Ankara'da sergi başladı

Faili Belli ROBOSKİ fotoğraf sergisinin açılışı Ankara Yapı Sanatevi'nde yapıldı

GÜNCEL
Cumartesi, 29 Aralık 2012 (13 yıl 10 ay önce)

Faili Belli ROBOSKİ Katliamı Fotoğraf Sergisi'nin açılışı ROBOSKİ'nin yıldönümü olan bugün, saat 19.00'da açıldı.

Fotoğraf Vakfı, Galata Fotoğrafhanesi Fotoğraf Akademisi, Nar Photos ve Van Fotoğrafçılar Kulübü tarafından örgütlenen ve Ankara ile eşzamanlı olarak 11 merkezde açılan sergiye Ankara'da Mülkiyeliler Birliği, Direnişte Sanat Kolektifi ve Ankara Yapı Sanatevi destek verdi. Yapı Sanatevi'nin ev sahipliği yaptığı sergide açılış konuşmasını Sevinç Koçak Yıldız gerçekleştirdi.

Açılış konuşmasının ardından Sırrı Süreyya Önder tarafından kaleme alınan sergi metni Burhan Çoban tarafından okundu. Sırrı Süreyya Önder'in kaleme aldığı metni yayınlıyoruz:

Bir halkın yolunun Roboskî'den geçmesi, o halkın yolunun utancın, vicdansızlığın ve iki yüzlü bir devlet şefkatinin mekanından geçmesi demektir. Ve yazık ki hakikat, tonlarca karı bile eritebilecek, asla silinmeyecek bir kan lekesi gibi bir ülkenin tam orta yerine işlemiştir.

Binlerce kare, on binlerce cümle bir iç ülkenin bir başka iç ülkeyle birleştiği yerde buz olup kalmıştır sanki. İçinde insana dair hiçbir şey olmayan hava araçlarından, içinde insana dair hiçbir şey olmayan yöneticilerden, üstünde insandan, kirlenmemiş ve kirletilemeyecek insandan başka hiçbir şey olmayan bir toprağa atılan o bombalar, kocaman bir coğrafyanın tüm ara sokaklarına atılmış, bu coğrafyanın tüm çocukları kardeşsiz, babasız, evlatsız bırakılmıştır.

Roboskî'yi bir vicdan muhasebesiyle algılamak naiflik olur, çünkü Roboskî'ye atılan bombaların ardındaki hesap herhangi bir muhasebecinin değil, bizzat bu tür eylemleri bir alışkanlık haline getirenlerin, felaketleri yaratıp kaza süsü verenlerin, usta bir seri katilin hesabıdır.

Arat Dink'in Hrant Dink'in 'Diyorlar ki 'Devlete katil deme'. Olur. Seri Katil' ifadesi, Roboskî'de ve bu coğrafyanın her bir metrekaresinde kendisini doğruluyor. İnsanların onlarca yıldır evlatlarının kemiklerini aradıkları, Cumartesi İnsanları'nın Türkiye'nin en büyük kentinin tam orta yerinde on binler tarafından görmezden gelindiği bu ülkede adaletten, dürüstlükten ve kardeşlikten bahsetmek hayalcilikten ibaret. Toprak altından çıkanların "kelle hesabı" ile istatistikleri tutulan bir coğrafyada, ölülerin isimsiz bırakıldığı, ama bazı ölülerin devletçe asla
ölmemişçesine kutsandığı bu coğrafyada Roboskîli bir kadına, Roboskîli bir çocuğa adaletten bahsedebilecek yüzümüz kaldı mı?

Kürtler bu kardeş hukukunun orta yerinde sıkıştıkları 'küçük kardeş' rolüyle devletin reis olduğu bu ailenin 'yaramaz çocuğu' gibi anlatılmaya çalışıyorlar. Kimin tarafından ne düşünerek çizildiği pek belirsiz sınırlar arasında 50 lira kazanabilmek için ölen 14-15 yaşındaki Roboskîli çocuğun 'yaramazlığı'yla onun katillerinin yaramazlığı arasındaki bağ nedir?

Katırların, eşeklerin insanlardan ayırt edilmediği bu sıra dışı coğrafyanın, insansız devlet aygıtlarıyla yönetiminde gelinen son nokta ne olmuştur? Kasalarında tuttukları devlet sırlarıyla demokratlık oyunu oynayanlar bu ülkede evliya muamelesi gördükçe, kocaman bir aileyi yok eden bu katliamın aydınlanmasını nasıl bekleyebiliriz?

Roboskî'de olanın Roboskî'de kalmaması için ilk günden beri sokaklara dökülen gözyaşının haddi hesabı var mıdır? Kocaman bir coğrafyayı 21. Yüzyılın gördüğü en büyük işkencehaneye getiren modern hanedanlıkların, saraylarda apoletli bir vicdansızlıkla yapılan bu işbirliğinin herhangi bir izahı olabilir mi?

Gözümüzde onların dağıtacağı bir adalet yoktur; Roboskîlilerin gözlerinde okuyabileceğiniz tek şey acıyken, Roboskîliler devletten acıları için tazminat yahut adalet dilenmiyorlar; bugün af dilemesi gereken birileri varsa, timsahlarının gözyaşlarını Roboskîlilerin bedenlerini ölüme yatırdıkları coğrafyaya dökenlerdir.

Hakikatle ve haysiyetle Türk devletinin yakın tarihi arasına örülmüş en kanlı ve en acımasız duvar Roboskî duvarıdır. Bu duvarın ötesinden gelen sesi duymaya hiçbir muktedir, tarihten ve acılardan nasibini almamış hiçbir kayıp ruh vakıf olamayacaktır.
Konuşmanın ardından Mülkiyeliler Birliği'ni temsilen sergi salonunda bulunan şair Mehmet Özer kısa bir konuşma gerçekleştirdi. Mehmet Özer'in konuşmasının ardından Direnişte Sanat Kolektifi tarafından yazılan ve bestelenen "Uludere Ağıtı" isimli eser sergiyi izlemek için gelenler ile Direnişte Sanat Kolektifinin seslendirmesi ile paylaşıldı. Bu parçanın ardından "Uludere'yi ağıt ile değil Serhildan ile anmak istiyoruz" diyen arkadaşlarla Şiwan Perwer'in "Serhildan Jiyane" isimli parçası hep bir ağızdan dillendirildi.

Gerçekleştirilen kısa dinletinin ardından yolu ROBOSKİ'ye düşen fotoğraf sanatçılarının fotoğrafları izleyenler ile buluşturuldu.

Sergi bir hafta boyunca izlenebilir.
Mithatpaşa Caddesi 39/2 Kızılay-Ankara