"Çöp", Türkiye’nin dört bir yanında bulunan belediye çöplüklerindeki dramı tüm gerçekliğiyle anlatan bir film
Yapı Sanatevi'nin, 2. Doğa Filmleri Yarışması üniversiteliler kategorisinde en iyi belgesel film ödülü alan “Çöp” filminin yönetmeni Burak Türten ile yaptığı sohbeti yayınlıyoruz.
Yapı Sanatevi: Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Çöp filminiz oldukça ilgi çeken bir konuya sahip. Nasıl karar verdiniz böyle bir film çekmeye? Kısaca filmin konusundan da bahseder misiniz?
Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Sinema ve Televizyon Bölümü mezunuyum. Şu anda Erciyes Üniversitesi’nde Halkla İlişkiler ve Tanıtım Anabilim Dalı'nda tezli yüksek lisans eğitimime devam etmekteyim. Kurmaca ve belgesel filmlerde görüntü yönetmenliği yaparken diğer bir yandan da reklam filmi seslendirmeleri yapmaktayım. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin uygulama birimlerinde gönüllü danışmanlık yaparak genç iletişimcilere yardımcı olmaya çalışıyorum.
“Çöp” belgesel filminin konusuna başka bir kısa film projemizde karar verdik. Film çekimlerimiz esnasında Pozantı Belediye Çöplüğü'nde çadırda yaşayan insanların olduğunu farkettik. Çevre ve insan sorununun bir arada yer aldığı bu durum oldukça ilgimizi çekti. Ve bir sonraki projemizin bu olabileceğini düşündük. Ardından birkaç ay sonra Pozantı’ya gittik. Bu konu hakkında araştırmalar gerçekleştirdik.
Filmimiz tüm hayatlarını belediye çöplüklerinde geçiren, geçimlerini oradan sağlayan, kalacak bir barakaları dahi olmayan ve yaz kış çadırda yaşayan bireylerin insanlıkdışı çalışma şartlarını ele alıyor. Türkiye’nin dört bir yanında bulunan belediye çöplüklerindeki dramı tüm gerçekliğiyle anlatan film alanında yapılmış ilk örneklerden biri.
Yapı Sanatevi: Orada yaşayan insanlar röportaj yapmak istememişler, sadece bir kişi ile yapılan (ve de çocuklar) röportaj var. Neden konuşmak istemediler?
Röportaj vermek istememelerinin sebebi çöplüğün sahibi yani kendi tabirleri ile “Şıh”. Belediyeden çöplüğün ihalesini alan kişiye şıh diyen çöplük çalışanları, kendisinden oldukça korkuyorlar. İşten atılmamak ve başlarına herhangi bir şey gelmemesi için röportaj vermek istemediler. Ancak 5 gün süren çekimler esnasında oluşan karşılıklı güven sayesinde son gün de olsa röportajlarımızı gerçekleştirebildik.
Yapı Sanatevi: Çöpte yaşayan, buradan geçinen hatta buradan beslenen insanların dramını görüyoruz filminizde. Burada yeşeren domatesleri ya da oraya dökülen besinleri toplayıp yiyorlar örneğin. Ya da kazandıkları paranın yarısını patronlarına vermek zorundalar, tıbbi atıklarla bile temas etmek zorunda kalıyorlar. Bunlar çok sarsıcı. Sizi en çok etkileyen ne oldu çekimler sırasında?
Açıkçası çekimlerin her anı bizi oldukça etkiledi. Çünkü hayatımızda hiç karşılaşmadığımız hatta varlığından ve gerçekliğinden haberdar olmadığımız bir durumun tam ortasındaydık. 4-5 yaşlarındaki çocukların ellerinde minik çuvallarla anne ve babalarının yanlarında onlara yardım etmeye çalışması beni oldukça etkiledi. Çöp yığınlarının arasındaki o minik eller her poşet açtığında insanlığımdan bir kez daha utanıyordum. Evdeki çöp kutumuza neler attığımızı düşünürsek durumun vehametini daha iyi anlayabiliriz. Küçük yaştaki o çocuklar jilet, cam kırığı ve çöpe attığımız tüm materyallerle temas halindeydiler. Sadece bu durum bile bizi derinden etkileyemeye yetti.
