Cuma, 4 Ocak 2013 (13 yıl 10 ay önce)
Dinci gerici çevrelerin 2012’nin son günlerinde Öcalan için adeta bir Piar çalışması yürüttükleri akıllardadır. Onun aslında ne kadar dini bütün olduğundan başlayarak türevlendirilen bu çalışmanın maksadı şimdi hasıl oluyor: Toplumun belirli kesimlerinin Öcalan’ın “enstrüman” olduğu bir “açılıma” hazırlanması!
Hızlanan gelişmeler, rejimin epey bir zamandır yürüttüğü çalışmalarda belirli bir yol aldığını gösteriyor. Beşir Atalay’ın, “Bütün enstrümanların birbiriyle entegre biçimde kullanıldığı çok boyutlu bir çalışma yürütüyoruz. Bu entegre stratejinin hedefi silah bıraktırmaktır. İmralı, bu strateji içindeki enstrümanlardan biridir. Diğer taraftan hem ulusal hem uluslararası alanda çalışmalar yürütüyoruz” açıklaması bu çalışmaların kapsamı konusunda yeterince fikir veriyor: Öcalan, Barzani, ABD ve AB’li emperyalistlerle bütünlük oluşturacak yeni bir tasfiye planıyla karşı karşıyayız.
Kürt halkının plana yedeklenmesi için kullanılacak yöntemler de belli: Din-ekonomik yatırım-beklenti-şişirilen umut ve bunun eşiğini en alt düzeye çekecek bir oyalama! Hizaya gelmeyenlerinse gözü dönmüş bir saldırganlıkla ezilmesi! “Taraflar” yerine “enstrüman” gibi aşağılayıcı bir kavramın kullanılması bile planın mantığının deşifrasyonu açısından yeterli bir veridir sanırız.
Ahmet Türk ve Ayla Akat’ın İmralı ziyareti, planın artık fiilen uygulamaya konduğunun somut göstergesi. Fakat burjuva devlet cephesinde belirgin bir temkinlilik olduğu da açık. Öyle ki Adalet Bakanı anında, “Görüşmelerden beklenen yarar sağlanmaz, hele istismar edilmeye kalkışılırsa verdiğimiz izni hemen iptal ederiz” diyebiliyor. Kullanılan dille bu açıklamanın bileşkesi bile görüşmelerin daha baştan nasıl bir ipotek altına alındığının somut göstergesi olsa gerek. Kaldı ki görüşmelerin MİT bürokratları ile yürütülüyor olması bile “güvenlikçi” anlayışın somut göstergesidir! Zaten bu, “Aslolan silahın bırakılmasıdır!” denilerek açıktan da ifade ediliyor. Sadece bu veriler bile Kürt halkının yeni bir “çözüm” yemi ile karşı karşıya olduğunun açık göstergesidir!
Burjuva devletin bu tutumunun açık göstergesi

Tayyip’in açıklamalarında tüm çıplaklığıyla ifade buluyor. “
Adayla görüşmeler sürüyor” demeden hemen önce savurduğu “
…Ya insan gibi yaşar, bu milletin içinde barınırsınız yahut da kendinize yaşayacak başka ülkeler bulursunuz. Veyahut da ebediyen mağaralarda, inlerde kalırsınız ki biz sizi inlerinizde de bulacağız. Bu işin lamı cimi yok” tehdidinde olduğu gibi! Tayyip’in bu sözleri, Kürt siyasal hareketinde tasfiye planını onaylamayacak kesimlerin varlığının öngörülmesi kadar, onu bölmeye odaklı bir yaklaşımla karşı karşıya olduğumuzu da gösteriyor. Nitekim görüşmeler yapılıyorken bir gerilla grubunun yılbaşı arifesinde Lice’de kimyasal silahlarla katledilmesi, sınır ötesi operasyonların sürmesi, yeni KCK operasyon ve tutuklamaları bunun ifadesidir.
Zaten öyle olmasaydı bu süreç farklı işlerdi. En başta Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılır, onun başta Kandil Kürt siyasetinin bütün ana bileşenleriyle rahatça görüşmesinin olanağı yaratılır ve bu, tarafların ortak tartışmalarla oluşturacakları bir planın hazırlanmasına endeksli bir süreç olarak işletilirdi. Burjuva medyaya yansıyanlardan anladığımız kadarıyla bugün olan, devletin sınırları alabildiğine güdükleştirilmiş bir planı dayatması, bu planın yürütülüşünü bile belirli şartlara bağlaması, Kürt gerillasını fiilen işlevsizleştirip çözecek bir sürece mahkum etmesidir.
7 madde...
