Namertlikte sınır tanımadıkları gibi korkaklıkta da sınır tanımıyorlar işte! Yaptıklarını üstlenmekten korkuyorlar! Dünya haklarının, işçi ve emekçilerinin yüreklerinde unutulmayacak bir mahkumiyete uğramaktan korkuyorlar çünkü!
Roboski Katliamı’nın üzerinden neredeyse bir yıl geçecek. Bu bir yılda olup bitenler Kürt halkının yaşadığı tüm tarihsel acıların, zulüm ve inkârın yeni bir tercümesi oldu.
Onlar 34 kişiydiler… Yoksul, çocuktular… Okumak-aile geçindirmek için “kaçakçılık” yapıyorlardı, başka çareleri yoktu! Ama onlar tüm bunlardan öte Kürttü! Mazlum bir halkın evlatlarıydı. Artık mazlum olma sıfatını direnişçilik sıfatıyla aşan bir halkın… Bu sıfat değişimi kolay olmamıştı. On binlerce ölüm, yıkım, yokluk, yoksulluk, zindan, işkence, göç, sürgün… ve daha nice acılar pahasına… Öldürdükçe çoğaldıkları, bebelerinin bile bu acıları polise fırlattıkları taşa dönüştürdükleri bir halk olmuşlardı. O Yüzden kaçakçı olmaları bir şey değiştirmiyordu, tıpkı çocuk olmalarının değiştirmediği gibi… Onlar da “teröristti”! “Terör onlar sayesinde bitirilemiyordu!” O halde bir ders vermek gerekiyordu. Öyle bir ders ki tarihler boyunca unutulmasın! Unutulmayacak da! Ama zalimin zulmündeki çirkeflikle, karanlıkla, korkaklıkla…
Evet korkaklıkla… Üzerinden bir yıl geçti ama ne hikmetse gerçek faillere dönük tek bir “açıklama” yapılamadı! Sözümona yürütülen soruşturma, gizlilik kararları nedeniyle sımsıkı saklandı! Sahi böyle bir soruşturma var mı ki?! Failin gün gibi ortada olduğu bir katliamın soruşturması olur mu? Aslında böyle bir soruşturma yok! Çünkü fail belli! Fail bizzat Genelkurmay ve Başbakanlığın kendisidir! Zaten o efelenmeler, o “nasihatler” bile bunun açık ifadesi değil miydi?

Ama namertlikte sınır tanımadıkları gibi korkaklıkta da sınır tanımıyorlar işte! Yaptıklarını üstlenmekten korkuyorlar! Dünya haklarının, işçi ve emekçilerinin yüreklerinde unutulmayacak bir mahkumiyete uğramaktan korkuyorlar çünkü! Katlettiklerine küfredercesine hitap edenler, açık açık bu yüzden katlettim diyemeyecek kadar yüreksiz olduklarını bir kez daha kanıtlayarak tarihe geçiyorlar!
Yoksul Kürt köylülerinin acıdan nasırlaşmış yüreklerini parayla satın alacaklarını sanacak kadar alçalmak burjuvazinin meşrebine uygundur. Roboskili aileler ne yıldırma çabalarının sayısız biçimine, ne çocuklarının kanını onursuzca içmek anlamına gelen rüşvetlere tenezzül etmeyerek kimin neyi temsil ettiğini kanıtlamaya devam ediyorlar! O yoksul ve yaralı ailelerin tüm bu kirli işleri aklı almıyor, yürekleri anlamıyor! Şaşkınca bakıyorlar sadece! Tazminat paralarıyla, burs paralarıyla satın alınacaklarını sanan düşmanlarının gözlerinin içine bakıyorlar. İnsanlık dersi vermek için değil elbette. Bu katil sürüsünün hiçbir insanlık dersinden anlamayacağını onlar herkesten iyi kavradılar! O yüzden de bakışlarında herhangi bir beklenti yok. Sadece “hesap soruyorlar”! Bu kaşarlanmışların yakasını asla bırakmayacaklarına yemin edercesine bakıyorlar!
İşte bu bakış toplumsallaşmalı! O zaman kim kimi küçümsüyor, aşağılıyor, gözünün içine bakarak çocuklarının kanını içebiliyormuş görürüz!
[Alınteri'nin 2012 Aralık sayısından alınmıştır]