Yapı Sanatevi: Oradaki çocuklarla ilgili gözleminiz ne oldu? Bulundukları durumu nasıl karşılıyorlar, nasıl hayalleri var örneğin, geleceği nasıl düşlüyorlar….
Çocuklar diğer yaşıtları gibi öğretmen, polis ve doktor olmak istiyor. Çocukların hayalleri dünyanın her yerinden olduğu gibi orada da aynıydı. Tüm olumsuzluklara rağmen sevgi ile bakan gözleri vardı. Umudunu yitirmiş, sürekli şikayet eden bir yapıda değillerdi ancak bulundukları durumun kötülüğünün de farkındalardı. Tek istekleri okullarını bitirip öğretmen veya polis olmaktı.
Yapı Sanatevi: Filmle ilgili yola çıkış amacınızla, çekimleri bitirdiğiniz süreçte elde ettiğiniz veriler, duygular, yaşananlar bu başlangıç hedefinize ulaştırdı mı sizi; ya da belli bir farklılaşma yaşadınız mı? Bu yönüyle size kattıkları ne oldu?
Açıkçası biz çevre sorunu üzerine yoğunlaşmak istiyorduk ancak çekimlere başladığımızda gördük ki bu konu çerçevesinde insan unsuru büyük bir sorun teşkil ediyor. Bu nedenle insan temelli bir film hazırlamaya karar verdik. Durumun çarpık, yasadışı olması ve hatta insanlıkdışı olması daha önemli bir durumdu. Bu sebeple filmde belediye çöplüğü aracılığıyla çalışma şartlarının kötü ve yanlış oluşunu yansıtmaya çalıştık. Bireylerin olabildiğince gerçek duygularını vermeye çalıştığımız belgeselde duygu sömürüsü ve acıma duygusunu öne çıkarabilecek bölümlere özellikle yer vermedik. Etik olmayacağını düşündüğümüz için film olanı olduğu gibi aktarıyor. Gerçekliği kendi duygularımızı katmadan birebir tanıklarının duyguları ile anlatmayı hedeflediğimiz için film seyirciyi bamtelinden yakalıyor.
Yapı Sanatevi: Bu kısa film neyin altını çiziyor? Neyi hedefliyor?
Bu belgesel film yıllardır gözardı edilen bir gerçekliği ortaya koyuyor. Toplumun bilmediği, görmediği ve tanıklık etmediği hayatları belgeleyerek insanlara aktarıyor. Bu da bir nevi insanlığımızla yüzleşmemizi sağlıyor. Türkiye’de bulunan binlerce belediye çöplüğünde bunlara benzer hayatlar yaşanıyor. Filmi festivallere göndermemizdeki amaç bu konuyla bir an önce yüzleşmemizi sağlamak ve toplumu bilinçlendirerek sorunun çözümü için devlet kurumlarına baskı yapılmasını sağlamak. Belediyelerin bu konu etrafında üç maymunu oynaması, yokmuş gibi davranması yerine olayın iyileştirilmesi için çalışmalar yapması gerekiyor. Bu çalışmaları tetikleyecek en önemli unsur da kamuoyu gücüdür.
Yapı Sanatevi: Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Film ulusal ve uluslararası 9 ödüle sahip. Bunun yanı sıra 20′ye yakın festivalde finale kalarak gösterimi yapıldı. Son olarak ise Fransa’da “International Mediterranean Documentary Film Festivali” uluslararası yarışma bölümünde ilk 5 film arasına giren tek Türk filmi olma başarısını gösterdi.
[Alınteri'nin 2013 Ocak sayısından alınmıştır]