmeleri kesinlikle bilmeliyiz, bilmek de yetmez gelecek perspektifiyle bunları işçilere aktarmalıyız. Devrimciler biraz kasvetlidir. Fakat bu mevzinin kullanılmasında alabildiğine sosyal kültürel bir insan olmak şart. İşçilerin de birer özne olabilecekleri kavrayışı ile onları küçümsemeden emek vermek gerekir. Sosyalizmi basitleştirerek dinin etkisindeki insana da MHP‘nin etkisindeki işçiye de tuval gibi, resim gibi anlatabiliriz. Bu sistemde toplumsal zenginliğin kişilerin hizmetine sunulacağını örneğin...
Panel, sorulan sorular ve yanıtlarla sohbete dönüşerek devam etti. Sorular daha çok işçi hakları, yasak olan grev ve gösteri hakkının nasıl delinebileceği noktalarından geldi. Karşılıklı tecrübeler anlatıldı.