19 Aralık katliamı 12. yıldönümünde Ankara'da kalabalık bir kitleyle lanetlendi
19 Aralık katliamı sadece dört duvar içine hapsedilen devrimcilere karşı değil işci sınıfının da bir daha kendine gelmesini, bir sınıf olduklarını farketmelerine karşı bir korku duvarı oluşturmak için girişilmiş bir katliamdır. Fakat faşist TC devleti her ne yaparsa yapsın, değil üç kişilik hücrelere hapsettikleri devrimcileri komünistleri denetimleri altına almak, devrimcilerin iradelerini asla teslim alamayacaklarını ortaya koyan topyekun bir direnişle karşılaştılar. Belki önderlerimizi katlettiler, belki yaraladılar, belki tecavüz ettiler ancak teslim alamadılar, alamayacaklar.
Ulucanlardan 19 Aralık'a, 19 Aralık'tan Roboskiye... T.C tarihini kanla yazmıştır silemez.
19 Aralık "Hayata Dönüş - Katil Devlet Hesap Verecek!” pankartımızla akşam saat 18:00'de Yüksel Caddesi'nde bir araya gelen devrimci kurumlar, kitlesel bir yürüyüş gerçekleştirdi.
Yüksel Caddesi'nden Konur Sokak'a, oradan Meşrutiyet Caddesi'ne, Meşrutiyet Caddesi'nden Mithatpaşa Caddesi'ne... Ziya Gökalp'ten Sakarya Meydanı'na yürüyen kitle "Katil devlet hesap verecek!”, “İçerde dışarda hücreleri parçala!”, “Devrimci irade teslim alınamaz!”, “Yaşasın devrimci dayanışma!”, “Biji bratıya gelan!”, “Biji berwardana zındana!”, “Kahrolsun faşist diktatörlük!”, “Faşizme karşı omuz omuza!”, “Kürdistan faşizme mezar olacak!” sloganları attı.
Yürüyüş boyunca geçilen cadde ve sokaklarda çevreden destekleyenler dikkati çekiyordu. Alana gelindiğinde mücadelede hayatlarını yitiren devrimciler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu, saygı duruşu sırasında "Biz kazanacağız" şiiri okundu, ardından basın açıklamasına geçildi:
BASINA ve KAMUOYUNAÖRGÜTLEYEN KURUMLAR: Alınteri, Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi, DHF, HDK bileşenleri
İnsanlık tarihi boyunca birçok katliama tanık olmuştur. Egemen sınıflar, kendi köhne sistemlerinin sürekliliği için başvururlar katliamlara. Ne yazık ki yaşadığımız coğrafya bu katliamların en aşağılık örneklerine tanık olmuştur. Şüphesiz ki bu katliamların en acı örneklerinden birisi 19 Aralık hapishaneler katliamıdır. Burjuvazi her düştüğü dar boğazda, gelişen ve gelişecek olan toplumsal muhalefeti bastırabilmek için, emekçilere ve onların politik öncüsü olan devrimcilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırır. 70’li yıllarda burjuvazinin içinde bulunduğu açmaz 24 Ocak Kararları'nı dayatmıştı. Fakat işçi ve emekçiler açısından yıkım anlamına gelen bu kararları, hayata geçirebilmek ve gelişen devrimci kitle muhalefetini kırabilmek için 12 Eylül faşist cuntasını devreye soktu. 12 Eylül sonrası emekçilerin politik öncülerinin hapishanelere doldurulması hapishaneleri bir direniş ve muhalefet merkezi haline getirdi. Bu nedenle faşizm hapishanelerdeki devrimcileri yalnızlaştırma, kişiliksizleştirme, tecrit etme ve güvensizleştirme çabalarına girdi. Fakat ne kadar insanlık dışı uygulamalara başvurduysa da devrimci tutsakların hapishaneleri bir direniş odağı haline getirmesiyle geri adım atmak zorunda kaldı.
'82’de Diyarbakır zindanında yurtsever tutsakların başlattığı ölüm orucu eylemi ve '84’te TTE’ye karşı girişilen ölüm orucu eylemleri 80 sonrası faşizme geri adım attırdı. '90’larda devlet hapishaneleri tamamen teslim alabilmek için, hücre tipi hapishaneleri gündeme getirdi. Ve bu amaçla Buca ve Ümraniye hapishane katliamlarını devreye soktu. Ve Eskişehir tabutluğunu açarak bu düşüncesini hayata geçirmeye çalıştı. Ancak yine devrimci irade karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. '96 ölüm oruçlarıyla 12 şehit sonrası Eskişehir tabutluğu kapattırıldı.
2000’lere doğru Türk egemenlerinin içinde bulunduğu kriz derinleşti ve emekçilere dayatılacak acı reçetelere karşı hiç bir direnme odağının bırakılmaması gündeme geldi. Bu nedenle hapishaneleri tamamen kontrol altına alma hazırlıklarına girişti. Ve hücre tipi hapishaneleri yeniden gündemleştirdi. Ve bu amaçla katliamın 1 yıl öncesinden hazırlıklara girişti. Ulucanlar ve Burdur hapishanesinde vahşice katliamlar gerçekleştirdi. Sahibinin sesi medya, aracılığıyla hapishanelerin örgütlerin kaleleri haline geldiği, içerde cephanelik saklandığı, ölüm oruçlarındakileri hayata döndürmek gibi aşağılık demagojilerle kamuoyunu yönlendirmeye çalıştı.
19 Aralık 2000 sabahı devlet 8 jandarma komando taburu, 191 subay, 432 astsubay, 392 uzman jandarma, 281 uzman erbaş, 7 bin 80 er, Skorsky helikopterler ve 20 bini aşkın bombayla, bedenleri tutsak edilen ancak iradeleri asla teslim alınamayan hapishanelerdeki devrimci tutsaklara vahşice saldırarak, onlarca devrimciyi katletti. Katliam dünya üzerinde hapishanelerde yapılan en vahşi katliamlardan birisi olarak tarihe kara bir leke olarak geçti. Katliam sonrası katliamın bir numaralı sorumlularının açıklamaları her zamanki gibi aşağılık zihniyetlerini ortaya koydu. Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, “Beklediğimizden daha az zayiat oldu, biz yüzlerce ölü bekliyorduk” diyerek faşizme özgü barbarlığını kustu. Yine dönemin Başbakanı Bülent Ecevit “Hayata Dönüş Operasyonlarını yapmasaydık IMF reçetelerini uygulayamazdık” diyerek katliamın gerçek nedenini itiraf etti. 19 Aralık Katliamı tıpkı 12 Eylül Faşist Cuntası gibi emekçilere soluk aldırmamak, toplumsal muhalefeti kırmak için yapılmış sistemli bir katliamdır. Sadece hapishanelerde değil tüm ülkede hayatı hücreleştirme politikasıdır.
(...) 19 Aralık'ta hücreler içine hapsolmamak gibi en insani talepler için devrimci tutsaklar bedenlerini açlığa yatırmak zorunda bırakılmıştır. Bugün yurtsever tutsaklar anadilde savunma hakkı, tecritin kaldırılması ve anadil hakkı gibi en insani talepler için bile aynı yöntemi kullanmak zorunda kalıyorlar. Bugün devlet en insani taleplere bile linç boyutunda saldırıyor.
(...)Toplumsal belleğimiz, Maraş’ta karnındaki bebeğiyle katledilen kadını, 19 Aralıkta fosfor bombalarıyla katledilen devrimcileri, Roboski’de savaş uçaklarıyla bombalanarak katledilen çocukları unutmayacak! Kanla yazılan Tarih silinmez.