Görüşmelerin içeriği
Yeni Şafak yazarı tarafından aydınlığa kavuşturuldu. Yeni yıl öncesinde adada 2 gün kalan Hakan Fidan, Öcalan’la 7 maddelik bir metin üzerinde çalışmıştı! Metinde, “Öcalan üzerindeki tecridin gevşetilmesi, anadilde savunma, 4. Yargı Paketi’ndeki düzenlemelerle KCK tutuklularının serbest bırakılması, Avrupa Yerel Yönetimler Şartı’na konulan çekincenin kaldırılması (ki bu son MGK toplantısından da geçti), vatandaşlık tanımının etnik vurgulardan arındırılması” maddeleri vardı… “Mutabakatın” sınırları bunlar. Esas fikriyse PKK’nin silahsızlandırılması, daha tam ifadeyle tasfiyesi!
Tasfiyeyi hızlandırmak!
Kısacası Atalay’ın özetlediği gibi kapsamı-sınırları önceki deneyimlerle belirlenmiş yeni bir tasfiye planıyla karşı karşıyayız. 3 yıl önce iflas eden tasfiye politikalarının şimdi yeniden diriltilmesi çabasında, Ortadoğu’da olup bitenlerin belirleyici bir rolünün olduğu açık. Özellikle Barzani’yle döndürülen pazarlıkların, gelecek planlarının büyük payı olduğu… Bu pazarlıkların Suriye’de, özelde de Suriye Kürdistan’ında olup bitenlerle yakından ilişkili olduğu ortada. PKK’nin bölgesel gücünün tasfiye edilerek, bölgenin federal bir yapı ile Güney Kürdistan’a bağlanması isteniyor! Hamiliğinse Türkiye’de olması hedefleniyor. Anlaşılan Barzani tam kıvama getirilmiş. Bunda Merkezi Irak Hükümeti’yle yaşadığı ciddi gerilimlerin payı olduğu biliniyor. Türkiye bu ikili durumu kendi Kürt sorununu stabilize etmenin altlığı olarak kullanmak istiyor, kullanıyor. Barzani ve Öcalan’ın önemli “enstrümanlar” olacakları bu planın Kürt halkının köleliğine yeni zincirlerin eklenmesi dışında bir anlam taşımadığını belirtmeye gerek yok sanırız!
Tasfiye planının hızla gündemleştirilmesinin, Ortadoğu’nun bütününe yayılacak bir savaş ihtimalinin giderek yakınlaştığı anlamına geldiğini de görmek gerekiyor. Patriotların gelişi bile bu ihtimalin somut göstergesidir. Rejim, böylesi bir süreçte bölgesel hayallerinin peşine düşerken PKK gibi bir aktörün varlığıyla uğraşmak istemiyor! Kendi sınırları içindeki Kürt sorununu çeşitli biçimlerde hızla stabilize ederek bir iç istikrar yakalamayı umuyor. Elini Ortadoğu’nun böğrüne saplarken tarihsel fobisi olan Kürt sorununda yakalayacağı bir “dengeyle” kafasının rahat olmasını istiyor.
Ayrıca Ortadoğu’da işlerin daha da giriftleşmesi, İran, dolayısıyla Rusya’yla iplerin giderek gerilmesini getirecektir. Bu durum Türk tekelci burjuvazisinin Güney Kürdistan’daki enerji kaynaklarına bağımlılığını arttıracaktır. Barzani’lerse petrolü aktaracak güvenli bir kapıya ihtiyaç duymaktadırlar. Bu durum, tasfiye planının hızlandırılmasını dayatan diğer bir nedendir.
Tasfiyenin niteliği!
Öcalan ve Barzani’nin baş aktör olacakları bu planın özü, Kürt ulusal hareketinin parçalanması da dahil tüm direnme dinamiklerinden arındırılmasıdır! Yöntemler malum: Beklenti yaratmak için dört koldan çalışmak, saldırılarla yorulmuş Kürt halkının kimi bölüklerini bu beklentiyle zincirlemek, dinamik unsurları başta da gerilla gücünü imha için saldırıda sınır tanımamak… Kısacası umudu kırmak, beklenti ve rehaveti kökleştirmek, giderek Kürtleri ayrıştırmak ve bölmek!
Dört parçadaki Kürt halkının sayısız risk ve aynı zamanda fırsatla karşı karşıya olduğu böylesine tarihsel koşullarda böyle bir planın yürütücüsü olmak kabul edilemez! Bugün olması gereken Kürt halkının kazandığı mevzileri güçlendirmek, bölge gericiliklerinden gelebilecek olası saldırılara karşı savunma gücünü-savaş kapasitesini yükseltmek, birleşik bir devrimin sürükleyici öznesi olmaktır. Diğer tüm seçenekler objektif olarak emperyalizm ve işbirlikçileriyle, bölge gericilikleriyle aynı çuvala girmek anlamına gelir!